<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054</id><updated>2012-02-16T14:01:44.825+02:00</updated><category term='Kitap'/><category term='Fragman'/><category term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>İZDÜŞÜNCE</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>62</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-3595662553715542053</id><published>2011-12-31T20:04:00.000+02:00</published><updated>2011-12-31T20:04:22.208+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Uludere’de Neler Oldu!</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-BqiQv4_hY98/Tv9OSwh17mI/AAAAAAAABzs/bhbbuGYempw/s1600/604_1772_30102010_7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-BqiQv4_hY98/Tv9OSwh17mI/AAAAAAAABzs/bhbbuGYempw/s320/604_1772_30102010_7.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Küçük küçücük bir analiz yapacağım. Haddim değil, bukadar çok gazete, bilmem ne kadar köşe yazarı, konunun şu kadar uzmanı varkenbenim oturduğum köşeden kelam kesmemin yeri var mı literatürde.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Yok tabi, ama birkaç kelam etmezsem olmayacak. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Bu yazı daha baştan söyleyeyim art niyet taşıyarakyazılmıştır. Onun için yazının sonuna gelince bu adam art niyetli demeyin ben baştanart niyetli olduğumu söylüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Olayı ilk babamdan duydum, dün gece 35 PKK’lıyı uçaklarvurmuş, dedi. Şaşırdım önce, inanamadım, bu güne kadar asker bir seferde hiçotuz beş sayısına ulaşmış mı? Sorusu zihnimin tozlu köşelerin şöyle birsavurdu. Ben, hiç otuz beş tane PKK teröristinin bir gece operasyonu ileöldürüldüğün duymadım. Hakkâri yakınlarındaki kamplara bile bir aydan fazlaoperasyon düzenleyip yüzden fazla terörist öldürüldüğü söylenmiş ama bunlarıbiz hiç görmedik. Her şeyi görüyoruz, bunları neden göremedik ki. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Sonra tv’de bir komutanın yakaladıkları PKK militanınayaptığı o insaniyet dolu konuşma görüntülerini izledim. Ben hala işin farkındadeğilim, yoksa hala farkında değil miyim, bilmiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Her neyse, eve gelip şu mesele nedir diye baktığımda herşey yerine oturuverdi. Asker gece uçaklarla bir grubu bombalıyor, bu grupkaçakçılık yapan köylüler. Kaçakçılık yaptıklarını sağır sultanın bile bildiğiköylüler. Kaçakçılık yapıldığını bilmiyorduk diyen bir devlet yetkilisi varsa obelgede, hemen görevine son vermek gerekir. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;İstihbarat geliyor ve uçaklar onlarca katırında bulunduğuköylüleri katlediyor. Ya bizimkiler salak ya PKK’lılar. Aralık ayındayız,dağlarda hava sıcaklığı eksi bilmem kaçlardadır. Bu mevsimde onlarca katır veonlarca PKK’lı rahat sığınaklarını bırakacak, o soğukta saldırı düzenleyipsonra yine kaçacaklar. Sizin hiç kış aylarında PKK’nın bu şekilde bir saldırıyapacağını aklınız kesiyor mu? Benim kesmiyor, hani şehir merkezlerinde olsaamenna! &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Ve’l hâsılı kelam, olayın bir beceriksizlik olduğuortada, masum insanlar katledilmiştir. Asker ve devlet(hükümet) bu olaykarşısında büyük bir sıkıntı yaşayacaktır. &amp;nbsp;Bir sabotaj gerçekleştiriliyor bu zavallıülkenin insanları üzerine. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Ve neler oluyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;İşte kitleyi ipnotize etme faaliyeti başlıyor. Otuz beştane zavallı insanın cenazesi katırlara yüklenip taşınıyor. Oysa biz hiçvurulmuş PKK’lıların cenazelerini görmeyiz. Bunları neden görüyoruz, bunlarıngörünmesini kim istiyor? Asker ya da devlet bölgede neden yok!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Sonra cenazeler otopsiden sonra köye gidiyor. Cenazeler provokasyonamüsait bir şekilde köylülere veriliyor, neden? Sonra bir görüntü yansıyor tümekranlara ve fotoğraflara cenazelerin taşındığı tabutların üzerinde PKKbayrakları, kim koydu o bayrakları. O bayraklar oraya kondu da ona müdahaleneden edilmedi. Yoksa zaten olması istenen şey o bayrakların oraya rahatçakonulup bu görüntünün verilmesini mi sağlamaktı?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Sanırım, bu sahneyi gören Türkler, &amp;nbsp;“Şu bayraklar ne, bir de masum köylü bunlarha! Terörist bunlar, terörist!!!”, “İyi olmuş” “Oh olmuş”… Hepimizinkafasındaki katliam birden kabul edilmezlikten kabul edilirliğe taşınmış oldu.Bu sahne ile otuz beş kişi terörle hiç alakaları olmasa bile terörist rütbesineulaşmış oldular bu fotoğraflarla. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Bu fotoğrafın bir de arka planı var, PKK bölgenin hakimiolduğunu göstermiş oldu bölge halkına, ölenlerin üzerine bayraklarını astılar.Biz burada olmasak devlet size neler yapar,&amp;nbsp;dedi. Bu katliamın üzüntüsünü yaşayan BDP milletvekilleri açıklamayapmadan önce kahkahalarla süslediler, üzüntülerini. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Ama bu kadar olay hükümet(devlet) ve Askeri kurtarmayayetmezdi.&amp;nbsp; Bir iki özel sahne dahagerekiyordu. Sağ olsun Uludere kaymakamının yediği dayakta buna tuz biber ekti.Taziye için köye giden Uludere Kaymakamı, güzel bir dayak yiyor. Zaten orayagidişi bu dayağı yesin diye miydi? Dayağı yesin ki bu sadece ölenlerin değilgeride kalanlarında “terörist” olduğunu dünya alem bilsin içindi. Ya benimçalıştığım bir doğu ilçesinde ki terörün te’sinin bile genel olarakhissedilmediği yerde, kaymakam masa tenisi oynamaya iki polisle gelirdi okula.Sen 35 tane insanını kaybetmiş bir köye güvenliksiz neden gidersin? Seni orayagönderenler niye göndermiştir? Hatta oranın provokasyonun günlerdir devamettiği bir yere. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Devlet bölgedeki iktidarını kaybetmiştir. Bunu başarmakiçin elinden gelen her türlü fütursuzluğa da göstermiştir. Devlet bu katliamdasorumluluğu üzerinden atabilmek için, otuz beş insanın “terörist” olarak lanseedilmesine izin vermiştir. Bu olsun diye cenazeleri provoke edecek kişilereteslim ettiler.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Devlet ve Asker, hatalarını kapatmak için daha büyük birhataya imza atarak, bölgenin tek gücünün yazıklar olsun ki PKK olduğunugöstermiş oldu. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Orada yaşayan insanlar daha nice devlet katliamlarıgördüler, boşaltılan her köy, Faili meçhul cinayetler… Yıllarca her yüz metreyeaskeri kontrol noktaları koyarak, devletin demir yumruğunu Kürtler üzerindetutanlar, o şekilde yaparak insanları kontrol ettiklerin düşünüyorlardı. &amp;nbsp;Onlarca yıl bu iş böyle devam etti. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Devletin orada var olduğunu gösteren şey AKP iktidarınınbölgeye yönelik açılımları ile başladı. Bu durum gerçekten rahatsızlıkvericiydi. Ve açılımlar sabote edildi. AKP iktidarda kaldıkça devletleşti. Devletleştikçedaha da insafsızlaştı. Bu insafsızlığın son noktasında bir katliamla süslendi. &lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLineBreakNewLine]--&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Ve devlet(hükümet) bu durumun kendilerine vereceği zararıazaltmak uğruna cenazelerin PKK propagandasına dönmesine izin verdi. Böylecedurumdan üzgün olduklarını söyleyecek, ama özde zaten bunlarda PKK imajınınoluşmasına izin verdi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;PKK ve BDP’de bunu başı gözü ile kabul etti. Çünkü budurum onlarında çıkarına, onlar da bölgenin hâkimi olduklarını göstermiş oldular.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Sonuç mu? &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KKe0FV_gKh0/Tv9NtockekI/AAAAAAAABzk/OCjxYy-Oo8c/s1600/untitleda%25C3%25BCui%25C4%25B1a%25C3%25BCu.bmp" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/-KKe0FV_gKh0/Tv9NtockekI/AAAAAAAABzk/OCjxYy-Oo8c/s200/untitleda%25C3%25BCui%25C4%25B1a%25C3%25BCu.bmp" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;ATLAR VE KATIRLAR TEPİŞİYOR ALTTA ÇİMENLER EZİLİYOR…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;Küçük bir analiz bu kadar, ama insanları aptal yerinekoyarak oynanan oyun ve ölen insanların acısı beni sadece öfkelendiriyor. Hemde çok öfkelendiriyor…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-3595662553715542053?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/3595662553715542053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2011/12/uluderede-neler-oldu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/3595662553715542053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/3595662553715542053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2011/12/uluderede-neler-oldu.html' title='Uludere’de Neler Oldu!'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-BqiQv4_hY98/Tv9OSwh17mI/AAAAAAAABzs/bhbbuGYempw/s72-c/604_1772_30102010_7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-4157906016331924226</id><published>2010-05-15T23:09:00.002+03:00</published><updated>2010-05-15T23:21:09.992+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Yüzüklerin Efendisi – J.R.R. Tolkien</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S-7_upgueyI/AAAAAAAABfs/6k4P7KCaYOU/s1600/30-+Y%C3%BCz%C3%BCklerin+Efendisi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S-7_upgueyI/AAAAAAAABfs/6k4P7KCaYOU/s200/30-+Y%C3%BCz%C3%BCklerin+Efendisi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5471591774183914274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Üç ciltlik bir başyapıt. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Fantastik edebiyatın en önemli yazarlarından olan Tolkien’in başyapıtı olan Yüzüklerin Efendisi, fantastik edebiyata yön vermiş kitaplardan biridir. İlk yayınladığı 1954 yılından günümüze kadar her dönem ilgiyle karşılanmış ve milyonlarca okura ulaşmış bir eserdir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin sinemaya uyarlanmasıyla birlikte kitaba olan ilgi son yıllarda yeniden artmıştır. Başarılı bir sinema uyarlaması ile beyazperdeye aktarılan film kitabın okuyucularının büyük çoğunluğunca beğeniyle karşılanmıştır. Sinema uyarlaması bence de başarılı olmuştu. Kitaptaki birçok bölüm perdeye yansımamış olsa da bunu mazur gösterecek sebepler haklı görülebilir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kitap içerisinde fantastik ögeleriyle göz dolduruyor. Hikaye için kendi dünyasını oluşturan Tolkien, diğer kitaplarıyla bir bütün olarak hayali bir Orta Dünya kurmakta. Bu dünyada insanla, üstün varlık elfler, cüceler, büyücüler, hobbitler, entler, dev kartallar, orklar, kurtlar, hayaletler, füller, dev örümcekler, ne olduğu kitap içindeki tasvirleriyle ortaya çıkan daha nice unsurlar roman içinde karşımıza çıkıyor.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Mekan ise tamamen baştan çıkarıcı, Tolkien romanı için fantastik bir dünya kuruyor. Orta Dünyanın içinde kendinizi bu maceraya kaptırmama imkanınız yok gibi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yüzüğü taşıma görevi görece en zayıf olan Hobbitlere verilerek zayıf olmanın büyük işleri başarmada engel olamayacağı fikri kitap içerisinde veriliyor. Dostuk, arkadaşlık, mücadele, ihanetler üzerine kurulmuş bir roman Yüzüklerin Efendisi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kitaba dönecek olursak, kitap üç cilt halinde Metis Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırıldı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Birinci bölümün adı, Yüzük Kardeşliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölüm, Bilbo’nun yüzüğü yeğeni Frodo’ya bırakıp gitmesiyle başlar, Gandalf’tan neler yapacağın bilgisini alan Frodo belli bir zaman sonra yolcuğa başlar.  Mordor’da yükselen kötülüğe karşı güç yüzüğünün hüküm dağına yapacağı yolculuk böylece başlamıştır. Frodo ve arkadaşları tek yüzüğü hüküm dağının alevlerine atmak için bir araya gelirler. Dokuz yolcu peslerinde kara süvariler ve başka kötülükler varken kötülüğün kalbine doğru yola koyulurlar, çeşitli maceralardan geçerler, Elf diyarında kurulan konsey ile  Hobbitler, insanlar, cüceler, elfler, ve büyücüler yüzüğü yok etmek için bir kardeşlik oluşturular. Ama daha yolun başında zorluklar ve kayıplar onları beklemektedir. Birinci kitabın sonunda kardeşlik dağılır. Gandalf, Moria geçitlerde kaybolmuş, Dere kenarındaki Ork saldırısı sırasında Boramir hayatını kaybetmiş, Frodo ve Sam arkadaşlarından ayrılarak gizlice kendi yollarına gitmişler. Mery ve Pippin orklar tarafından kaçırılmıştır. Aragon, cüce Gimli ve Elf Legolas, onları kurtarmak için orkların peşine takılmışlardır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Birinci kitap bu şekilde sonra erer. Bulunan karakterler, anlatımdaki ustalık ve olayın heyecanı sizi hemen ikinci kitabı okumaya sevk edecektir. İkinci kitap bir geçiş kitabıdır ama heyecan durmadan akmaya devam eder. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İkinci kitap: İki Kule adındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci kitapta artık ana grubun dağılmasından sonra üç yeni grup oluşmuştur. Bunların kendi içerisindeki yaşadıkları olaylar iki bölüm olarak verilmektedir. Birinci bölümde Arogorn, Gimli, Legolas, ile Mery ve Pippin başından geçen olaylar yer almaktadır. Kaçırılan hobbitlerin peşine düşen Arogorn ve arkadaşları onları uzunca bir süre takip ederler. Onları bulduklarında ise orkların tamamı Rohan süvarileri tarafından yok edilmiştir. Ama arkadaşlarından haber yoktur. Onlar da Rohan süvarileri ile Tek Ev’e giderler. Mery ve Pipin Rohan Süvarileri orkları biçerken bir şekilde kurtulmuş ve ormana kaçmışlardır. Buradar Orta Dünya’nın en yaşlı canlısı Ent Ağaçsakal ile karşılaşmışlar ve bu arkadaşlıkları onları Saruman ile savaşa götürmüştür. Mordor’un hizmetkarı olan Saruman Entlerin saldırısıyla mağlup edilmiş, Kulesine hapsedilmiştir. Bu sırada geçitlerde kaybolan Gandalf geri dönmüştür. Aragorn ve arkadaşları Rohan ile birlikter ilk büyük savasını Miğfer Dibi’de yapmaktadır ve buradaki başarılarıyla Orta Dünyanın kaderini değiştirecek önemli hamlelerden birini yapmış oluyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Frodo ile Sam ise yalnız başlarına karanlığa doğru yüzükle birlikte yolculuklarına devam ederler. Ama bir üçüncü olarak Smeagol da onlara katılmıştır. Yüzüğü uzunca bir süre taşımış olan bu Smeagol’un artık, vahşi bir hayvandan farkı yoktur. Tek düşüncesi yüzüğü ele geçirmektir ama bunun için uygun zamanı gözlemektedir. Frodo ve Sam’e bilmedikleri yollarda rehberlik edecek onları bataklıklarda geçirip Mordor’a götürecektir. Mordor’a girmek için Kara kapıdan geçemeyince Smeagol’u takip ederek Cirith Ungol merdivenlerini kullanırlar ve murada Shelob adlı dev bir örümceğin ininden geçmek zorunda karırlar. Orada uğradıkları saldırı sırasına Smeagol onlara ihanet eder, Frodo yaralanır, Sam ise onun öldüğün zanneder. Yüzüğü kendisine alır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Üçüncü Kitap: Kralın Dönüşü’dür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aragorn yıllardır Mordor’la savaşan Gondor’a yardım için gitmektedir. Gondor, Kralın ölümünden sonra vekilharçlar tarafından yönetilmektedir. İşte Asıl kral olan Aragorn bu bölümde tacını geri alır; ama bu Mordor’un zorlu saldırılarına karşı Gondor’un savunulmasını gerektirmektedir. Gondor Kuşatması Rohan’ın gelişi ile zafere döner. Aragorn’un getirdiği kuvvetlerle çayırlardaki savaş kazanılır. Gondor kurtulur. Ama gerçek zafer için yüzük taşıyıcısının asıl işini yapması gerekmektedir. Ona destek olabilmek için Gondor’dan yola çıkan ordu karanlıklar ülkesi Mordor’un Kara kapılarına gider. Kara kapılar açıldığında karşılarında kendilerinden katkat büyük bir ordu ile sarılan Gondor için tek bir zafer ihtimali vardır. Bu sırada Frodo ise Shelob tarafından öldürülmemiş sadece uyuşturulmuştur. Frodo’yu baygın bulan orklar onu kendi kulelerine taşımışlardır. Sam onu kurtarmak için Orkların kulesine girer ve onu orkların kendi arasındaki kavganın yardımıyla kurtarır. Gölge diyarı içerisinde hüküm dağına doğru gitmeye başlarlar. Dağdan aşağı inerken büyük ovada büyük bir hareketlilik vardır. Askerler kara kapılara doğru gitmektedir. Bu sayede görece yolları açılan Frodo ve Sam hüküm dağına ulaşırlar. Yüzüğe iyice bağlanan Frodo onu ateşe atıp yok etmeye gönlü razı olmayınca yüzüğü parmağına takıp kaybolur. Uzunca zamandır görünmeyen Smeagol ortaya çıkar ve ondan yüzüğü parmağıyla birlikte alır. Ama arbede sırasında yüzükle birlikte Smeagol alevlerin içerisine düşer ve yüzük yok olur. Karanlığın gücü yok olur ve zafer kazanılır…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bu kitabı okuduktan sonra bir daha başka bir fantastik kitabı okumak istemeyebilirsiniz. Ama fantastik edebiyatın başyapıtını okumadan diğerlerini okumanın da anlamı yok!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İyi okumalar.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-4157906016331924226?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/4157906016331924226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/05/yuzuklerin-efendisi-jrr-tolkien.