Küçük küçücük bir analiz yapacağım. Haddim değil, bu
kadar çok gazete, bilmem ne kadar köşe yazarı, konunun şu kadar uzmanı varken
benim oturduğum köşeden kelam kesmemin yeri var mı literatürde.
Yok tabi, ama birkaç kelam etmezsem olmayacak.
Bu yazı daha baştan söyleyeyim art niyet taşıyarak
yazılmıştır. Onun için yazının sonuna gelince bu adam art niyetli demeyin ben baştan
art niyetli olduğumu söylüyorum.
Olayı ilk babamdan duydum, dün gece 35 PKK’lıyı uçaklar
vurmuş, dedi. Şaşırdım önce, inanamadım, bu güne kadar asker bir seferde hiç
otuz beş sayısına ulaşmış mı? Sorusu zihnimin tozlu köşelerin şöyle bir
savurdu. Ben, hiç otuz beş tane PKK teröristinin bir gece operasyonu ile
öldürüldüğün duymadım. Hakkâri yakınlarındaki kamplara bile bir aydan fazla
operasyon düzenleyip yüzden fazla terörist öldürüldüğü söylenmiş ama bunları
biz hiç görmedik. Her şeyi görüyoruz, bunları neden göremedik ki.
Sonra tv’de bir komutanın yakaladıkları PKK militanına
yaptığı o insaniyet dolu konuşma görüntülerini izledim. Ben hala işin farkında
değilim, yoksa hala farkında değil miyim, bilmiyorum.
Her neyse, eve gelip şu mesele nedir diye baktığımda her
şey yerine oturuverdi. Asker gece uçaklarla bir grubu bombalıyor, bu grup
kaçakçılık yapan köylüler. Kaçakçılık yaptıklarını sağır sultanın bile bildiği
köylüler. Kaçakçılık yapıldığını bilmiyorduk diyen bir devlet yetkilisi varsa o
belgede, hemen görevine son vermek gerekir.
İstihbarat geliyor ve uçaklar onlarca katırında bulunduğu
köylüleri katlediyor. Ya bizimkiler salak ya PKK’lılar. Aralık ayındayız,
dağlarda hava sıcaklığı eksi bilmem kaçlardadır. Bu mevsimde onlarca katır ve
onlarca PKK’lı rahat sığınaklarını bırakacak, o soğukta saldırı düzenleyip
sonra yine kaçacaklar. Sizin hiç kış aylarında PKK’nın bu şekilde bir saldırı
yapacağını aklınız kesiyor mu? Benim kesmiyor, hani şehir merkezlerinde olsa
amenna!
Ve’l hâsılı kelam, olayın bir beceriksizlik olduğu
ortada, masum insanlar katledilmiştir. Asker ve devlet(hükümet) bu olay
karşısında büyük bir sıkıntı yaşayacaktır. Bir sabotaj gerçekleştiriliyor bu zavallı
ülkenin insanları üzerine.
Ve neler oluyor.
İşte kitleyi ipnotize etme faaliyeti başlıyor. Otuz beş
tane zavallı insanın cenazesi katırlara yüklenip taşınıyor. Oysa biz hiç
vurulmuş PKK’lıların cenazelerini görmeyiz. Bunları neden görüyoruz, bunların
görünmesini kim istiyor? Asker ya da devlet bölgede neden yok!
Sonra cenazeler otopsiden sonra köye gidiyor. Cenazeler provokasyona
müsait bir şekilde köylülere veriliyor, neden? Sonra bir görüntü yansıyor tüm
ekranlara ve fotoğraflara cenazelerin taşındığı tabutların üzerinde PKK
bayrakları, kim koydu o bayrakları. O bayraklar oraya kondu da ona müdahale
neden edilmedi. Yoksa zaten olması istenen şey o bayrakların oraya rahatça
konulup bu görüntünün verilmesini mi sağlamaktı?