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/4157906016331924226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/4157906016331924226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/05/yuzuklerin-efendisi-jrr-tolkien.html' title='Yüzüklerin Efendisi – J.R.R. Tolkien'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S-7_upgueyI/AAAAAAAABfs/6k4P7KCaYOU/s72-c/30-+Y%C3%BCz%C3%BCklerin+Efendisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-7504727898961695485</id><published>2010-05-08T17:59:00.001+03:00</published><updated>2010-05-08T18:00:56.656+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı – Mustafa Kutlu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S-V8l9XoiwI/AAAAAAAABfM/QOirlqcJsQw/s1600/29-+Tahir+Sami+Beyin+%C3%96zel+Hayat%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 138px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S-V8l9XoiwI/AAAAAAAABfM/QOirlqcJsQw/s200/29-+Tahir+Sami+Beyin+%C3%96zel+Hayat%C4%B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468914314082028290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bir durup kendine, zamana ve hayata yeniden bakma sebebi verecek olan bir hikaye Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ama yüzyılımızın bizi içine alıp götürdüğü, zihnimizi kendi beklentilerine göre harmanladığı bir dünyada Tahir Sami Bey, sadece bir “saf” adamdan başka birisi değildir. Güzel adamdır, temiz adamdır, kimseye zararı olmayan bir adamdır, … adamdır; lakin bizim çağın adamı değildir. Çünkü onunla bizim aramızda, zaman değişmiştir, anlayışlar değişmiştir ve hepsinden öte insan değişmiştir. Tahir Sami Bey ile birlikte hepsi göçüp gitmiştir başka bir zamana ya da başka bir zaman diliminde kalmıştır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Tahir Sami Bey, kimsenin görmediği bir devlet dairesinde arşiv memurudur. Hiç evlenmemiştir. Bunun sebebi de kitaba olan tutkusunu başlatan Sahaf İskender’in, kitapla izdivaç olanın başka izdivaç yapamayacağına dair telkinidir. Evlenmez ve kitap toplar, köye ve köylüye dair ne bulursa alır ve bir kütüphane oluşturmanın gayreti içine girer. Sade bir adamdır ihtirasları yoktur, büyük beklentileri yoktur. Çalıştığı daireye kilit vurulduğunda dahi oradan ayrılamaz, çünkü gidecek başka bir mekanı yoktur. Neyzen kahvesine ve sahaflara gidip gelir, biraz antikaya merakı vardır ama parası yoktur. Hepsi bu kadardır… evdeki iki bekar ablasıyla yaşar gider. Ama kitaplar evde odalardan taşınca çolak ablasıyla tartışıp evi terk eder. Kitaplarını kapanmış olan işyerine getirir, mektuplar yazar elindeki kitapların bir kütüphaneye bağışlama için, hiçbir yerden cevap gelmez. Yıllarca biriktirdiği kitapların üzerinde ölür Tahir Sami Bey, cesedi üç gün sonra bulunur. Kitaplarını ne olur?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Mustafa Kutlu, bu çağda yaşayan ama bu çağın dışındaki bu adamı bizim evlerimize konuk edip onunla kendimizi şöyle bir tartmaya davet ediyor sanki bizleri. Tertemiz bir adam koyuyor önümüze ve aramızdaki farklara bir bakmamıza sebep oluyor. Burun kıvırıp geçeceğimiz bir adamdır aslında Tahir Sami Bey, ömrünü üç beş kitabı biriktirmekle geçirip, kendisiyle evlenmeye can atan Hülya’yı görmezden gelen, tek zevki neyzenler kahvesinde ney dinlemek olan garip bir adamdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Oda ölüp gitmiştir, bizde ölüp gideceğiz. O biriktirdiklerini götürememiştir, ama tertemiz bir adam olarak göçüp gitmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ya biz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Mustafa Kutlu’dan Okunmaya değer bir hikaye daha. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-7504727898961695485?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/7504727898961695485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/05/tahir-sami-beyin-ozel-hayat-mustafa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7504727898961695485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7504727898961695485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/05/tahir-sami-beyin-ozel-hayat-mustafa.html' title='Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı – Mustafa Kutlu'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S-V8l9XoiwI/AAAAAAAABfM/QOirlqcJsQw/s72-c/29-+Tahir+Sami+Beyin+%C3%96zel+Hayat%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6223082266202594366</id><published>2010-03-20T22:57:00.001+02:00</published><updated>2010-03-20T22:59:50.875+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Huzursuz Bacak – Mustafa Kutlu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S6U3H07_gHI/AAAAAAAABes/rYWipjaE3R8/s1600-h/28-+Huzursuz+Bacak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 138px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S6U3H07_gHI/AAAAAAAABes/rYWipjaE3R8/s200/28-+Huzursuz+Bacak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450823531610734706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bir bacağın huzuru kaçmış, tüm vücut bundan etkilenmiyor olabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ülkenin bir ucunda küçük bir ilçede görev yapan bir memur için yeni çıkan kitaplara arzu ettiği zamanlarda kavuşabilmesi biraz zaman alıyor. Kitap satış sitelerindeki sepete eklediği kitapların belli bir sayıya ulaşmasını beklemek zorunda kalıyor. Sepetteki sayı ile okuma isteği arasındaki denge bir araya gelince kitaplar kargodan elinize düşüveriyor. İlk gün hangisinden başlasam heyecanı yaşıyorsunuz. Birkaç farklı sıralama yapıyor ve her nedense bu sıralama ne yazık ki devamlı değişiyor. Okumak güzel şey bazı kitapları okumak için beklemek ve huzursuz olmak da güzel.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu ülkenin her geçen gün değiştiğini bu değişimin gözle görüldüğü içinde yaşanıldığı aşikar. Dindar kesimin bu değişimden etkilenen ve bu değişimi etkileyen en aktif kesim olduğu da aşikar. Ama bu değişimin neler getirip neler götürdüğüne dair tespitlerin yapılmasında aşikar olunmadığı kanaati bende hakim. Dindar kesimin zenginleşmeyle birlikte –parayla imtihanları sırasında- yaşadıkları travma ortaya net bir şekilde ne yazık ki konamıyor. Dindar kesim, kendilerini kapitalist düzen içerisindeki benzerlerinden ayıracak atraksiyonlar ortaya koyamadıkları gibi onlardan daha acımasız bir tutum içerisine de girebiliyorlar.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Mustafa Kutlu, bu durumu hikayeleri ile gözler önüne sermeye çalışan bir hikayeci. Hikayelerinin bir çoğunda dindar kesimin yaşadığı kırılmaları gözler önüne sermeye çalışmıştır. Huzursuz Bacak’ta işte bu kırılmalar silsilesinin son halini anlatan bir hikaye kitabı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Çünkü artık kırılmalar daha da derinleşmiş. Kırılmayı yaşayan dindarlar eskiden bu durumu utana sıkıla açıklamaya çalışırken artık bunu gönül rahatlığı ile dile getirebilmektedirler. Yaptıkları şeyler hayatın onları yapmaya zorladığı şeyler olarak ortada durmaktadır. Onlarda “voleyi vurup” yırtmak için yapmaları gereken şeyi yapmışlarıdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitabın kahramanı Ömer Faruk, yurtdışından  ülkesine dönünce bıraktığı değerlerin hiçbirinin yerinde kalmadığına şahit olur. Mustafa Kutlu Ömer Faruk’un şahitliğinde dindar kesimdeki kaymayı anlatır hikaye boyunca. Ömer Faruk, gördükleri karşısında şaşkınlık yaşamaz, hatta onlara artık söylenmesi gerekenleri, biz eskiden böyle düşünmezdik bile demeye gerek duymuyor, bir iç murakabe ile kendince hesaplaşıyor. Ama bacağı ne yazık ki onu rahat bırakmıyor, yaşanılanlar karşısında duyulan huzursuzluk kendisini bacakta gösteriyor. Dil bir şey diyemese de bacak çok şeyi anlatıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Mustafa Kutlu, yaşadığımız günlere dair oldukça hoş bir metin ortaya koşmuş. Bunun hikayeyi okuyan dindarlara bir faydası olur mu bilemem. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İnşallah olur…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6223082266202594366?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6223082266202594366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/03/huzursuz-bacak-mustafa-kutlu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6223082266202594366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6223082266202594366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/03/huzursuz-bacak-mustafa-kutlu.html' title='Huzursuz Bacak – Mustafa Kutlu'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S6U3H07_gHI/AAAAAAAABes/rYWipjaE3R8/s72-c/28-+Huzursuz+Bacak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-5576388255609989627</id><published>2010-02-21T21:27:00.002+02:00</published><updated>2010-02-21T21:30:29.771+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Ve Sen Kuş Olur Gidersin - Tarık Tufan</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S4GJlDhpVfI/AAAAAAAABec/UcKzKR4GjDY/s1600-h/27-+Ve+sen+ku%C5%9F+olur+gidersin.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 132px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S4GJlDhpVfI/AAAAAAAABec/UcKzKR4GjDY/s200/27-+Ve+sen+ku%C5%9F+olur+gidersin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440781094534862322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kitabı okumaya başlamadan önce kitabın denemelerden oluştuğunu düşünüyordum. Nerden öyle bir düşünceye sahip oldum bilmiyorum; ama bir roman/öykü okuyacağım aklımın ucundan bile geçmiyordu. Birkaç yazı sonra yazıların birbiriyle bağlantılı şekilde ilerliyor olması beni biraz şaşırttı. Yoksa bunlar birer deneme değil mi! Bir kitabı okumadan kitap hakkında nereden sahip olduğumu bilemediğim bir kanaat beni güzel bir romanı deneme zevkiyle okumama neden oldu. Bu kitap deneme olarak da rahatlıkla okunabilir kanaatimce.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Tarık Tufan’ın okuduğum ilk kitabı “Ve Sen Kuş Olur Gidersin”, eğer bu kitap bende bir hayal kırıklığı yaratmış olsaydı gerçekten üzülecektim. Ama hem yazarın üslubunu hem de işlediği konun içerisindeki hüznü, yaşamın getirdikleri karşısında aciz kalan bir adamın tüm hallerini görmenin kırıklığına tanık olabilmekten dolayı kitabı oldukça beğendim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kitap bir günlük samimiyetinde, bir deneme derinliğinde ve bir roman tadıyla yazılmıştı. Romanın kahramanı kendi başından geçenleri anlatıyordu. Karşımızda samimi bir kahraman vardı ve hayata dair izlenimlerini deneme derinliğinde veriyordu. Sonuçta bir deneme, günlük güzelliğinde roman karşımıza çıkmıştı. İfademde yanlışlık olmasın günlük tarzında yazılmış bir roman değil kitap, sadece bende öyle bir duygu uyandırdı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Trajik bir hikaye var karşımızda buğulu camlara yazılıp kaybolacak cinsten, herkesin kendi hikayesi gibi: Anne ve babası arasındaki ayrılığın ardından annesiyle yaşamaya başlayan kahramanın hayatı, annesinin ölümüyle tamamen başka bir duruma dönüşür. İyi bir üniversite mezunu ve işinde başarılı bir gençtir ama içine kapanan kahramanımız yavaş yavaş toplumdan uzaklaşmaya başlar. İş yerinde sebep olduğu yangından sonra işten atılır, tamamen evine kapanır ve kendisini toplumdan tamamen dışlar. Bir buhran yaşamaktadır. Tek sevdiği kadını asla mutlu edemeyeceği düşüncesiyle başkasıyla evlenmesine izin vermiştir. Sonunda kendisini öldürmek ister, bunu da başaramaz. Gördüğü tedaviden sonra tekrar hayata döner. Kuş kafesi yapan bir yerde çalışmaya başlar ama yaptığı her kafesin bir kirişini zayıf bırakmaktadır. Çünkü kendisi gibi kapana kısılmış olan kuşların bir şekilde bu kafeslerden kurtulmasını arzu etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ve Sen Kuş Olur Gidersin, okunmaya değer güzel bir kitap. Sade ve güzel bir anlatımı var, derinlikli felsefi göndermeleriyle kahramanın iç dünyasında yaşadıklarını edebi dilin incelikleriyle okuyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Tarık Tufan güzel bir çalışmayı usta işi bir yazarlıkla kaleme almış, okunmaya değer de artar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-5576388255609989627?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/5576388255609989627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/ve-sen-kus-olur-gidersin-tarik-tufan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/5576388255609989627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/5576388255609989627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/ve-sen-kus-olur-gidersin-tarik-tufan.html' title='Ve Sen Kuş Olur Gidersin - Tarık Tufan'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S4GJlDhpVfI/AAAAAAAABec/UcKzKR4GjDY/s72-c/27-+Ve+sen+ku%C5%9F+olur+gidersin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-1341625493093129364</id><published>2010-02-15T00:03:00.000+02:00</published><updated>2010-02-14T23:13:46.407+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>15 Subat, Sevgiliyi Terk et!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3hmPdhyZZI/AAAAAAAABeU/220gfPUnb3w/s1600-h/antidote.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 126px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3hmPdhyZZI/AAAAAAAABeU/220gfPUnb3w/s200/antidote.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438208965860287890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bu yazı 14 Şubat Sevgililer Gününü aşağılamak için yazılmıştır…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Modern insan hiçbir şeye gerektiği değeri vermez; sadece veriyormuş gibi yapar. Değer sadece bir göstergeden ibarettir modern insan için. Hissedemediği şeye değer vermeye çalışan sahtekar bir yüzdür onun yüzü. Olduğu gibi görünmeyen, göründüğü gibi olamayan insandır, modern insan. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Her 14 Şubata yeni sevgilisiyle girer modern insan. Modern insanın dişisi de erkeği de birbirinden beterdir. Al birini vur ötekine hesabı, zaten bu halleri yüzünden durmadan birbirlerine vurulurlar ve “sevgili” denilen mahluk ortaya çıkar. Bu mahlukatın tapınma günüde 14 Şubattır. 15 Şubatta başka sulara doğru açılarak genellikle birbirlerinden uzaklaşırlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Günümüz insanın sevgisi, sevgiye bir hakarettir. Günümüz insanını sevgisi reklamik ve laçkadır. Ruha değil tribünlere oynar. Sevginin gerçek bir kalbe ihtiyacı vardır yaşayabilmek için oysa bunlar kalp şeklinde içi boş bir kırmızı balonla işi kotarmaya çalışırlar. Balon ertesi güne solar, elde bir ayıyla kalır bizim sevgi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Modern insan bir şeyi kutlamaya başlamışsa onun ölüm fermanı yazılmıştır. Hatta ölmüştür de ağlayanı yoktur. Kutladıkları şey artık bir meta olmuştur. İfade ettiği değer tamamen karaborsa olmuştur. “Değer” diye bir şey var mı günümüz insanında o bile tartışılabilir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Günümüz insanı sadece görünür şeylere değer verir. Bu yüzden günümüz insanının imanı zayıftır… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Günümüz modern insanı, her durumda hak ettiği değere sahip olamadığını rahatlıkla söyleyebiliyor. Evi, işi, eşi, nesi varsa aslında daha iyisine sahip olmalıdır ama yapacak bir şey yoktur. Hepsi şu anki durumlarından daha iyisine sahip olmayı hak ettiğini ama bunun kendisine verilmediğinden yakınır. Fırsatı buldu mu hak ettiğini düşündüğüne doğru yelken açmakta bir beis görmez. Piyangodan para çıksa ilk karısını boşar modern insan. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Evlenmekten bu yüzden kaçarlar, ama sevgili değiştirmekte pek mahirdirler… 14 Şubattaki sevgili artık eski sevgilidir ve hangisi önce yeni sevgiliyi bulursa ötekini terk etmelidir. Orman kanun işler modern insanın ruhunda. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Dedik ya her şey göstermeliktir bu çağda. Her şey alenen yapılır. Modern insan biraz da pişkin, mahremiyet duygusu diye bir şeye de sahip değildir bu yüzden. Modern insan bu benim özel hayatım diye bas bas bağırarak özel hayatını sokakta yaşayan bir embesil grubudur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Neyse bugün 15 Şubat, Sevgiliyi terk et, yenisini aramaya başla. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-1341625493093129364?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/1341625493093129364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/15-subat-sevgiliyi-terk-et.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/1341625493093129364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/1341625493093129364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/15-subat-sevgiliyi-terk-et.html' title='15 Subat, Sevgiliyi Terk et!'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3hmPdhyZZI/AAAAAAAABeU/220gfPUnb3w/s72-c/antidote.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-1117782269210385496</id><published>2010-02-14T18:58:00.001+02:00</published><updated>2010-02-14T19:01:02.942+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Mehdix – Turgay Güler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3gsJe3vZcI/AAAAAAAABeE/Kj_GB9rJ2tk/s1600-h/26-+mehdix.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 127px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3gsJe3vZcI/AAAAAAAABeE/Kj_GB9rJ2tk/s200/26-+mehdix.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438145091467175362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Turgay Güler’i televizyonda yaptığı “Sıra Dışı” adlı programı ile tanıdım, çoğumuzun tanıdığı gibi. Elbetteki programın bir gün sonra sabahları yayınlanan tekrarlarını izlemeyi daha çok seviyorum, hiç yoktan arada reklam kesintisi olmuyor. Bu programlarındaki en sevdiğim konuk ise Mehmet Ali Bulut elbetteki. Gündeme aldıkları konular hakkındaki farklı yorumlarını beğenerek izliyorum. Mehdix’i okuma sebeplerimden birisi de M.A.Bulut’un kitabın yayın danışmanlarından olması, yani sıra dışı bir şeyler beklentisi…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Evet, “Mehdix” anlattıklarıyla farklı ve savunduğu tez bakımından oldukça ilginç bir kitap. Mehdi kavramından Deccal’e, asadan Hz. Musa’ya, Mesih’e  kadar geniş bir alandan parçalar günümüzden on yıl sonrasına uyarlanıyor. Bir komplo teorisi var kitapta, kitabın altında olasılık teorisi falan yazmış olsa da adam akıllı komplo teorisini romanlaştırmış Turgay Güler. Tüm komplolar olasılık içerir tabi ki. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Olay 2020 yılında geçiyor. Türkiye’nin Genel Kurmay Başkanı rüyasında kendisine verilen bir görevle irkiliyor. Hz. Musa’nın asası kendisine teslim ediliyor. Ayasofya ibadete açılıyor, Ülke, Avrupa ve ABD’nin saldırısıyla karşı karşıya kalıyor. Mehdi Paşa ise işlerin çıkmaza girdiği anda aldığı ilahi destekle işleri yola koyuyor. Tüm İslam dünyasını arkasına alarak Avrupa’ya ABD’ye ve Büyük Düşman İsrail’e gününü gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitapta anlatılanların gerçek olması için dua etmedim dersem yalan olur. Ayasofya ibadete açılsın, orada gidip namaz kılmazsam ne olayım. En çok istediğim şeylerden birisidir Ayasofya’da namaz kılabilmek, inşallah o günleri de görürüz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Romanlaştırılan konu gerçekten dikkat çekici, bir gün gerçekten savaşmak zorunda kalacağız. Mehdi’nin yardımı belki bizimle olmayacak ama “mehdix”lerin iş başında olmasını umut ediyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Şimdiden iyi okumalar. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-1117782269210385496?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/1117782269210385496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/mehdix-turgay-guler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/1117782269210385496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/1117782269210385496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/mehdix-turgay-guler.html' title='Mehdix – Turgay Güler'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3gsJe3vZcI/AAAAAAAABeE/Kj_GB9rJ2tk/s72-c/26-+mehdix.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-4007773208276114255</id><published>2010-02-13T20:53:00.005+02:00</published><updated>2010-02-13T22:11:20.552+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fragman'/><title type='text'>Hapishane=Okul</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3b12JPUykI/AAAAAAAABd8/lUDytVkHdWk/s1600-h/tar%C4%B1k+keskin+5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 115px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3b12JPUykI/AAAAAAAABd8/lUDytVkHdWk/s200/tar%C4%B1k+keskin+5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437803910638389826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Her okul bir hapishane kapatır, çünkü her okul bir hapishanenin yapacağını fazlasıyla yapar...&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-4007773208276114255?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/4007773208276114255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/fragman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/4007773208276114255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/4007773208276114255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/fragman.html' title='Hapishane=Okul'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3b12JPUykI/AAAAAAAABd8/lUDytVkHdWk/s72-c/tar%C4%B1k+keskin+5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6338747037056608232</id><published>2010-02-08T20:24:00.003+02:00</published><updated>2010-02-08T20:29:11.391+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Lütfen Gereksizse Kitapları Kapatın!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3BXqEt00eI/AAAAAAAABdU/7JrofxHswWQ/s1600-h/kitap+okumuyoruz.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3BXqEt00eI/AAAAAAAABdU/7JrofxHswWQ/s200/kitap+okumuyoruz.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435941130568258018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ülkemizde televizyon izleme oranları ne kadar yüksek ise kitap okuma oranı da o derece düşük.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hepimiz kitap okumanın önemi üzerinde duruyor ve mutlaka kitap okuma oranlarını artırmamız gerektiğinde bahsediyoruz. Televizyon söz konusu olduğunda yüzümüzü ekşitiyor ve bir an önce kapatmaktan başlayarak, olumsuz yönlerini döküveriyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Gariptir ki övülen şey hakir, reddedilen ve dışlanan ise tercih edilen olarak karşımıza çıkıyor. Bu ters orantı oldukça ters; ama realite bu!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kimse insanları televizyon seyretmeye teşvik etmiyor; ama televizyon çok seyrediliyor. Herkes –ben kitap okumam ama diyenler bile- kitap okumayı tavsiye ediyor; ama kitap okunmuyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Okullarda da zorunlu olarak yapılan tüm çalışmalar hep ters tepki veriyor. İstek ön plana alınınca beraberinde başarı da geliyor. Zorunlu kitap okuma çalışmaları da nedense başarılı olmuyor. Bir nevi kitaptan nefret etme saatleri olarak karşımıza çıkıyor. Öğretmen kendisi de okumuyor, ama okutmayı vazife edinince iş gitmesi gereken yerden başka bir yere gidiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kendimden biliyorum, öğretmenlerimin tavsiye ettiği kitapları okumaz, onların beğendikleri yazarlardan nefrete yakın bir alaka kurardım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bence bu işi oluruna bırakmakta fayda var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Zorla güzellik olmuyor, kitap okumak istemeyeni: “Tabi ki sen okumasan daha iyi olur,” diye teşvik etmek lazım, böylece okuma oranlarını artırabiliriz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;“Lütfen gereksizse kitapları kapatın!” yeni sloganımız:)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6338747037056608232?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6338747037056608232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/lutfen-gereksizse-kitaplari-kapatin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6338747037056608232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6338747037056608232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/lutfen-gereksizse-kitaplari-kapatin.html' title='Lütfen Gereksizse Kitapları Kapatın!'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S3BXqEt00eI/AAAAAAAABdU/7JrofxHswWQ/s72-c/kitap+okumuyoruz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-8082659265727591713</id><published>2010-02-07T17:53:00.001+02:00</published><updated>2010-02-07T17:54:50.401+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fragman'/><title type='text'>İz Düşünce</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S27iLSOc1_I/AAAAAAAABdM/k51ansUethg/s1600-h/iZD%C3%9C%C5%9E%C3%9CNCE.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 146px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S27iLSOc1_I/AAAAAAAABdM/k51ansUethg/s200/iZD%C3%9C%C5%9E%C3%9CNCE.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435530483781654514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Uzunca bir zamandır yeni bir blog oluşturmak kararındaydım. Ancak bunu bir türlü aktif hale getirememiştim. Bu gün itibariyle bu isteğim çok şükür gerçekleşmiş oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kendi ismimi taşıyan bloğumda sadece “edebi” yazılarıma yer vermek istiyorum. Bu bloğun içeriği içerisinde yer vermeyi düşünmediğim düşünce yazılarım için ise ikinci bir blog açmaya karar vermemin ardından yeni bloğumun altyapısı oluşmaya başladı.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“İz Düşünce”&lt;/span&gt; işte bu altyapının sonucunda ortaya çıktı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Makale, deneme ve köşe yazılarım bundan sonra yeni bloğumda olacak. Bende yazılarımı buradan paylaşma imkanı bulacağım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“İz Düşünce”&lt;/span&gt; yazılarımda iyi niyetli ve adaletli olmayı en önemli öncelik olarak tutmaya çalışacağım. Vicdanı elden bırakmadan yazmayı Allah nasip etsin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bloğumda özellikle kitaba dair yazılar özel bir yer tutacak. Bunun dışında aynaya yansıyan izler, düşünce iklimimden geçerek yansıyacak bloğumdan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Katkı ve yorumlarınız için şimdiden teşekkür eder, iyi okumalar dilerim...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-8082659265727591713?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/8082659265727591713/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/iz-dusunce.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8082659265727591713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8082659265727591713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/iz-dusunce.html' title='İz Düşünce'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S27iLSOc1_I/AAAAAAAABdM/k51ansUethg/s72-c/iZD%C3%9C%C5%9E%C3%9CNCE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-580595236174757922</id><published>2010-02-06T16:28:00.002+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.331+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Uçuş Denemeleri – İbrahim Tenekeci</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2181o-ySWI/AAAAAAAABb8/aU3fQETtiv0/s1600-h/25-+U%C3%A7u%C5%9F+Denemeleri.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 128px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2181o-ySWI/AAAAAAAABb8/aU3fQETtiv0/s200/25-+U%C3%A7u%C5%9F+Denemeleri.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435137586281728354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Uçmaya hazırsanız, lütfen ellerinizi gökyüzüne açıp dua etmeye başlayın. Çünkü ölüm sizi kanatlandırmak için her an yanınıza gelebilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İbrahim Tenekeci’nin Uçuş Denemeleri adlı kitabını okuyunca bu kitap tek cümleyle nasıl anlatılabilir, diye düşündüm. Ve, “Uçuş denemeleri günlük hayatın içinden devşirilmiş tespih taneleridir.” Cümlesi uçup geldi zihnime.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu kitap, günlük hayatın içerisinde karşılaşılan bir sürü küçük şeyin bir şair ruhtan nasıl yansıyabileceğinin göstergesi. Deneme mi günlük mü bilemiyorum. Türlerin birbirinin içine geçerek yeniden inkişaf ettiği edebiyatımızda denememi günlük mü yoksa şiir miydi okuduklarım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Boş verin metin değil midir okuyucu için önemli olan. Kabuk, öz olmadan ne anlam ifade edebilir ki. Uçuş Denemeleri her satırı düşüncelerimizi yeniden harmanlamamız için seçilip bir ipe/kitaba dizilmiş. Her daim elimizden düşürmediğimiz bir tespih gibi çevirip çevirip bakmakta fayda var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yetmiş iki sayfalık bir hayat manifestosu, hayata bakış, hayattan beklentiler ve diğer alem için hazırlıklar bildirgesi. Ama öyle başkaldırarak değil baş eğerek, tevazu içinde bir yazılmış zarif düşünceler topluluğu Uçuş Denemeleri…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Tamam fazla abartmayalım, bir kitap bir kitaptır nihayetinde okuyandan okuyana değişir elbet alınan nektar. Ben pek sevdim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Belki okursan sende seversin.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-580595236174757922?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/580595236174757922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/ucus-denemeleri-ibrahim-tenekeci.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/580595236174757922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/580595236174757922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/ucus-denemeleri-ibrahim-tenekeci.html' title='Uçuş Denemeleri – İbrahim Tenekeci'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2181o-ySWI/AAAAAAAABb8/aU3fQETtiv0/s72-c/25-+U%C3%A7u%C5%9F+Denemeleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-131741938933523422</id><published>2010-02-04T14:42:00.002+02:00</published><updated>2010-02-04T14:45:15.989+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Yumruk Savaşları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2rBDkHnUJI/AAAAAAAABb0/KfhCUXJpSis/s1600-h/509.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 100px; height: 140px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2rBDkHnUJI/AAAAAAAABb0/KfhCUXJpSis/s200/509.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434368167355306130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Maşallah! Maşallah! Sizinle iftihar ediyorum sayın vekiller!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bizlere ne güzel günler yaşatıyorsunuz böyle, heyecan katıyorsunuz sıradanlaşan hayatlarımıza.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ne güzel dertleriniz var sizin böyle.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Size kızsam boşuna, kendime kızsam hikaye.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sizin derdiniz ne Allah aşkına bir bakar mısınız? Bir yıl sonra ya da daha öncesi olması muhtemel bir seçime kadar mecliste şovlar mı planlamak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bravo! Çok başarılısınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;“Bir gecede ülke nasıl gereksiz gündeme sürüklenir, diye gösterdiğiniz için CHP – MHP prodüksiyon ve AK Partinin katkılarıyla hazırlanan meclisten canlı yayına alkışlar, alkışlar!”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ülkenin bir sonraki seçime kadar boş şeylerle uğraşmasını ne kadar çok arzu ediyorsunuz böyle.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Planlı bir şekilde gerginliği yükselterek puan toplamaya mı çalışıyorsunuz Sayın Bahçeli! Bonusta arzu eder misiniz? Topladığınız puanlar sizi CHP ile iktidara taşırsa çok sevinirsiniz sanırım. Böylece Ergenekonun avukatıyla birlikte iadeyi itibar dağıtırsınız vatan evlatlarına(!) Silivri önlerinde. Sevgili paşalarınızla Doğu ve Güneydoğu’ya İsrail modelini rahatça uygularsınız artık! Vatanı kurtarırsınız insanlığı yok ederken.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;CHP bu ülkede köhneleşmiş devlet sisteminin yegane temsilcisi, bu yüzden halinden memnun oturuyor sıralarında nasıl olsa şovun ilk bölümünü onlar sergilediler. Her şey olduğu gibi kalmalı ya da elli atmış yıl öncesine geri dönse daha memnun olacaklar. Zihinlerine çöreklenmiş “bu devletin sahibi biziz” hastalığı bir türlü iyileşmiyor, iyileşeceğe de benzemiyor. Bu hastalık yüzünden değil mi tüm agrasif tavırları. Sadece her şeyin kötü gitmesi için varlar mecliste sanki.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Köstek olarak nereye kadar gideceksiniz Sayın Baykal! İktidara mı? Tek başına gelemeseniz de MHP ile güllük gülistanlık yönetirsiniz bu ülkeyi! Çok iyi çalışıyorsunuz birlikte gözlerden kaçmıyor uyumunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Doğru ya, siz iktidar olunca asker kesin darbe planı yapmaz, değil mi? Yargıçlar rahat bir nefes alır, değil mi! Sabih Kanadoğlu rahatça emekliliğini yaşar, değil mi? Anayasanın tüm çürümüşlüğü ortadan kalkar, yeni bir anayasaya ihtiyaç kalmaz, değil mi?.. Sizin iktidar olmanıza bir şey diyemem; ama sizin iktidar olmanızla değişmeyecek şeylerin bir an önce değişmesi lazım, yoksa Allah korusun!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ya Size ne oluyor Sayın Başbakan! Siz de işlerin gümbürtüye gitmesini mi arzu ediyorsunuz da kurulan bu tezgaha balıklama dalıyorsunuz. Nerede akl-ı selim. Yoksa sizden de mi şüphe etmeliyiz. Yoksa sizde mi bir sonraki seçimleri düşünüyorsunuz. Aldığımız oyu bir koruyalım, bak bizi çalıştırmıyorlar ne yapalım mı diyeceksiniz! Bu halkın sağı solu belli olmaz…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu oyundan memnun olmadığınızı umut ediyorum Sayın Başbakan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Adamların ar damarları yok belli, her şeyi sizi yıpratmak için kullanacaklar. “Peygamberi” bile kullanmaktan çekinmiyorlar ağızlarını eğerek. Siz onları yumruklarınızla değil, onları çileden çıkartan işlerinizi yaparak susturacakken ne yapıyorsunuz. Bunları kendinize yakıştırabiliyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Beyler sizin olmayabilir ama benim bu ülke için güzel hayallerim var! Ve sizin yumruk savaşlarınızı, ucuz üç kağıtlarınızı bu ülkeye yakıştıramıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HaberTaraf sitesinde yayınlanmıştır... &lt;a href="http://www.habertaraf.com/yazarlar/632.html"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;TIKLAYINIZ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-131741938933523422?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/131741938933523422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/yumruk-savaslar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/131741938933523422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/131741938933523422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/yumruk-savaslar.html' title='Yumruk Savaşları'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2rBDkHnUJI/AAAAAAAABb0/KfhCUXJpSis/s72-c/509.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-3874536200649216410</id><published>2010-02-01T19:24:00.003+02:00</published><updated>2010-02-01T19:27:41.774+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Senaristler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2cOi8uZ-mI/AAAAAAAABbk/OI-z070L0q4/s1600-h/509.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 100px; height: 140px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2cOi8uZ-mI/AAAAAAAABbk/OI-z070L0q4/s200/509.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433327469024901730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Hangi oyunun bir parçasıyız haberimiz var mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Birileri her gün oturup bizim için, bize karşı senaryolar(!) geliştirmişler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Biz dedikleri şey devlet; ama o devlet bizim değil, onların devleti. Onlar kim mi? Kendilerini bu halkın aptal olduğuna inandırmış, güdülmedikleri sürece yanlış tarafa gideceğine kesin kanaat getirmiş olanlar. Seçtikleriyle birlikte, onları seçme aymazlığını gösterecek halkı akıllandıracak olan apoletler ve apoletik bürokratlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Onlar bu ülkenin kurucu unsuru olarak kendilerini gören bir grup paronayak! Her şeyi bir tehlike olarak algılıyorlar. Her şeyden nem kapıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bir tek hayalleri var: Kendilerine ait bir “kullar devleti” oluşturmak. Onların her dediklerini kabul edecek bir halk ortaya koymak. Sormayan, sorgulamayan, seç dediklerini seçecek, yat dediklerinde yatacak, öl dediklerinde ölecek!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ama nedense bu halk onların istediği kalıba bir türlü giremiyor, oysa o kadar darbe, o kadar yılın tek tipleştirme ideolojisi niye tutmuyor? Bunu gördükçe daha bir zıvanadan çıkıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yüzlerce öğrenciyi havaya uçurmayı, farklı düşünceden insanları kurşunlamayı, insanları maç yapsınlar diye(!) stadyumlara doldurmayı planlıyorlar. Tek tek fişledikleri adamları toplayacaklar, demek ki hepimize bir rol yazmışlar. Kimimizi dövecekler, kimimizi ezecekler, kimilerini de sevecekler!