Sanırım, bu sahneyi gören Türkler, “Şu bayraklar ne, bir de masum köylü bunlar
ha! Terörist bunlar, terörist!!!”, “İyi olmuş” “Oh olmuş”… Hepimizin
kafasındaki katliam birden kabul edilmezlikten kabul edilirliğe taşınmış oldu.
Bu sahne ile otuz beş kişi terörle hiç alakaları olmasa bile terörist rütbesine
ulaşmış oldular bu fotoğraflarla.
Bu fotoğrafın bir de arka planı var, PKK bölgenin hakimi
olduğunu göstermiş oldu bölge halkına, ölenlerin üzerine bayraklarını astılar.
Biz burada olmasak devlet size neler yapar,
dedi. Bu katliamın üzüntüsünü yaşayan BDP milletvekilleri açıklama
yapmadan önce kahkahalarla süslediler, üzüntülerini.
Ama bu kadar olay hükümet(devlet) ve Askeri kurtarmaya
yetmezdi. Bir iki özel sahne daha
gerekiyordu. Sağ olsun Uludere kaymakamının yediği dayakta buna tuz biber ekti.
Taziye için köye giden Uludere Kaymakamı, güzel bir dayak yiyor. Zaten oraya
gidişi bu dayağı yesin diye miydi? Dayağı yesin ki bu sadece ölenlerin değil
geride kalanlarında “terörist” olduğunu dünya alem bilsin içindi. Ya benim
çalıştığım bir doğu ilçesinde ki terörün te’sinin bile genel olarak
hissedilmediği yerde, kaymakam masa tenisi oynamaya iki polisle gelirdi okula.
Sen 35 tane insanını kaybetmiş bir köye güvenliksiz neden gidersin? Seni oraya
gönderenler niye göndermiştir? Hatta oranın provokasyonun günlerdir devam
ettiği bir yere.
Devlet bölgedeki iktidarını kaybetmiştir. Bunu başarmak
için elinden gelen her türlü fütursuzluğa da göstermiştir. Devlet bu katliamda
sorumluluğu üzerinden atabilmek için, otuz beş insanın “terörist” olarak lanse
edilmesine izin vermiştir. Bu olsun diye cenazeleri provoke edecek kişilere
teslim ettiler.
Devlet ve Asker, hatalarını kapatmak için daha büyük bir
hataya imza atarak, bölgenin tek gücünün yazıklar olsun ki PKK olduğunu
göstermiş oldu.
Orada yaşayan insanlar daha nice devlet katliamları
gördüler, boşaltılan her köy, Faili meçhul cinayetler… Yıllarca her yüz metreye
askeri kontrol noktaları koyarak, devletin demir yumruğunu Kürtler üzerinde
tutanlar, o şekilde yaparak insanları kontrol ettiklerin düşünüyorlardı. Onlarca yıl bu iş böyle devam etti.
Devletin orada var olduğunu gösteren şey AKP iktidarının
bölgeye yönelik açılımları ile başladı. Bu durum gerçekten rahatsızlık
vericiydi. Ve açılımlar sabote edildi. AKP iktidarda kaldıkça devletleşti. Devletleştikçe
daha da insafsızlaştı. Bu insafsızlığın son noktasında bir katliamla süslendi.
Ve devlet(hükümet) bu durumun kendilerine vereceği zararı
azaltmak uğruna cenazelerin PKK propagandasına dönmesine izin verdi. Böylece
durumdan üzgün olduklarını söyleyecek, ama özde zaten bunlarda PKK imajının
oluşmasına izin verdi.
PKK ve BDP’de bunu başı gözü ile kabul etti. Çünkü bu
durum onlarında çıkarına, onlar da bölgenin hâkimi olduklarını göstermiş oldular.
Sonuç mu?
Küçük bir analiz bu kadar, ama insanları aptal yerine
koyarak oynanan oyun ve ölen insanların acısı beni sadece öfkelendiriyor. Hem
de çok öfkelendiriyor…