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;28 Şubat’ta yazdıkları senaryoyu sahneye koymayı başaranlar, o filmin devam filmlerini de çekmeyi ne kadar arzulamışlar. Bir devam filmi olsun diye 12 Eylül’ün senaryosunu kendilerine örnek almışlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;28 Şubat’ı aralarında bir pişmanlıkla yad ediyorlar. Yanlış yaptık, diyorlar, silahlı bir darbe yapmadıklarına hayıflanıyorlar. Derbest edilmesi gerekenleri tarih sahnesinden silmiş olsalardı sonradan yeni senaryolara gerek kalmayacaktı kanaatlerince; ama olmadı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Olmuyor ne yazık ki! Senaristler iyi çalışmışlar, her biri zulmün zirvesinde senaryolar yazmışlar. Birbirleriyle yarışmışlar sanki!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bazı senaryoların bazı bölümleri çekilmeye başlanmış ama bir türlü tam sonuca ulaşılamamış. Hep bir sekteye uğrama söz konusu olmuş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ama bu senaristlerin hala durduklarını zannetmiyorum. Şimdi de yazmaya devam ediyorlardır. Yakında onlardan da haberdar olacağız muhakkak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bunların ipliğini pazara çıkaranlara şükran borçluyuz, hiçbir gerçek gizli kalmıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Hiçbir suç da cezasız. Biz bu dünyanın fani olduğunu bilecek kadar iman etmiş insanlarız. Bu dünya kimseye kalmıyor ağam!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Hesap günü çetin geçecek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Habertaraf'ta yayınlanmıştır... &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.habertaraf.com/yazarlar/577.html"&gt;Tıklayınız...&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-3874536200649216410?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/3874536200649216410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/senaristler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/3874536200649216410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/3874536200649216410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/02/senaristler.html' title='Senaristler'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2cOi8uZ-mI/AAAAAAAABbk/OI-z070L0q4/s72-c/509.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6678326582238245606</id><published>2010-01-31T19:52:00.004+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.331+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Korkma Ben Varım – Murat Menteş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2XES9_xzAI/AAAAAAAABa0/r3UAmIuiiqM/s1600-h/24-+Korkma+Ben+Var%C4%B1m.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 133px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2XES9_xzAI/AAAAAAAABa0/r3UAmIuiiqM/s200/24-+Korkma+Ben+Var%C4%B1m.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5432964355651128322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kitabı okuduktan sonra ondan bahsederken kelimeleri seçmekte zorlanıyor insan. Zihnim bir bombardımandan çıkmış gibi. Şok edici kurgusu karşısında şapkanız varsa hemen çıkarmanız gerekir, ben şapka kullanmadığım için bunu yapamıyorum. Hiçbir zaman böyle bir roman yazamayacağım için kıskançlıktan çatlamaya hazırım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bütün anti-kahramanlar burada toplanmışlar. Bir iş için anti-kahramanlara mı ihtiyacınız oldu? Ne yazık ki bundan sonra kahraman bulmakta zorlanacaksınız. “Dublörün Dilemması”ndan sonra&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt; Murat Menteş “Korkma Ben Varım”&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; ile tüm anti-kahramanlara ambargo koyup kendi romanının içerisinde hayat vermiş. Bu adamlar gerçek olamazlar! Ama ben onları okudum. Hayal ettim ve artık kesinlikle gerçekler! Figüranları bile kahraman olan kaç roman okudunuz. Kahraman bildiğiniz adam bir sayfa sonra alnının ortasından vurulup beyni ortalığa saçıldığında ne düşüneceğinizi bilemiyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Kan deryasında yüzen Aşk romanı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Korkma Ben Varım, zekanın, kelime oyunlarının tavana uzandığı merdivenin üst basamağında duruyor. Bundan sonra yukarıya yine bizi Murat Menteş çıkarır. Yeni bir romanı için en azından birkaç yıl daha bekleyecek olmak, üzüntü verici.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İsimlerine hayran olduğum kahramanların romanı, bir sürü ismiyle müsemma -ismini oku hayat hikayesi seni bulsun- kahraman, “Hayati Tehlike”, Atom Bombacıyan”, “Şebnem Şubumi”, “Aziz İstanbul”, “Asya Maya”, “Müntekim Gıcırbey” , “Fuat Atıf Tufa”, ve diğerleri karnavalın döryüzyirmidört sayfasından birinde her an karşınıza çıkıp yine aynı hızla cenazelerini bir sayfada bırakabilirler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bu adamların hepsi kendi dünyalarının filozofları, sıradan adamlar felsefe yapıyor bu romanın kıyısında köşesinde. Ortadan bir ırmak akıyor ki o ırmaktan iki kere yıkanmayı düşünmeden kan deryasında buluyorsunuz filozoflarınızı. Çin’den, şuradan buradan öyle vecizeler dökülüyor ki bunların gerçek mi yoksa yazarın aforizmalarımı olduğuna karar veremiyorsunuz. Sadece okuyor ve etkileniyorsunuz. Etkisini bazen tebessüm, bazen şaşkınlık bazen de ironi olarak gösteriyor düşüncelerinizde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Siz iyisi mi hemen bir kitapçıya gidin, kitabı alın ve okuyun. Kitapçıya gitmeden de alabiliyorsanız süpersiniz. Belki sizde bir zamanlar bir süper kahramandınız. Bunun kitapla alakası var, kitap okumakla değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Murat Menteş’i bizlere böyle fantastik heyecanlar yaşattığı için tebrik ediyor, kitabı içinde anlatılan gerçeklerin cereyan etmemesi için kitaplığımda &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;“Dublörün Dilemması”&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;nın yanına bırakıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Not: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Dublörün Dilemmasının yanında &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Kaosa Mütevazı Bir Katkı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;, onun yanında da &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;“Aynalı Barikatlar”&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; duruyor… &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak - 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kitaphaber.net'te yayınlanmıştır...&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/"&gt;Tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6678326582238245606?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6678326582238245606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/korkma-ben-varim-murat-mentes.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6678326582238245606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6678326582238245606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/korkma-ben-varim-murat-mentes.html' title='Korkma Ben Varım – Murat Menteş'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S2XES9_xzAI/AAAAAAAABa0/r3UAmIuiiqM/s72-c/24-+Korkma+Ben+Var%C4%B1m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-3254015436124544145</id><published>2010-01-24T21:55:00.002+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.332+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır? – Bülent AKYÜREK</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1ymJPBvYhI/AAAAAAAABZ0/jyXfs2evBYs/s1600-h/%C3%B6%C4%9Fle+namaz%C4%B1na+nas%C4%B1l+kalk%C4%B1l%C4%B1r..jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 137px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1ymJPBvYhI/AAAAAAAABZ0/jyXfs2evBYs/s200/%C3%B6%C4%9Fle+namaz%C4%B1na+nas%C4%B1l+kalk%C4%B1l%C4%B1r..jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430397928284840466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bülent Akyürek, kendi şahsına münhasır bir ağabeyimiz. Şahsını kitaplarından tanırım on yıla yakın bir zamandır. Ne zaman yeni bir kitap yazsa hemen alır okur, daha önce okumuş olduklarımı da ara ara tekrar okumaktan büyük bir zevk alırım. Romanlarındaki o kimseye benzemeyen üslubu, deneme ve eleştiri yazılarıyla daha da bir ön plana çıktı. Sert, agresif ve kimseye bana mısın demeyen ağabeyimiz, doğru bildiğini söylemekten hiçbir şekilde geri durmuyor. Söylenmesi gereken ne ise kelimelerin kendisine sağladığı tüm cephaneyi boşaltmak onun için hiç zor olmuyor. Yıllarca sokaklarda topladığı gözlemlerin, on beş bin kitaptan alınan polenlerin bereketi ve son beş yıldır da iman etmiş bir yüreğin kuvvetiyle yazıyor. Allah yolunu açık etsin ağabey!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Sokağın nabzını tutuyor Bülent Akyürek, bu nabzın artık düzensiz attığın gördüğü gün roman yazmayı bıraktı, bu nabza iyi gelecek şerbeti bulacak yazılar yazıyor kendi zaviyesinden. Doğruyu eğip bükmeden söyleyecek adamların azaldığı bir dönemde, doğruyu söylemenin gerekli olduğunu gösteriyor yazdıklarıyla. Cemaatin hoşuna giden değil, duyması gerekenleri söyleyecek hocaları görmek istiyor minberde mihrapta…&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Mizahı ve ironiyi kullanmaktaki başarısını söylenecek söz yok! Bazen argo tabirler de girse satırlarının arasına o bu da ona yakışıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Bülent Ağabeyin son kitabı &lt;strong&gt;“Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır!”&lt;/strong&gt; adıyla tâ baştan dikkatleri üzerine topladı. Herkesin sabah namazına nasıl kalkılacağına dair kitaplar yazdığı dönemde o ya hu kardeşim siz daha öğle namazına, ikindiye, akşama kalkamıyorsunuz ki sabaha kalkmanın edebiyatını yapıyorsunuz, diyor.(o böyle demiyor da ben öyle anladımJ) Kendi kitabının dünya koşuşturmacası içerisinde namazını aksatanlara uyarı maksadında yazıldığını söylüyor. Dinin direğini/manifestosunu yerine getirmeyenlere tüm bahanelerini yüzlerine vurarak namaza çağırıyor.&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Kitaptan bazı başlıkları sıralayıp fazla uzatmayacağım, “Aklı Namaz Olmayanın Kulağı Ezanda Olmaz”, “Beynamaz Edison Cennetlik Mi!”, “Müslüman Namazını Kılmalı Ve Bencil Olmalıdır!” “İşyerim Müsait Değil Bu Yüzden Namaz Kılamıyorum”, “Pantolonum Kırışıyor Bu Yüzden Namaz Kılamıyorum”, “Bizi Cehenneme Götürecek Şey İyiliklerimizdir!” Ve kırkın üzerinde birbirinden enfes deneme-eleştiriler sizleri bekliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Dünyaya ilişkimizin ne olması gerektiğini “&lt;strong&gt;Olmak ya da olmamak&lt;/strong&gt;” yerine “&lt;strong&gt;Cennete Gitmek ya da Gitmemek!&lt;/strong&gt;” olarak özetleyiveriyor.&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Ellerine sağlık Bülent Akyürek, kalemine kuvvet!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;İzzet KOÇAK &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-3254015436124544145?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/3254015436124544145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/oglen-namazna-nasl-kalklr-bulent.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/3254015436124544145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/3254015436124544145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/oglen-namazna-nasl-kalklr-bulent.html' title='Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır? – Bülent AKYÜREK'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1ymJPBvYhI/AAAAAAAABZ0/jyXfs2evBYs/s72-c/%C3%B6%C4%9Fle+namaz%C4%B1na+nas%C4%B1l+kalk%C4%B1l%C4%B1r..jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6042648498251540495</id><published>2010-01-23T21:35:00.000+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.332+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Meleksel Dokunuşlar - Murat KOÇAK</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1yhM8DaMjI/AAAAAAAABZs/b8polYY7y50/s1600-h/Meleksel+Dokunu%C5%9Flar.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 139px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1yhM8DaMjI/AAAAAAAABZs/b8polYY7y50/s200/Meleksel+Dokunu%C5%9Flar.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430392494352904754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Sevgili Agabeyim Murat KOÇAK'ın ilk kitabı MELEKSEL DOKUNUŞLAR çıktı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kendisini gönülden tebrik ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center; font-family: verdana;"&gt;.&lt;br /&gt;MELEKSEL DOKUNUŞLAR ÜZERİNE GÜZELLEME&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;“Meleksel Dokunuşlar” gönül yağmurlarının toprağa kavuşmasıdır. Mananın misk-i amber yaymasıdır derin bir sükûnet içerisinde hayata. Meleksi bir temastır her yağmur tanesinin tene dokunuşu; çünkü yağmur tanesini bir melek indirir gökyüzünden.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;“Meleksel Dokunuşlar” kalbin ritmik atışıdır kelimeler denizinde. Her atış bir var oluşun anahtarıdır. Yürür sayfalarca benliğimize. Aşk olur, hüzün olur, sevinç olur, toplanır avuç içlerinde bir dua olur, mahpushane damında dertli ozanın türküsü olur, ameliyat masasındaki kardeşe mesafeleri yok eden yakınlığı olur…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;“Meleksel Dokunuşlar” bir şiirdir satırları aşıp okyanuslara karışan. Gönül telinin edep notasında durmadan tınlayan. Sessizlik içinde çağlayan zamana bir im koymaktır edebice. Olmak için ölmek; ölmek için olmak gerektiğini bilen duyuşun sesidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;“Meleksel Dokunuşlar” melekleri çağırmaktır hayatın kirlenen sokaklarına. Meleklerden yana taraf olmaktır bir dağ gibi. Onurdan ve haysiyetten, merhamet ve adaletten, namustan ve güzel ahlaktan, sevgiden ve aşktan yana meleklerle beraber olmaktır. Melekçe düşünerek dokunmaktır hayatın her zerresine usulca.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;“Meleksel Dokunuşlar” dünya “çöl”ünde sürgün kalmış, “ateş”i imtihanların en çetini olarak bilmiş, “yağmur”a sevgilinin merhametiyle kavuşmuş, ruhunu “balçık”tan bir bedenle örtmüş insanın, hayata dair yüksek sesle okunması gereken anlatısıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;“Meleksel Dokunuşlar” hepsi hepsi bir kitaptır, içinde kelimelerin çağladığı. Okuyanların yüreklerine ırmakların aktığı. Bir yazıya sığdırılamayacak kadar derin bir iç çekişin serencamıdır hepsi…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bu kadar sözün üzerine okunmasını tavsiye etmemek abestir; lakin dünyadan herkes payına düşeni alır. Ben aldığım pay için “Meleksel Dokunuşlar” kitabı yazarı Sevgili Murat KOÇAK’a teşekkürü bir borç bilirim…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Rabbim hayırlı eyler inşallah!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6042648498251540495?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6042648498251540495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/meleksel-dokunuslar-murat-kocak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6042648498251540495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6042648498251540495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/meleksel-dokunuslar-murat-kocak.html' title='Meleksel Dokunuşlar - Murat KOÇAK'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1yhM8DaMjI/AAAAAAAABZs/b8polYY7y50/s72-c/Meleksel+Dokunu%C5%9Flar.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-2040203417868595214</id><published>2010-01-23T21:26:00.001+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.332+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>İçinizdeki Öküze “OHA” deyin! - Bülent Akyürek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1yfMfqO68I/AAAAAAAABZM/_WZ5gBQK0HI/s1600-h/i%C3%A7imizdeki+%C3%B6k%C3%BCze+oha+diyelim.png"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 132px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1yfMfqO68I/AAAAAAAABZM/_WZ5gBQK0HI/s200/i%C3%A7imizdeki+%C3%B6k%C3%BCze+oha+diyelim.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430390287707859906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yıllar önce bir sonbahar günüydü. Kitapevinin kapısından dışarıyı seyrediyordum. Ereğli’de biraderlerin küçük bir kitap kırtasiyeleri vardı. Hala var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kitapevinden içeri liseyi beraber okuduğum bir arkadaşım girdi. Hoşbeşten sonra bir kitap aradığını söyledi. Kitabın adını sanını söyledi. Yazarından bahsetti biraz. Radyoda program yapıyormuş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bilmiyorum dedim, ne adamı tanıyordum ne de çıkardığı kitaptan haberim vardı. Ama hafta içi Konya’da olacağımı kitabı oradan temin edip kendisine getirebileceğimi söyledim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;O kitap bir “kişisel gelişim” kitabıydı. Kitabı bulmakta zorluk çekmedim, çünkü kitap çok satanlar listesindeydi. O tarihten sonrada kişisel gelişim kitaplarının çok satanlar listesinden düştüğünü görmedim. Çok şükür bu günlerde bir kitap onların tahtını yıkmak için çarpışıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kitabı hafta sonu arkadaşa götürmeden o gün okudum. Vaaavvvv! Dedim, İçimde saklı duran cevheri çıkartmamı sağlayacak kitap bu! Yanılmıştım; ama olsun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hafta sonu arkadaşa kitabı değil; kitaplar teslim ettim. Çünkü ikinci kitabı da piyasaya çıkmış olan zat, ultra mega reçeteleriyle sizi ilk kitapta bulamadığınız zırvalarla bu kez kesin geliştirecekti. Arkadaşım kitapları almaktan memnun, ben memnun. O ilk sene kazandığı sınıf öğretmenliğini dondurmuş, daha iyi bir yer kazanmak için çalışıyordu. Radyoda zatın programlarını dinliyor, gaz bombardımanıyla birlikte tozpembe hayaller kuruyordu. Sene sonunda ÖSS soruları çalınınca ilk sınav iptal edildi, ikinci sınavda da istediğini alamadı. Kitaplar başarısız olmuştu. Bir sene önce kazandığı sınıf öğretmenliğine gitti sonra.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bense her şeyi oluruna bırakan, rabbim bir kapı açar biz kendi işimize bakalım, nasipte ne varsa o olur, diyen sıradan adamlardan biriydim. Şükür biraz hoplayıp zıplasam da hala öyleyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ne vakit kişisel gelişim kitaplarıyla hemhal oldum. Artık hayatın her dakikası boşa geçirilmemesi gereken, kazanmak ve başarmak üzerine kurulu bir çarka dönüştü. Bu çark birbirine referanslar veren bir sürü “kişisel gelişim” kitabını okumaya sürükledi. Kitap okumakla aramda bir sıkıntı olmadığı için onları da okudum. Aksırıncaya tıksırıncaya kadar okudum. İki sene öncesine kadar iyi bir “kişisel gelişim cemaati” üyesiydim. İki sene evvel ne oldu bilmem. Bunların hepsi faso fiso deyip, cemaatten ayrıldım. Reçeteler bünyeye uymuyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Biraderimle isimlerimizde yarım kafiyelik bir uyum olsa da, düşünce ve kalp yönüyle oldukça yüksek bir uyum sergiliyoruz. O da kişisel gelişim kitaplarına gıcık olmuş ben uzaklardayken, sonra mekansal olarak yakın olduğumuzda bu saçmalıklara dair yazılar yazdığını söyledi. Ama Bülent Akyürek, ağabeyimden hızlı çıktı. Çünkü ağabeyimin okuduğu kişisel gelişim kitabı sayısı iki elin parmaklarını geçmezdi, Bülent abi yüzlerce okumuş:))))&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Velhasıl-ı kelam, Bülent AKYÜREK ağabeyim, Kişisel gelişimcilerin burnunun üstüne yumruğu indirdiği kitabı “İçinizdeki Öküze Oha Deyin!”i çıkardı. Ben okudum. Daha önceki kitaplarını okuyanlar dilinin argoya yatkınlığını bilir. Bazen bu argo sizi rahatsız etse de kitap okunması gerekenler listesinde olmalı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ben, pek kitaptan alıntılar yapmayı sevmem, Bülent Ağabey yazmış, Alın okuyun, iyi olur.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-2040203417868595214?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/2040203417868595214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/icinizdeki-okuze-oha-deyin-bulent.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2040203417868595214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2040203417868595214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/icinizdeki-okuze-oha-deyin-bulent.html' title='İçinizdeki Öküze “OHA” deyin! - Bülent Akyürek'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1yfMfqO68I/AAAAAAAABZM/_WZ5gBQK0HI/s72-c/i%C3%A7imizdeki+%C3%B6k%C3%BCze+oha+diyelim.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-3032337728218990868</id><published>2010-01-23T21:20:00.000+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Bağdat Fragmanı - Yıldız Ramazanoğlu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1yeBIuxjkI/AAAAAAAABZE/GxidAvnOAvE/s1600-h/Ba%C4%9Fdat+fragman%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 129px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1yeBIuxjkI/AAAAAAAABZE/GxidAvnOAvE/s200/Ba%C4%9Fdat+fragman%C4%B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430388993062702658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;"Bu kitap kifayetsiz kelimelerden oluştu"...  (Y.R.)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Birkaç gün önce İsrail askerlerinin Gazze’ye yönelik kapsamlı bir yok etme saldırısına başladığını izledim, televizyonda.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ellerimi yüzüme kapatıp, hiç yüzlerini görmediğim Filistinli kardeşlerime karşı kendimden utandım. Nasılsa unutacaktık birkaç gün sonra olup bitenleri, nasılsa hatırlamak bile istemeyecektik. Bildik sloganlarla birkaç gün ah! vah! edip bildik dünyamızın içinde kaybolup gidecektik. Ve utandım basitçe!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hala da utanmaya devam ediyorum!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İnsan nasıl bir varlık anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum. Bu vahşet, bu gözü dönmüşlük nasıl bir şey ve bütün bunlara karşı duyulan umursamazlık… Kabul etmişlik… Saçma sapan geliyor her şey, rezil ve utanç verici.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İşte bu ahval içinde Yıldız Ramazanoğlu Hanımefendinin “Bağdat Fragmanı” kitabını okumaya başladım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Utancım kat be kat artı, utanarak kurtulamayacaktım dünyadan, şahit olmakta gerekiyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bir yazarın gözlerinden Bağdat başta olmak üzere Afganistan’da, Filistin’de, Afrika’da, yaşananlara şahit oldum. Bu ne ağır bir şehadet. Ölümlere, yıkımlara, kana, tecavüzlere, cinayetlere…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hep görmezden geldiklerimizi, hep bildiklerimizi ama unutma sandığına sakladıklarımızı unutmayalım diye önümüzü/ önüme koymuştu Yıldız Hanım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Milyonlarca yetimden, duldan… Açlıktan, ölümden… çaresizlikten sahneler koydu önümüze… Acıyı ta kalbinden hissettim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kalpsizliği gördüm tüm yaşanalar karşısında. Kuma soktuğumuz kafalarımızla ne kadar vicdansız kaldığımızı gördüm.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Gördüklerim ağır geldi, çok ağır…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İşte “Bağdat Fragmanı” unutmaya mayaladığımız insanlığımıza sesleniyor. Bir şeyler kaldı mı insanlıktan bilmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-3032337728218990868?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/3032337728218990868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/bagdat-fragman-yildiz-ramazanoglu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/3032337728218990868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/3032337728218990868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/bagdat-fragman-yildiz-ramazanoglu.html' title='Bağdat Fragmanı - Yıldız Ramazanoğlu'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1yeBIuxjkI/AAAAAAAABZE/GxidAvnOAvE/s72-c/Ba%C4%9Fdat+fragman%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-5099753955743372418</id><published>2010-01-16T19:26:00.002+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Dört Oyun – Bernard Shaw</title><content type='html'>&lt;a style="font-family: verdana;" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1H3cXs23DI/AAAAAAAABV0/-EEDyfyjs20/s1600-h/D%C3%B6rt+Oyun+-+Bernard+Shaw.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 138px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1H3cXs23DI/AAAAAAAABV0/-EEDyfyjs20/s200/D%C3%B6rt+Oyun+-+Bernard+Shaw.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427391092728716338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kitabın hemen başında yazar hayatı ve kitaptaki oyunlar hakkında on sayfalık bir bilgi verilmiş. Burada yazılanları okuduktan sonra böyle bir kişinin yazmış olduğu bir kitabı okumadan bu dünyadan göçüp gidersem üzüleceğime kanaat getirdim. Şöyle bir bakmak için aldığım kitabı bitirmeden bırakmadım.&lt;/span&gt;&lt;p  style="font-family:verdana;"&gt;Bernard Shaw farklı bir kişiliğe sahip, İngiliz Kraliyet Liyakat Nişanını geri çevirirken yazdığı mektupta şunları yazıyor: “Bir oyun yazarı olarak ya Aristofanes kadar uzun anılıp Shakespeare ile Moliere’in arasında yer alacağım ya da yaşlı bir soytarı gibi yüzyıl sonra ermeden unutulacağım. Tarihin benim için vereceği yargıyı bilemem. Ama sadece şu ad bana yeter, (imza) Bernard Shaw.”&lt;/p&gt;&lt;p face="verdana"&gt;&lt;span id="more-4027"&gt;&lt;/span&gt;Yetmiş yaşında Nobel ödülü’nü kazanınca: “Kıyıya çıktıktan sonra bana cankurtaran simidi uzatıyorsunuz” diyerek önce reddeder, sonra ödülü kabul edip aldığı parayla yazarlar için bir fon kurar.&lt;/p&gt;&lt;p face="verdana"&gt;Doksan dört yaşında hayata gözlerini yumar. Bir insanın işe yarar bir şeyler yapabilmesi için en azından üç yüzyıl yaşaması gerektiğini, insanın tam bir şeyleri öğrenmeye başladığı sekseninde doksanında göçüp gidiyor, der. Yüz yaşına kadar yaşamayı kafasına koymuştur lakin ömür hesaplara pek uymuyor.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p face="verdana"&gt;&lt;strong&gt;Dört Oyun&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p face="verdana"&gt;Kitap yazarın dört oyununun birlikte basımından meydana geliyor. Oldukça ilginç ve etkileyici oyunlar. Her oyun  beklediklerinizden farklı bir serüven vaat ediyor ve kuvvetli bir ironi oyunları sarıp sarmalıyor.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Kitaptaki ilk oyun “Sezar ile Kleopatra”. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Zihnimizdeki çağrışımlarının çok uzağındaki kahramanlarla ve olayla karşı karşıya kalıyoruz. Bir güzellik abidesi ve erkekleri baştan çıkaran bir Kleopatra yerine, dadısı tarafından azarlanan bir çocuk karşımıza çıkıyor. Sezar ise dünyaları fethetmekten uzak, yaşlı bir bilge gibi dünyayı dolaşmaktadır. Yolu Mısır’a düşüncede bir devlet adamı gibi Kleopatra’nın kraliçe olarak yetişmesi için didinir durur.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Kitaptaki bir başka oyunda “Pygmalion”dur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Bir dil bilimci, bir çiçek satıcısı kızı alır ve onu kraliçeyi bile kandıracak kadar iyi bir diksiyonla yetiştirmek için iddiaya girer. Kızın kaba saba hallerini ortadan kaldırmak için çetin bir mücadeleye girer. Tabi ki burada kendisini çiçek satarak geçindirebilen kızımız. Bu eğitimden sonra bir hanımefendi olmuştur. Ama artık çiçek satarak hayatını kazanacak durumda değildir. Eğitimcisinin kendisine artık zengin bir koca bulacağı yönündeki telkinlerine, eskiden namusumla çiçek satarak geçinirdim, şimdi paralı birine kendimi satmak zorunda kalacağım, diye eleştirir. İronisi bol, bir kara mizah.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;“Kırgınlar Evi” kitaptaki üçüncü oyun.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Kırgınlar Evi yaşlı Kaptan Shotover gemi biçimindeki evidir. Kaptan, kızları damatları ve misafirleri arasında geçen ilginç bir oyundur. Kaptan ipten kazıktan kopuk tayfasını yola getirmek için zamanında ruhunu şeytana sattığını söyler. Kül yutmaz bir adamdır. Evin içinde yaşananlar karşısında doğru bildiğini en açık şekliyle söyler. Onun için hepsi kaptana kaçık gözüyle bakarlar. Kırgınlar Evi, karaya vurmakta olan bir toplumun içine düştükleri durumu çok ironik bir dille ortaya koymuştur.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Kitabın son oyunu bir “Jan Dark”tır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Kitabın ilk bölümünde Bernard Shaw’ın düvüşçü bir peygamber olarak hayranlık duyduğu Hz. Muhammed’in hayatını oyunlaştırmayı düşündüğü ama bir fanatik Müslüman tarafından öldürüleceğinden korktuğu için bundan vazgeçerek Jan Dark’ı yazdığı bilgisi verilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Jan dark bir köylü kızıdır. Tanrıdan ilhamlar aldığın söyler ve İngilizler karşısında yenilen Fransızların başına geçer. Birçok zafer kazandırır. Ama yaptıkları ne taç giydirdiği kral tarafından ne kilise tarafından ne soylulular tarafından hoş görülmez. Onun bu şekilde yükselmesi ve savunduğu fikirler tüm düzeni sarsacaktır. Bu yüzden kendisi cadılık, büyücülük ve sapkınlıkla suçlanarak İngilizlere satılır. Engizisyon tarafından yargılanarak yakılarak idam edilir. Daha sonra ise itibarı iade edilir  ve daha sonra kendisi kilisece azizler mertebesine yükseltilir.&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Koyu bir Katolik olarak tüm düzeni sarsacak olan Jan Dark’ın hayatı aktarılırken oyuna, kilisenin, soyluların makan ve mevkileri için nasıl davrandıkları da ortaya konur.&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Kitaptaki dört oyunda birbirinde başarılı ve zihin açıcı bir ironiyle taçlandırılmış. Benim anlatmaya çalıştıkların kitabın anlattıkları yanında devede kulak kalır. Bu kitabı okunması gerekenler listesine alın, iyi edersiniz! Ben bir tesadüf eseri okudum ve gerçekten kitaptan ayrılırken üzüldüm.&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Şimdiden size iyi okumalar.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;a href="http://izzetkocak.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;İzzet KOÇAK &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Ocak 2010&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0); font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-5099753955743372418?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/5099753955743372418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/dort-oyun-bernard-shaw.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/5099753955743372418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/5099753955743372418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/dort-oyun-bernard-shaw.html' title='Dört Oyun – Bernard Shaw'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S1H3cXs23DI/AAAAAAAABV0/-EEDyfyjs20/s72-c/D%C3%B6rt+Oyun+-+Bernard+Shaw.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-7715370266365479694</id><published>2010-01-10T13:00:00.002+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Dualar ve Aminler - Arif Nihat Asya</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S0mzp95vsrI/AAAAAAAABU0/GLSeZxCE3ps/s1600-h/Dualar+ve+Aminler+-+Arif+Nihat+Asya.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 126px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S0mzp95vsrI/AAAAAAAABU0/GLSeZxCE3ps/s200/Dualar+ve+Aminler+-+Arif+Nihat+Asya.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425064759717245618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em style="font-family: verdana;"&gt;“Konsun –yine- pervazlara&lt;/em&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;Güvercinler&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;“Hu Hu”lara karışsın&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;Aminler…&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;Mübarek akşamdır; &lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!”&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;(Naat – s. 62)&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Arif Nihat Asya’ı yolu okula düşmüş herkes gibi “Bayrak” şiiriyle tanıyordum. Nedense bir kişinin okul kitaplarına giriyor olması onu sevmemem için yeterli bir sebep olarak görünüyordu gözüme.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Milli ve manevi duygulara önem veren bir şair olarak tanınan Arif Nihat Asya ile benim tanışmam bir şiir kaseti vesilesiyle olmuştu. Elbetteki o kasette okunan şiir de “naat”tı. Seyfullah Kartal’ın “Sır” isimli şiir albümü içerisinde yer alıyordu Naat. Bir şiir, bu kadar güzel olabilir ve bir şiir bu kadar güzel okunabilirdi.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Bu güzel şiiri yazan şairin elbette kitabı alınmalı ve okunmalıydı. Tabi ilk tercihim “Dualar ve Aminler” oldu. İçinde ‘Naat’ın olduğu kitap kitaplığıma girmeyi ilk hak eden olmalıydı.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;“Dualar ve Aminler” ile işte bu tanışmamızın ve kitaplığıma misafir olmasının üzerinden yıllar geçti. Ara ara dönüp okurum…&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span id="more-3955"&gt;&lt;/span&gt;Dualar ve Aminler, şairin diğer şiir kitapları gibi dolu dolu bir kitap. Antolojiler dışında şiir kitaplarının inceliğine alışmış bizler için oldukla hacimli bir kitap.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Dört bölümde iki yüz elli şiir var… Her bölüm kendi içinde oldukça güzel organize edilmiş.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;İlk sayfalarda sizi camilerimizin resmi geçidi karşılıyor… Süleymaniye, Selimiye gibi büyük camilerimize yazılmış şiirlerin yanında Muradiye, Lari Camisi için yazılmış şiirler kitabın ilk bölümünün başında yer alıyor.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Yeni olan –iyi- her şeyi seven Arif Nihat Asya, eskiden de tamamen kopmayı doğru bulmaz. Şiirlerinde heceyi ve aruzu aynı derecede başarılı bir şekilde kullanır. Yeniliklere açıktır. Dualar ve Aminler’de de bunu görüyoruz. Bazı şiirlerinde dili aruz etkisiyle ağırlaşırken büyük çoğunlukla şiirlerinde sade bir dil karşılıyor bizleri.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Kitap içerisinde okurken en çok ilgimi çeken şiirlerin başında mezar taşları için yazılmış kitabe şiirleri oldu. Arif Nihat Asya, arkadaşlarının mezar taşları üzerine yazılması için şiirler kaleme almıştı. Bir şair arkadaşınızdan size verilebilecek en güzel hediye de bu olurdu.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;“Vakit ister, bilirim, hayli uzundur “Yasin”..&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;Durma: Bekler seni akranın, eşin…&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;Lutfedersen yetişir bir kısacık “Fatiha”, din &lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;Kardeşin Hüsnü Reşid Soykan için!”&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;(&lt;em&gt;Hüsnü Reşid Soykan’ın Kitabesi – S. 154)&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Arif Nihat Asya ile tanışmak için en iyi yol, elbetteki kitaplarını okumak olacaktır. Böylece olması gereken de olmuş olacak, bir kitap daha okura kavuşacaktır.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Son olarak Arif Nihat Asya’ın yazmak isteyip de yazamayanlara öğüdünü söyleyip bitirelim.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;İlhamı döktürür satırlar:&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;Sen, yazmayı iste… yazdırırlar! &lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;em&gt;(Yazmak – s. 152)&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0); font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://izzetkocak.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İzzet KOÇAK &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ocak 2010&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0); font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0); font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0); font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-7715370266365479694?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/7715370266365479694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/dualar-ve-aminler-arif-nihat-asya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7715370266365479694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7715370266365479694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/dualar-ve-aminler-arif-nihat-asya.html' title='Dualar ve Aminler - Arif Nihat Asya'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S0mzp95vsrI/AAAAAAAABU0/GLSeZxCE3ps/s72-c/Dualar+ve+Aminler+-+Arif+Nihat+Asya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-7061068851289863592</id><published>2010-01-03T14:53:00.001+02:00</published><updated>2010-02-06T23:53:46.155+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Divan – Mustafa İslamoğlu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S0CToXlwf0I/AAAAAAAABUc/K58bh_nGJyg/s1600-h/divan-butun-siirleri-mustafa-islamoglu.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 121px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S0CToXlwf0I/AAAAAAAABUc/K58bh_nGJyg/s200/divan-butun-siirleri-mustafa-islamoglu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422496273090510658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-family: verdana;"&gt;“gün gelir&lt;br /&gt;şairlerin de dili tutulur&lt;br /&gt;sözler seçilir sözlerden&lt;br /&gt;gerisi unutulur.”&lt;br /&gt;(heyelan Vll – Divan, s.109)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Divan, Mustafa İslamoğlu’nun bütün şiirlerini toplamış olduğu eseridir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Mustafa İslamoğlu’nu genel olarak İslami meseleler üzerine kaleme aldığı eserlerinden tanımaktayız. Bu yelpazede çok geniş bir külliyata sahip yazar, bu geniş külliyatın bence en özel eserlerinden birisi ise Divan’ı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitabın içerisinde çok özel şiirler var. Bu şiirleri okuyunca Mustafa İslamoğlu’nun neden daha çok şiir yazmadığını merak etmiyor değilim. Belki yazmaya devam ediyor; ama bildiğim kadarıyla Divan’dan sonra , varsa yazmış olduğu şiirleri okuyucuları ile paylaşmadı. Tek kitaplı şairler listesinde yer almayı temenni ediyor zannedersem. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitap Hz. Aişe’ye ithaf edilmiş bir şiirle başlıyor:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-family: verdana;"&gt;“eteğinde çamur anne, eteğinde ateş&lt;br /&gt;sanki Kudüs oldun anne, yüzün bir güneş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o ne avuçladığın anne ellerin yanmış&lt;br /&gt;ruhlar ağlaşıyor yine, melekler ayaklanmış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;denizler kabardı sen dur, denizler kabardı&lt;br /&gt;bu ırmaklar yokken anne gözlerin vardı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kundaklanmış saçlarından kıvılcım düştü&lt;br /&gt;yaralanmış tüm aşıklar ona üşüştü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıldızları mı küstürdük uçup giden ne?&lt;br /&gt;belki yoruldu melekler göğü tut anne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eteğinde çamur anne, eteğinde ateş&lt;br /&gt;sanki Kudüs oldun anne, yüzün bir güneş”&lt;br /&gt;(İfk Gazeli – Divan, s. 9)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sadece bu şiir bile kitabın geri kalanını okumak konusunda bir şiir severi ateşlemeye yeter de artar bile. Diğer şiirlerde dili, üslubu ve içeriyle okuyucuyu memnun edecektir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitap içerisindeki şiirler, sekiz bölüme ayrılarak okuyucusuna sunulmuştur. İfk Gazeli, Acı, Hasret, Öfke, Sorgu, İroni ve Ölüm başlıkları ile verilen bölümlerin içerisinde elli dört şiir yer almaktadır.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitaptaki şiirlerden bazıları bestelenerek çeşitli müzisyenlerce seslendirilmiştir. İlk aklıma gelenler, Mikail tarafından seslendirilen, “Çile ve Ümit”, Erdoğan Akın tarafından seslendirilen “İfk Gazeli”, Grup Genç tarafından seslendirilen “Takdim” adlı şiirlerdir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu şiirlerin dışında şairin, dile pelesenk olmuş şiirleri de vardır. “Yasin” adlı naatı bunların başında gelmektedir. Bu şiir Diyanet tarafından düzenlenen naat yarışmasında da ödül almıştır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-family: verdana;"&gt;“ey insan&lt;br /&gt;göklerin öğrencisi, yerlerin öğretmeni ey&lt;br /&gt;sen öğrettin taşa konuşmayı&lt;br /&gt;ağaca selam vermeyi&lt;br /&gt;aya yarılmayı, toprağa dürülmeyi&lt;br /&gt;göklere kurulmayı, durmayı zamanı&lt;br /&gt;yılana ve deveye sevmeyi&lt;br /&gt;ölmeyi, öldürmeyi&lt;br /&gt;yaşamayı sen öğrettin insana”&lt;br /&gt;(yasin – Divan, s. 63)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yasin, kelimesinin Ey İnsan, manasına geldiği kabul edilmektedir. Bu bakımdan şiir, Peygamber Efendimizi insanlığın örnek alması gereken “İnsan” olarak anlatmıştır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Mustafa İslamoğlu’nun Divan’ı şiir severler tarafından okunması gerekenler listesine alınmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İyi okumalar…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Simeranya Yazıları &amp;amp; İzzet KOÇAK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ocak 2010&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-7061068851289863592?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/7061068851289863592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/divan-mustafa-islamoglu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7061068851289863592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7061068851289863592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2010/01/divan-mustafa-islamoglu.html' title='Divan – Mustafa İslamoğlu'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/S0CToXlwf0I/AAAAAAAABUc/K58bh_nGJyg/s72-c/divan-butun-siirleri-mustafa-islamoglu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-7695866836800910736</id><published>2009-12-22T19:55:00.005+02:00</published><updated>2009-12-22T20:05:28.120+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>30 Milyonun Bana Çıkma İhtimalini Sevmedim</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SzEIVJRpxzI/AAAAAAAABTs/XP5ME419CRI/s1600-h/Milli+Kir%21.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SzEIVJRpxzI/AAAAAAAABTs/XP5ME419CRI/s200/Milli+Kir%21.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418120986063652658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Şeytan nefsi olan her varlığa yaklaşmakta hiç zorluk çekmez. Onun fısıltılarını kesmek öyle her baba yiğidin harcı değildir. İnsan olmak onun fısıltılarını duymak için yeter de artar. En olmadık zamanda, en olmadık yöntemlerle karşımıza çıkar ve bir anda alıp götürür tüm biriktirdiklerimizi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Senenin sonuna yılın başına yaklaşırken Piyangonun Millisini oynatan devletimizin kurumu, büyük ikramiyeyi 5 milyon liracık artırıvermiş. Toplam rakam da 30 milyon oluvermiş. Eski rakamla trilyonlar. Büyük para, hem de çok büyük. Bu ülkede yaşayan %99’un hayallerinin bile ötesinde bir miktar. Zaten şeytan da bu noktada devreye giriyor. “Sen! İşte o sen olabilirsin! Para sana çıkabilir. Bir bilet alacaksın, çıkmazsa ne kaybedersin ama çıkarsa.” Sufle cuk oturuyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Evet, ya çıkarsa, birkaç ay önce okuduğum bir yazıda büyük ikramiye kazananlar hakkında bir araştırma yapıldığından bahsediyordu. Bu araştırma, ikramiye kazananların büyük bir kısmının ilk başlarda iyi gibi görünen durumunun sonradan nasıl kötüleştiği aktarılmaktaydı. Başta ailevi ve sosyal sorunlar yaşayan talihli talihsizlerin ellerindeki paralar da belli bir süre sonra suyunu çekmekte gecikmemişti. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;-Yine konuyla ilgili olarak internette de moral dünyası.com tarafından yapılmış bir derleme var, “Kazandığını Düşünüp De Kaybedenler” başlığıyla yayınlanan bir haber. Birebir ikramiye kazanalar düştükleri durumu kendi ağızlarından dile getiriyorlar.-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;“Tabi bunlar parayı bulup da şaşıranlar, yoksa sana çıksa, sen parayı hayır kurumlarına, fakire fukaraya dağıtacaksın. Parayı çarçur edip, karıyla kızla, şunla bunla yemeyeceksin. Çünkü sen akıllı adamsın!” Şeytan hemen hemen hepimize aynı sufleyi veriyor. Bundan değil midir ki bilet almak için kuyrukta bekleyen herkesin bu sufleyi tekrarlaması, yardım edecek, kendisi çok çekmiş ya, iyilikte sınır tanımayacak. Yerseniz tabi ki… Ama kendi kendimize yediriyoruz bu yalanı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hoş, parayı bu şekilde elde edenlerin hayatları kararmamış, parayı iyi şeyler için kullanmış olsalar, bunun dünya için getirisi olabilir; ama ya ahiret için. Tabi benim olayın dini boyutunu açıklamak gibi bir derdim yok, derdi olan zaten ne yapması gerektiğin bilir; ama Yüce Allah, Kuran-ı Kerim’de birçok fiili yasaklarken “yapma” demiyor, “yaklaşma” diyor. Neden! Çünkü yaklaştıktan sonra yapmamak için gerekli olan iradeyi göstermek kolay olmuyor. Nefsimiz yaklaştığımız şeye meylederken, şeytan tüm ataklarının en güzel sözlerle süsleyerek yapıyor.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ben dahil, birçok insanın almayı aklından bile geçirmedikleri halde bu biletlerin ikramiyesine dair hayaller kurdukları muhtemeldir. Çünkü hepimiz bir nefse sahibiz ve hepimiz büyük küçük maddi sıkıntılar yaşıyoruz. Hayattaki tüm sıkıntılarımızın nedenini maddiyata bağlayabiliyoruz. Bu da başlı başına bir yanılgı olarak karşımızda duruyor olsa da düşünmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;30 milyon liranın bana çıkma ihtimali bile beni yeterince rahatsız etmeye yetiyor. Allah kimseyi fakirlik ile imtihan etmesin; ama o kadar zenginlik ile hiç etmesin daha iyi. Hele para öyle gayri meşru bir yoldan geliyorsa. Ben, paranın bana çıkma ihtimalsiz ihtimalin sonuçlarından hiç hoşlanmadım. Ben herkesin sahip olduğundan daha çok iradeye sahip bir insan değilim, herkes kadarım işte, onun için yaklaşmamak benim en iyi yapacağım şey. Bu kadarına güç yetirebiliyorum. Paraya sahip olduktan sonra olabilecekler karşısında düşünmek bile ürkütücü. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Rabbim ellerimizi bırakmasın, yoksa düşmek çok kolay, kalkmak zor olur bizim için. Bu dünya gelip geçiyor, sanki hiç ölmeyecek gibi yaşayamayız biz. Biz, hep yarın ölecekmiş gibi yaşamalıyız. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Allah, bizi günahı hoş gösteren kovulmuş şeytanın şerrinden korusun!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-7695866836800910736?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/7695866836800910736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/12/30-milyonun-bana-cikma-ihtimalini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7695866836800910736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7695866836800910736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/12/30-milyonun-bana-cikma-ihtimalini.html' title='30 Milyonun Bana Çıkma İhtimalini Sevmedim'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SzEIVJRpxzI/AAAAAAAABTs/XP5ME419CRI/s72-c/Milli+Kir%21.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6017420119272133224</id><published>2009-12-20T19:03:00.006+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.334+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Yusuf ile Züleyha – Nazan Bekiroğlu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/Sy5ZFrpzRRI/AAAAAAAABSk/voPuSt0KjLY/s1600-h/yusuf-ile-zuleyha-nazan-bekiroglu.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417365355925554450" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/Sy5ZFrpzRRI/AAAAAAAABSk/voPuSt0KjLY/s200/yusuf-ile-zuleyha-nazan-bekiroglu.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 200px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 129px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serinin en güzel kitabı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timaş Yayınlarının hazırlamış olduğu “Aşk Klasikleri” serisi içerisinden bir başyapıt olarak okuyucusunun karşısına çıkmıştır Yusuf ile Züleyha. Diğer kitapları bir kenara bıraksak bile sırf bu kitabı bize kazandırdığı için yayınevine teşekkür etmek gerekir. Çünkü kitap yayınevinin ısmarlaması üzerine yazılmış. Bu yüzden mi bilmiyorum serinin diğer kitaplarında bir yavanlık var. Bu yavanlığın tamamen ortadan kalktığı bir eser olarak Yusuf ile Züleyha ayrı bir yer buluyor kendisine. Zaten kitabı serinin dışında bir yere koymak gerekiyor kanaatimce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine mükemmel bir dil ve harika bir üslup…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazan Hanımın tüm kitaplarını severek okuyan birisi olarak, onun dil ve üslubu beni eserlerine bağlıyor. Onun cümlelerinin kuvveti, cümlelerinin içerisindeki efsunlu ahenk, sarıp sarmalıyor beni kitaplarını okurken. Bazen kitabın her cümlesi sanki altının çizmek gerektirecek kadar güzel gözüküyor gözlerime. Sanki kelimeler başka bir halin yansıması olarak düşüyor sayfalarına kitabın. Okurken okumanın tüm güzelliğini hissediyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bir kitabı sizin için özel kılan şey, onun sizin ruh halinizi yansıtıyor olmasıdır. Beğendiğiniz bir kitapta, kendi ruhunuzda bulunan ama bir türlü kelimelere dökemediklerinizi bulursunuz. Bu buluşma kitabın sizin için özellikli bir hale gelmesini sağlar. Nazan Bekiroğlu kitapları belki de bu gizli arayışıma her seferinde cevaplar verdiğinden ve bunu mükemmel kelimelerle yaptığından bende ayrı bir beğeni oluşturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf ile Züleyha eserinde Nazan Hanım, Bir kıssayı yeniden kaleme alıyor. Ama kıssayı o kadar güzel işliyor ki kıssa karşımıza daha canlı bir şekilde çıkıveriyoruz. Tabi şunu bir kenara kaydetmek gerekir ki kitabımız Kuran-ı Kerim’de kıssaların bir anlatılış amacı var. Her kıssa kendi içerisindeki yaşanılan tecrübesiyle biz Müslümanlara nasıl ve hangi şart altında olursak olalım İslam’ın hükümlerine göre hareket etmemiz gerektiğini anlatır. Yusuf (as) kıssasını aslında o zaviyeden okumak gerekir. O zaviyeyi düşünmeden bir kıssanın yeniden yazılması bence çok dikkat edilmesi gereken bir vebal olarak yazarının ve okuyucusunun karşısına çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazan Hanımın buna sonuna kadar özen gösterdiğini düşünüyorum. O edebi bir başyapıt ortaya koyarken kıssanın ana yolunu da bozmuyor. Yusuf ile Züleyha arasındaki yaşanan sevgi kendi anlam dünyası içerisinden yansıyor. Bir imtihan ve zorlu bir imtihandan sonra seven sevdiğine kavuşuyor. Bu kavuşma seven olarak Züleyha’nın Rabbine kavuşması olarak taçlanıyor yoksa sadece bir insana kavuşmak olarak kıssanın anlatılışı bir mana ifade etmezdi. İmtihan sürecinde Yusuf (as) duruşu hepimizin örnek alması gereken bir duruştur ki Kuran-ı Kerim’de kıssa, bu duruşun temsili olarak anlatılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşleri tarafından kıskançlık sonucu kuyuya atılan çaresiz bir çocuk olan Yusuf (as). Yıllar sonrasında Mısır’ın Azizi olarak kardeşlerinin karşısına geçiyor. Allah bir şeyin olmasını taktir ettikten sonra hiçbir güç bunu engelleyemiyor; ya da tam tersi olarak Allah bir şeyi takdir etmemişse o da kesinlikle gerçekleşmiyor. Yaşadığımız her an imtihanın yeni bir sahnesi oluyor. Bizler bu imtihanda oğlunu kaybeden Yakup (as) sabrıyla sabır etmemiz gerekiyor yaşadığımız her güne. Karşılaşılan her zorluk ve sıkıntı bizi Rabbimize daha çok yaklaştırmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyu, Zindan ve Züleyha… Hz. Yusuf bu üç nasibi, üç imtihanı, hayatının derin ve karanlık yanıydı ve bunların aşılmasıyla üç aydınlık olarak parıldadılar Yusuf (as) hayatında. Kuyu’da başlayan Zindan’da devam eden ve Züleyha ile son bulan bir imtihan ve aydınlık silsilesi. Kötü görünürken iyi olan, iyi görünürken kötü olanını anlatılmasıydı tüm kıssa. Ve bu kıssa, Nazan Hanımın kelimeleriyle bir inci denizine dönmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşlerinin kıskançlığıyla kuyuya atılmak kötüyken, ona Mısır’ın Azizi olmasının yolunu açıyordu. Mısır sarayında bir azizin karısının sevgisine sahip olup rahat içinde yaşamak iyi görünürken bunu reddedip zindanlara gitmek görünüşte kötü olsa da sonuçları bakımından daha derin bir kazanç sağlamıştı. Görülenin ardındaki iyiliği beklemek için zorlu imtihanlara sabırla yaklaşmak gerekiyor. Neyin iyilik ve kötülük getireceğini yalnız Allah bilir. Bize düşen onun emir ve yasaklarına riayet etmek olacak. Bunu gerçekleştirdiğimizde gerçek mutluluğa kavuşmuş olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazan Hanımın bu başyapıtını mutlaka okunması gerekenler listesine yazmak gerekiyor. Bir kıssa edebi olarak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Bir okuyucu olarak onu okumak da herkese nasip olur inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzzet KOÇAK &amp;amp; Simeranya Yazıları - 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6017420119272133224?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6017420119272133224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/12/yusuf-ile-zuleyha-nazan-bekiroglu.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6017420119272133224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6017420119272133224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/12/yusuf-ile-zuleyha-nazan-bekiroglu.html' title='Yusuf ile Züleyha – Nazan Bekiroğlu'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/Sy5ZFrpzRRI/AAAAAAAABSk/voPuSt0KjLY/s72-c/yusuf-ile-zuleyha-nazan-bekiroglu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-8987733925093967395</id><published>2009-12-13T17:51:00.002+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.335+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Kerem ile Aslı – Sadık Yalsızuçanlar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SyUOGME2BFI/AAAAAAAABSM/bhMLBikT3Do/s1600-h/Kerem+ile+Asl%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 125px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SyUOGME2BFI/AAAAAAAABSM/bhMLBikT3Do/s200/Kerem+ile+Asl%C4%B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414749626466436178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aşk derdine düşenin gözü ne makam görür ne mevki. O aşkın peşinde olur divane bir aşık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik aşk hikayelerimizden biride Kerem ile Aslı’dır. Sadık Yalsızuçanlar tarafından kitaplaştırılmış bu aşk hikayemiz. Kerem’in dilinden dökülen şiirlerle, koşma ve güzellemelerle can bulmuş hikaye. Kalem sahibinin gönlüne sağlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her aşk bir imtihandır. Kimi bu imtihan için dağları delmiş, kimi çölleri kendine yurt bilmiş, kimi sevdiğini kendisine getirecek savaşta sevdiğinin tarafının mağlup olmasını önlemek için duaya durur. Aşk zorlu bir imtihandır, kimi sevdiğine kavuşur çektiği çilelerin ardından kimi Rabbine. Kimi aynı mezara gömülür, kimine kavuşmak ahrete kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem’in çilesi makamı mevkiyi terk edip Aslı’nın ardından diyar diyar dolanmak olmuştur. Kendisi İsfahan beyinin tek oğludur. Beyin maiyeti içerisinde bir keşiş vardır. Ne beyin ne de keşişin çocukların olmaz. Bey ve keşişin karısı bir elmayı ortadan ikiye kesip yerler ve çocukları olursa birbirlerine vermeye söz verirler. Gün gelir ikisinin de çocukları olur. Beyin bir oğlu keşişin ise bir kızı. Gün gelir gençler büyür verilen sözler hatırlatılır. Lakin keşişin kızını kendi dininden olmayan birine vermeye niyeti yoktur. Bir dalavere ile kızının öldüğünü söyleyip beyden izin alıp şehri terk eder. Ama kerem bir gezi sırasında Aslı ile karşılaşır ve aşk ateşinde iki sevdalı yanmaya başlar. Durumu fark eden keşiş hemen kızını da alarak başka bir diyara göç eder. Sevda yüreğine düşen Kerem, aşkından divaneye dönüşüp derdinin dermanını aramaya koyuluyor. Keşiş kızını kaçırıyor, Kerem peşinden diyarları dolanıyor. En sonunda Kayseri’de buluyorlar birbirlerini. Kayseri Beyi Keşişi zorla ikna ediyor ama Keşiş oyun düzen bol. Halvet gecesinde kızına büyülü bir elbise giydiriyor. Kerem düğmeleri açtıkça düğmeler kendiliğinden iliklenmektedir. Bu durum Kerem’in yanmasına sebep olur, onun ateşiyle Aslı’da tutuşup yanar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavuşmak sevenler için yine ahrete kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik aşk hikayelerimizi okumaktan hoşlananların beğeniyle okuyacakları düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzzet KOÇAK &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0); font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-8987733925093967395?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/8987733925093967395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/12/kerem-ile-asl-sadk-yalszucanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8987733925093967395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8987733925093967395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/12/kerem-ile-asl-sadk-yalszucanlar.html' title='Kerem ile Aslı – Sadık Yalsızuçanlar'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SyUOGME2BFI/AAAAAAAABSM/bhMLBikT3Do/s72-c/Kerem+ile+Asl%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-15659157025349360</id><published>2009-12-01T23:39:00.003+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.335+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Acımak - Stefan Zweing</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SxWNrf0NrcI/AAAAAAAABRM/D6LzKZ6vMOo/s1600/acimak.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 128px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SxWNrf0NrcI/AAAAAAAABRM/D6LzKZ6vMOo/s200/acimak.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410386305769909698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İyi olan şeylerin bile fazlası zararlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygular insan olabilmemizin en önemli unsurları. Duygularımız olmasaydı, sadece aklımızın olması bizim insan olmamız için yeterli olmayacaktı. Duygularımız bizi aklımızdan daha fazla yönetir. Çünkü akıl, düzenleyip sıraya koyarken duygular kuvvetleri itibariyle tüm düzenleri ortadan kaldırıverir. Akıl yaşananlar karşısında sadece bir düzenleyici olmak durumunda kalıverir. Hatta akıl duygularımız vasıtasıyla hissettiklerimizin kuvvetini düşürmek için yalan söylemekten başka bir şey yapmaz(yapamaz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzunca zamandır Stefan Zweing’e ait bir eser okumak istiyordum. Nasip bu güneymiş. Acamak’ı okuduktan sonra diğer kitaplarını da okuma isteğini öncesine göre daha fazla hissetmeye başladım. Genel olarak beğendiğim bir yazarın tüm kitaplarını okumaya özen gösteririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acımak’ın sayfalarında ilerledikçe insanın duygularının insanı nasıl yönlendirebildiğini gördüm. Bu duygu en insani duygularımızdan birisiydi. Ama ulaştığı nokta itibariyle bir felakete sebep olmuştu. Bir duygunun başka duyguları tetiklemesi elbetteki çok kuvvetle muhtemel bir durum. Merhamet, bir başkasının duygu dünyasında sevgiye dönüşürken, sevilmek bir insanı kaçmaya, sevmek intihara sürükleyebiliyordu. Akıl bu duygular harmanında gerçeği ne kadar ortaya koymaya çalışsa da bir duygunun kuvveti tüm akli hareketleri bertaraf edebiliyor. Bunun için bir duyguyu ortaya koyarken onun aşırı noktalara gitme ihtimalini ta baştan engellemek gerekiyor. En iyi manayı taşıyan duygular bile fazla olduklarında faydadan çok zarar vermeye başlıyor. Hem duyguyu taşıyana hem de bu duygu seline maruz kalana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Acımak, bir süvari subayı Hofmiller’in dilinden anlatılıyor. Kendisi romanımızın baş kahramanı duygularını en yoğun şekliyle yaşıyor ve bunun sonuçlarından dolayı da büyük bir vicdan azabı ile karşı karşıya kalıyor. Olay Viyana yakınlarında bir kasabada geçiyor. Hofmiller davetli olduğu bir yemek sonrasında ev sahibinin kızı Edith ile arkadaş oluyor. Kız geçirmiş olduğu bir rahatsızlık sebebiyle kötürüm olmuş ve yürüyememektedir. Ev sahibi zengin bir adamdır lakin geçmişi biraz karanlıktır. Kıza karşı duyduğu acıma ve merhamet duygularıyla Hofmiller, kızı ve ailesini sık sık ziyaret etmeye başlar. Hofmiller kızın kendisi için beslediği duyguların pek farkında değildir. Kızın kendisi hakkında hissettiklerini öğrendiğinde bu durumdan kendisine çok iğrenç gelmiş ve kurtulmak için askerlikten istifa edip kaçmayı planlamıştır. Kızın doktoru ile yaptığı konuşma onun bu kararından vazgeçmesini sebep olur, doktor bu şekilde gitmesinin kızı öldüreceğini ve kendisinin bir cinayete sebep olacağını iddia eder. Yine merhamet duygularına yenilen Hofmiller, kızı tekrar görmeye gider, amacı onun iyileşmesine yardımcı olmaktır. Bu kez bir yemek sırasında kendi kontrolü dışında kızla nişanlanır. Kendisi daha kışlasına dönmeden bu durum arkadaşları tarafından duyulur. Kendisi bu durumu kesin bir dille yalanlar, zengin bir adamın kötürüm kızıyla sırf para için evlenmeyi kabul ettiğini düşüneceklerine inanarak, bunu reddeder. Lakin hem kıza verdiği söz hem kendi gururu arasında kalan Hofmiller intihara karar verir. İntihar etmek için odasına giderken albayı ile karşılaşır ölmeden önce ona durumu anlatma ihtiyacı hisseder. Albay onu intihar fikrinden caydırır ve başka bir yere göreve gönderir. Albay burada işleri düzeltecektir. Ama hiçbir şey beklenildiği gibi gitmez. Edith, daha birgün önce nişanlandığı kişinin kendisini terk ettiğini öğrenir ve intihar eder. Hofmiller bunu öğrenince başlayan birinci dünya savaşına katılır ölmek için harcadığı çaba onu kahraman yapar. Oysa o vicdanındaki yarayı bir türlü temize çıkaramaz.”&lt;br /&gt;Elbette bu kısa özet, kitabın en kuvvetli kısmını es geçmek durumunda kalmıştır. O da kahramanların duygu dünyaları ve duygularının kuvveti karşısında kaldıkları durumdur. Bunu benim burada anlatmamdan daha iyisi kitabın kendisinden okunmasıdır. Stefan Zweing bir duygunun romanını kaleme almış, tüm duygularımızı bir duygunun nasıl esir edebileceğini göstermiş. İyi okumalar demekten başka bir şey yok benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzzet KOÇAK &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0);font-family:verdana;font-size:78%;"  &gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-15659157025349360?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/15659157025349360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/12/acimak-stefan-zweing.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/15659157025349360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/15659157025349360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/12/acimak-stefan-zweing.html' title='Acımak - Stefan Zweing'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SxWNrf0NrcI/AAAAAAAABRM/D6LzKZ6vMOo/s72-c/acimak.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-8203243731718001501</id><published>2009-11-22T22:06:00.002+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.335+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Arzu ile Kamber - Necdet Ekici</title><content type='html'>&lt;a style="font-family: verdana;" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwmaWzKFKVI/AAAAAAAABNs/GrjywCucoC4/s1600/arzu+ile+kamber.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 127px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwmaWzKFKVI/AAAAAAAABNs/GrjywCucoC4/s200/arzu+ile+kamber.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407022544115280210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Gül Mevsiminde Uyanmak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bazen hemen yanı başınızdadır Aşk, onu görmek için gözlerinizin bağını çözecek bir rüzgarın esmesi gerekir. O rüzgar Kamber için estiğinde kim Kamber gibi bilse Arzu’yu elbette kaçıp gider uzaklara. Lakin hiçbir gerçek ilelebet gizli kalmaz ve bir nefeste dökülür tüm sırlar aynalara. İşte o zaman kalp hiç dillendirmediği aşk lisanında konuşmaya başlar ve hikaye hüzne, aşk imtihana dönüşür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Necdet Ekici kitabının önsüzünde daha önce yazılmış Arzu İle Kamber hikayelerindeki tahrifatı dile getirerek başlar ve yazar ile toplum arasındaki fay hatlarının hikayeyi nasıl halk hikayesi olmaktan çıkartıp, belli bir düşüncenin aktarımına sunularak özünden uzaklaştırıldığını dile getirir. Ve daha önce yazılmış kitapları ve bunların yaptıkları tahrifatı gözler öne sürür bu önsözünde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu önsüzün ardından Arzu ve Kamber’in öyküsü dile getiriyor yazar. Biz yine kısaca öyküden bahsedelim siz uzun uzun kitaptan okumayı ihmal etmeyin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Behram Ağa, karısı, oğlu kamber ve uşaklarıyla birlikte hac için yolculuktadır. Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun sonunda dinlenmek için seçtikleri konak yerinde eşkıyalar tarafından saldırıya uğrarlar. Bu saldırı sırasında kamber ve Behram Ağanın kahyası dışında kafiledeki kimse sağ kalmaz. Kahya ise yaralıdır. Kamber ise yetim kalmıştır. Kahya Kamber’i yakın bir köye götürmenin çabasıyla yola koyulur ancak bir yerde dermanı kesilip yıkılır. Bu sırada Kamber babalık yapacak olan Subaşı atıyla çıkagelir. Kahyadan olup bitenleri öğrenir. Kamber’i yanına alır ve Arzu gibi belleyip yetiştireceği konusunda kahyaya söz verir. Böylece Arzu ile Kamber aynı çatının altında kendilerini birbirlerine kardeş olarak bilerek büyürler. Büyürler lakin gün gelir Arzu, Kamberin kardeşi olmadığını duyar, annesi de kızına kamberin kim olduğunu anlatır. Arzu, kardeş bellediği Kamber’in kardeşi olmadığını bildikten sonra gönlüne bir ateş düşer, buna aşk denir. Bir gün içindekileri Kamber’e anlatır, Kamber Arzu’nun dediklerine inanmak istemez, bunu asla kabul etmeye yanaşmaz; lakin durumun Arzu’nun anlattığı gibi olduğunu anlayınca rüzgar bu kez Kamber’in kalbini Arzu’ya yakar. Birbirlerine karşı sevdalı bulurlar kendilerini. Lakin bu kez ayrılık rüzgarları eser sevenler arasında. Arzu bir akrabasına verilir. Kamber Arzu’ya kaçmalarını teklif eder, ama arzu bu teklifi kabul etmez. Kamber evden ayrılır, dağda ovada mecnun gibi dolaşmaya kurtla kuşla konuşmaya başlar. Bu sırada Masum Paşa ile karşılaşır, Paşa Kamberin derdini öğrenince sevenleri birbirine kavuşturmak için Arzu’yu çadırına getirtir. Kamber Arzunun kendisine karşı olan sevgisinden şüphe eder ve ondan parmaklarını kesmesini ister, Arzu ise hiç tereddüt etmeden keser parmaklarını, iki sevdalı Masum Paşanın çadırında kavuşmanın sevincini yaşarlar. Anaları çadıra gelir ve onları affettiğini söyleyerek eve gelmeye ikna eder lakin maksadı Kamber’i zehirlemektir. Bu maksat anlaşılınca kamber evden kaçıp gider ceketini alıp bu hareket ana bildiği kadından gelince çok ağrına gitmiştir. Arzu gelinlik giydirilip amcası oğluna gelin gönderilir; lakin kalbi Kamber’den başkasını ne bilir ne de görür. Yedi bahar sonra Arzu ile Kamber bir nevruz bayramında karşılaşırlar ve bir daha ayrılmazlar, halk ikisinin mezarını türbe edinir. Sevginin aynası olarak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Okumak aşkı elbet yaşamaktan kolay…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0); font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-8203243731718001501?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/8203243731718001501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/11/arzu-ile-kamber-necdet-ekici.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8203243731718001501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8203243731718001501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/11/arzu-ile-kamber-necdet-ekici.html' title='Arzu ile Kamber - Necdet Ekici'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwmaWzKFKVI/AAAAAAAABNs/GrjywCucoC4/s72-c/arzu+ile+kamber.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6554999063974617000</id><published>2009-11-15T21:33:00.000+02:00</published><updated>2010-02-06T23:54:16.632+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Ciddi Olalım!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwBXzdOIpxI/AAAAAAAABNk/X9d88IYFsN4/s1600-h/K%C3%B6se.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwBXzdOIpxI/AAAAAAAABNk/X9d88IYFsN4/s200/K%C3%B6se.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404416094373455634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Son otuz yıl içerisinde ülkemizin içerisinden çıkamadığı çok önemli bir sorunu var. Siz bu soruna ne ad verirsiniz bilemiyorum. Ben, bir yaranın adının ne olduğundan çok tartışılması gerekenin yaranın iyileştirilmesinde takınılacak tutumlar olduğu kanaatindeyim. Bu sorunun otuz yıldır içinden çıkılamıyorsa bunda otuz yıldır uygulanan yöntemlerin bir işe yaramadığının görülmesi gerekiyor. Eğer uygulanan yöntemler başarılı olsaydı biz bu sorunun yerine başka şeylerden bahsediyor olurduk. Sorun hala gündemde ve bir şeyler yapılması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şeylerin varlığı zamanla kanıksanır. Onun olması doğal bir hal alır. Bu kanıksanan durum en kabul edilemez bir yaşam dahi olsa insan alışmaya görsün, her şey normal gelmeye başlar. Otuz yıldır bölgede süren çatışmaların ülkeye verdiği zarar ve insanımıza yaşattığı acı öyle kanıksandı ki yıllardır uygulanan yanlışlardan dönülmeye dair yapılan her adım, ne yazık ki aşırı reddiyelerle karşılaşıyor. Bu reddiyelerin çözümsüzlükleri çözmeye bir faydası var mı? Yok! Al bayrağa sarılı yirmi yaşında gencecik delikanlılarının toprağa girmesini engelliyor mu? Bir cenazenin daha gelmemesi için denecek bir yol varsa o yol mutlaka denenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün birileri o yolu denedikleri için asla kınanmamalılar. Kini, öfkeyi ve düşmanlıkları ortadan kaldırmak onları ekmekten daha zor. -Birilerinin yıllarca bu kini ekmek için ellerinden geleni artlarına koymadıklarını devam eden bir mahkemenin tutanaklarında görüyoruz.- Araya kan girmiş olmasına rağmen bunu denemeye çalışmak gerçekten yürekli bir iş. Yoksa zaten kanıksanmış olan acılarla yaşamaya devam edip gitmemizden dolayı kimse bu günkü kadar feryat figan olmazdı. Şimdi silahlardan çok türkülerin konuştuğu güzel günler için iyi niyetlerimizi masa önlerine koymamızdan bir zarar gelmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yarayı birkaç günde iyileştirmek mümkün değil elbetteki. Ama yaranın iyileşmesi için yapılması gerekli birçok şey var. Bu güne kadar onu yok sayarak, yarayı dağlayarak, kesip atmaya çalışarak tedavi etmeye çalıştık. Bu yarayı derinleştirmekten başka bir fayda vermedi. Artık bu yaranın iyileşmesi için sabra, iyi niyete, bakıma ihtiyacı var. Yaranın iyileşmesi için yapılacak şeyleri öyle gözümüzde büyüterek yaranın yanına yeni yaralar açmaya gerek yok. Sakin olmalıyız ve yapılacak işlerde takınılan iyi niyeti desteklemeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaranın iyi olması için hep birlikte ciddiyet içerisinde hareket etmemiz gerekiyor. Ciddiyetsiz laubali tavır ve davranışların kimseye bir faydası olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış ve huzur dolu günler nasip etsin Rabbim hepimize…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6554999063974617000?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6554999063974617000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/11/ciddi-olalm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6554999063974617000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6554999063974617000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/11/ciddi-olalm.html' title='Ciddi Olalım!'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwBXzdOIpxI/AAAAAAAABNk/X9d88IYFsN4/s72-c/K%C3%B6se.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6616814491165460936</id><published>2009-11-15T17:21:00.003+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.336+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Ferhat ile Şirin - Fatma Şengil Süzer</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwAcnY8aafI/AAAAAAAABNc/ldvKEloCtQ4/s1600-h/Ferhat+ile+Sirin.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 128px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwAcnY8aafI/AAAAAAAABNc/ldvKEloCtQ4/s200/Ferhat+ile+Sirin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404351015880911346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aşk çileli bir imtihandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için aşk hikayeleri içerisinde Ferhat ile Şirin’in ayrı bir yeri olmuştur. Bütün aşk derdine düşmüşlerin çilesi bir başkadır, her başkalık kendi içinde bir imtihandır. Ferhat’ın imtihanı bir başkadır bu hikayeler içerisinde. O aşkının imtihanıyla kendisine sunulan en meşakkatli işleri bile yapmaktan geri durmamış, sevdiği Şirin’ine kavuşmak için elinden geleni yapmıştır. Bu mücadele sonrasında o da diğer hikayelerde olduğu gibi sevdiğine kavuşamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk Hû!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk ile vurunca dağlar dize geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferhat karşısında dize gelmek istemeyen dağlara yüreğinden kopan bu nida ile vurunca, dağlara bile dize gelmekten gayri bir yol gözükmüyor. Dağları dize getiren Aşk, lakin insanları yola getiremiyor. Ve sevenler meşakkatli sınavları geçseler de bir türlü birbirlerine kavuşamıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevenlerin asıl imtihanı,  asla kavuşamayacak olmalarını bilmelerine rağmen birbirlerine kavuşmak için son nefeslerine kadar mücadele etmeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma Şengil Süzer, Ferhat ile Şirin’i Aşk Klasikleri serisinin beşinci kitabı olarak Timaş Yayınları tarafından yayınlandı. Timaş Yayınları bu seri ile oldukça iyi bir çalışma ortaya koymuştur. Belki art arda kitapları okuyunca sanki birbirinin benzeri öyküler okuyor hissine kapılıyor insan, lakin mazmunları kuvvetli bir edebiyatın ortaya koyduğu ürünlerin birbirine benzeyenler arasındaki farkı ortaya koymak olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayemiz kısaca şöyledir, biz kısasını diyelim ama aslını mutlak kitaptan okumak gerek bunu da baştan diyelim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferhat nakkaş bir babanın oğludur, Şah Mehmene Banu’ya yapılan sarayın nakışlarını yaparlar baba oğul. Bu sıra Ferhat, Şirin’i görür ve kalbi aşk ile dolar. Onu tekrar görmek bu dünyadaki tek arzusu iken, saraya su getirmek için Bîsütun dağının delinmesi fermanını duyar. Şirini görmek için bu bir fırsattır ve Ferhat Bîsütun dağını delmeyi kabul eder babasını tüm uyarılarına rağmen. Ve kalbi aşk ile yanan Ferhat Bîsütun dağını delip saraya suyu getirir. Bundan sonra da yeri sayardır gayri. Ferhat ile Şirin bu dönemde artık birbirlerini sık sık görmektedirler. Bu durumları bir çift göz tarafından görülür ve Şah Mehmene Banu’ya ulaştırılır. Ferhat zindana atılır, onların gammazlayan cellada teslim edilir, dedikodu etmesin diye. Sevenler için ayrılık derdi baş gösterir. Ferhat zindandan kaçar ve dağlarda ovalarda dolaşır. Bu sırada Şah Hürmüz ile karşılaşır, Şah Ferhat için Şirin’i kaçırır. Lakin bu kez şahın oğlu Şirin’e tutulmuştur. Oğlunun da Ferhat gibi deli divane olmasını istemeyen Şah Hürmüz’ün karısı Şah’ı kandırır, ve bir hile ile Ferhat ile Şirini ayırmaya karar verirler. Ferhat yine dağı delecektir lakin süre konmuştur bu kez. Olsun Ferhat Aşk Hû diyerek onu da elbet dize getirecektir. Ama bu kez Ferhat dağ ile dövüşürken kendisine Şirin’in ölüm haberi yalandan verilir. Bu acıya hangi aşık dayanabilir ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En zor şey öykünün sonuna anlatabilmektir yazan için. Okumak gerek tenden önce ruha ulaşmak için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzzet KOÇAK &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0); font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6616814491165460936?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6616814491165460936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/11/ferhat-ile-sirin-fatma-sengil-suzer.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6616814491165460936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6616814491165460936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/11/ferhat-ile-sirin-fatma-sengil-suzer.html' title='Ferhat ile Şirin - Fatma Şengil Süzer'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwAcnY8aafI/AAAAAAAABNc/ldvKEloCtQ4/s72-c/Ferhat+ile+Sirin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-5879454079678444820</id><published>2009-11-15T17:19:00.002+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.336+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Süleyman ile Belkıs - Fatih Okumuş</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwAcKl6DExI/AAAAAAAABNU/QILmNT55kPg/s1600-h/S%C3%BCleyman+ile+Belk%C4%B1s.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 138px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwAcKl6DExI/AAAAAAAABNU/QILmNT55kPg/s200/S%C3%BCleyman+ile+Belk%C4%B1s.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404350521144447762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hz. Süleyman ile Sebe Melikesi Belkıs arasında yaşananların bir aşk hikayesi serisi içerisinde yer alması ne kadar doğrudur bilemiyorum. Bu kıssaların bu şekilde kategorize edilmesini tuhaf bulsam da Timaş yayınlarının hazırlattığı bu seri edebiyatımıza çok önemli bir eser kazandırmıştır, o da tabi ki Nazan Bekiroğlu hanımefendinin “Yusuf ile Züleyha”sıdır. Serinin diğer kitaplarına haksızlık etmemek gerekir. Yusuf ile Züleyha başka bir yazı konusu, burada konu Süleyman ile Belkıs…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap oldukça akıcı, bir başladınız mı hemen sonunu getiriyorsunuz. Hüthüt’ün içtimaa geç kalmasıyla başlayan öykü, Belkıs’ın iman etmesine dek sürüyor. Belkıs’ın imanından sonra kitap kısa öykülere dönüveriyor. Hz. Süleyman ile ilgili anlatılan küçük öyküler art arda kendisine yer buluyor sayfalarda. Ama bunu yadırgamıyorsunuz. Hatta bu durum ilginizi de artırıyor. Belkıs, bu öyküleri arşiv kayıtlarından bizlere okuyor. Ayrıca Hz. Süleyman ve tebliğinin özelliklerini az da olsa bu hikayeler içerisinde bulabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce Murat Koçak’ın “Belkıs’ın Tahtı” adlı romanını burada tanıtmıştım. Murat Koçak alışılmış kalıpların dışına çıkarak anlatmıştı, Hz. Süleyman ile Belkıs arasında yaşananların kıssasını, Fatih Okumuş ise geleneksel kalıpları korumaya özen göstermiş. İki yazarında amacının kıssanın daha doğru anlaşılmasına yardımcı olmak olduğu kanaatindeyim. Bu noktada iki kitabında birlikte okunması iyi olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıssaların temel amaçlarından uzaklaştırılmalarından okuyucuya aktarılması gerektiğine inanıyorum. Kuran’ın bize bildirdikleri dışında Hz. Peygamber dışındaki peygamberlere dair kaynaklar o dinlere inananların kaynaklarından alınan bilgilerden oluşuyor. Bu bilgilerin ne kadar sağlıklı olduğunu değerlendirme yapabilecek bir bilgiye ben sahip değilim. Ama bu konuda yazanların buna dikkat ettiklerini tahmin ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timaş yayınları arasında çıkan Süleyman ile Belkıs, bir göz kamaşması içerisinde okuyucusunu bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzzet KOÇAK &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0); font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-5879454079678444820?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/5879454079678444820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/11/suleyman-ile-belks-fatih-okumus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/5879454079678444820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/5879454079678444820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/11/suleyman-ile-belks-fatih-okumus.html' title='Süleyman ile Belkıs - Fatih Okumuş'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwAcKl6DExI/AAAAAAAABNU/QILmNT55kPg/s72-c/S%C3%BCleyman+ile+Belk%C4%B1s.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-4069189505370548060</id><published>2009-11-15T17:15:00.002+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.336+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Mem ile Zin - Sadık Yalsızuçanlar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwAbo5N75qI/AAAAAAAABNM/0iIpzunpdio/s1600-h/mem+ile+zin.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwAbo5N75qI/AAAAAAAABNM/0iIpzunpdio/s200/mem+ile+zin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404349942212585122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Mem ile Zin, Kürt dilinin en eski hikayelerinden birisi, Sadık Yalsızuçanlar, Ahmed-i Hani’nin Osmanlıca bir nüshasından hareketle öyküyü kaleme alıyor. Oldukça iyi bir iş yapıyor. Genel olarak sözlü bir yere sahip olan hikaye bu sayede yakın dönem içerisinde kitaplaştırılmış oluyor. Kadim aşklar arasındaki bilinirliğini de böylece sağlamış bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyebiliriz ki bir zengin kız, fakir oğlan hikayesi Mem ile Zin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik aşk hikayelerimizdeki temel yapıyı korur hikaye. Beşeri aşktan ilahi aşka yönelir. Aşk tensel bir beklentiden ziyade ruhi bir olgunlaşmanın sembolüdür. Bu hikaye sonunda da yine aynı sonuç ortaya çıkar. Kavuşamayan sevgililer aşk ile terbiye olurlar ve ilahi aşka kavuşurlar. Artık onlar için kavuşamamanın ıstırabı, yüceliğin mertebesi haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye kısaca şöyledir; Sitti ve Zin Botan Beyinin kız kardeşleridir, güzellikleriyle etraflarını büyülerler. Tacdin ile Mem ise çok yakın arkadaştırlar. Tacdin bileği kuvvetli bir yiğittir ve soyca üstündür. Mem ise akıllı, güzel huylu bir delikanlıdır. Kızlar ve delikanlılar nevruz şenlikleri sırasında karşılaşırlar ve birbirlerine aşık olurlar. Kara sevda ile yataklara düşerler, bu hal içinde iken kendilerine yardımcı olan bir kadın sayesinde hem kızların hem de erkeklerin birbirlerini sevdikleri anlaşılınca Botan Beyden kız kardeşleri istenir. Tacdin’i soyca kendisine uygun bulan Bey, kız kardeşi Sitti’yi ona verir, lakin Beko adlı adamının da telkinleriyle Zin’i Mem’e vermez. İki sevdalı arasındaki ayrılığın elemiyle perişanlıkları başlar. Mem bir gün Zin’i görmek için beyin konağına girer, Bey tarfından yakalanacakları bir sırada dostu Tacdin kendi evini yakar, bey ve adamları onlara yardıma gidince Mem ile Zin Beye yakalanmaktan kurtulurlar. Mem hemen kendisi için evini yakan Tacdin’e yardıma gider. Ama Mem ile Zin arasındaki aşk artık dillere düşmüştür. Botan Beyi bu işe bir çözüm  bulmak ister. Yine kötü kalpli adamı Beko’nun verdiği akılla Mem’e bir tuzak kurulur. Tuzak sonunda Mem öldürülecektir. Bu tuzağı yine Tacdin bozar, Beyde Mem’i kısa bir süre hapse atmak ister ve bu kabul edilir. Ama bu kısa süre bir yıldan fazla sürer. Mem zindanda gelip geçici olana değil, kalıcı olana bağlanmak gerektiğini inanarak rabbine bağlanır. Aynı durum Zin içinde geçerlidir. Tacdin’in beyi zorlaması sonucunda Mem’i zindandan kurtarmak ister. Bey Zin ile konuşmaya gittiğinde Zin kanlı gözyaşları döker ve kan kusar, bey insafa gelir ve kardeşini Mem’e vermeye razı olur. Zin zindana müjdeli haberle Mem’i memnun etmeye gittiğinde Mem ölmeden ölümü tatmıştır ve Zin’i görmesiyle birlikte canını gerçekten teslim eder. Onun ölümü üzer Zin Botan Beyi Ağabeyinden kendisini Mem’in ayak ucuna defnetmelerini ister. Bey ise kardeşini Mem’in mezarının içine koyar. Mem biricik sevdiğini büyük bir sevgiyle mezarında kucaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timaş Yayınlarının Aşk klasikleri serisi içersinde yer ala Mem ile Zin hikayesi, Nazan Bekiroğlu’nun özel kitabı Yusuf ile Zuleyha’dan sonraki en önemli kitaplardan birisi. Halk arasında bilinirliği olan öykünün kitaplaştırılması oldukça önemli bir çalışma. Bu çalışmaya kalemiyle güç katan ise yazar Sadık Yalsızuçanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk Klasiklerini okumayı sevenlerin okuması gereken bir eser Mem ile Zin.&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzzet KOÇAK &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0); font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-4069189505370548060?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/4069189505370548060/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/11/mem-ile-zin-sadk-yalszucanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/4069189505370548060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/4069189505370548060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/11/mem-ile-zin-sadk-yalszucanlar.html' title='Mem ile Zin - Sadık Yalsızuçanlar'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SwAbo5N75qI/AAAAAAAABNM/0iIpzunpdio/s72-c/mem+ile+zin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-3079222097898405350</id><published>2009-10-30T20:52:00.001+02:00</published><updated>2010-02-06T23:54:16.633+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Susma Hakkı!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/Sus2FVg8qwI/AAAAAAAABMs/Bo_boi8YVmQ/s1600-h/K%C3%B6se-6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/Sus2FVg8qwI/AAAAAAAABMs/Bo_boi8YVmQ/s200/K%C3%B6se-6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5398468043636255490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün susma hakkımı kullanmak istiyorum. Dünya o kadar hızla değişiyor ki bir şeyler hakkında fikir beyan edebilmek için biraz susmak gerekiyor. Susup sessizliğimizin içerisinde kendimizi dinlemeliyiz. Haksızlıklar, adaletsizlikler, iki yüzlülükler dünyasında susmayı erdem bilen bizler için, iyi şeyler karşısında aklımıza gelen her şeyi bir anda ortaya dökmekten imtina etmemiz gerekir birazda. Bazı iyi şeylerin başlangıcı tüm yerleşik kanaatleri yıprattığından dolayı tepkiler de bir o kadar sert olabiliyor. İyi olduğunu hissediyoruz ama kelam ağzımızdan çıkarken bir çuval inciri berbat edebiliyor. Seviniyoruz, sevincimiz karamsarlık ekiveriyor hepimize. Halimizde, hareketimizde ve dilimizde biraz suskunluk bulunsa birçok şey daha hoş olacak. Yaşanılan birçok sıkıntının giderilmesinde ortaya konulan iyi niyet ta başından yok edilmemiş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuştuklarımızdan geri dönmek zor oluyor. Kelimelerin bir bağlayıcılığı var. Bir söz vicdan sahibi birinden çıktı mı o söz tüm yazılı nüshalardan daha bağlayıcıdır. Ama sözü vicdanında tartıp söyleyebilen insanlar için söylediği sözün sorumluluğunu taşımak zor olmuyor. Lakin söylediği sözü vicdan muhasebesine tutmadan ortaya bırakanlar. Onlar hem sorumsuzluklarını ortaya koyuyor hem sözün arkasında durma şerefini kendilerinde bulamıyorlar. Bir gün önce ağızlarından çıkanı inkar derecesine gelebilecek kelimeleri çekinmeden söyleyebiliyorlar. Bu gün her köşe başında, her gazete sayfasında, her ekranda bu insanları görebiliyor olmak  ne büyük talihsizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün susma hakkınızı kullanın. Konuşacağınız bir konu hakkında biraz düşünün. Gerçekten söylenmesi gerekenler dışında söylenecek sözlerden uzak durun. Hele hele sözlerinizin ardında durun ki şerefleriniz iki paralık olmasın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Bu yazı&lt;/span&gt; &lt;a href="http://erhaber.com/"&gt;Erhaber.com&lt;/a&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;sitesinde yayımlanmıştır. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-3079222097898405350?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/3079222097898405350/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/susma-hakk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/3079222097898405350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/3079222097898405350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/susma-hakk.html' title='Susma Hakkı!'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/Sus2FVg8qwI/AAAAAAAABMs/Bo_boi8YVmQ/s72-c/K%C3%B6se-6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-2656326673402466418</id><published>2009-10-25T20:33:00.000+02:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.337+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Deneme Yanılma - Hüseyin AKIN</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SuSZ0QlxBuI/AAAAAAAABMc/9xUU_VwUiy0/s1600-h/deneme-yanilma-huseyin-akin.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SuSZ0QlxBuI/AAAAAAAABMc/9xUU_VwUiy0/s200/deneme-yanilma-huseyin-akin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Şairlerin şiirlerini okumak kadar onların nesir olarak kaleme aldıkları kitapları okumakta ayrı bir zevk. Bu noktada İsmet Özel, özel bir yere sahiptir benim gözümde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Tenekeci’nin “Son Düzlük”te kaleme aldığı denemelerinin ardından Hüseyin Akın’ın “Deneme Yanılma” adlı deneme kitabını bir çırpıda okudum. Şairlerin dünyayı faklı algıladıkları malum, bunu şiirlerinin dışındaki kitaplarında görmekte ayrı bir güzellik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Akın, Deneme Yanılma adlı eserini üç bölüme ayırmış. Birinci bölüm, “Eskizler” adını taşıyor ve yazarın bir nevi poetikası. Şiir ve yazmak üzerine kurulu denemelerinden oluşuyor bu bölüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl olanın yazmamak olduğunu düşünen yazar, hayat karşısındaki şaşkınlığımızın bizi yazmaya sevk ettiğini düşünüyor. Sözün ve sükutun alfabeleri sınırlı iken, sessizliğin alfabesinin sonsuz olduğu vurgusunu yapıyor denemelerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sözün güçlü olabilmesini kendi kuvveti dışında tutunduğu dalın kuvvetiyle alakalı görüyor. “Müslüman Şair, bilgi referanslarını nasıl ilahi kaynağa dayandırmak durumdaysa, kalbi referanslarını da ayna kaynaktan almalıdır. Zira hiçbir söz kendinden daha güçlü bir söze tutunmaksızın ayakları yerden kesik bir vaziyette varlığını sürdüremez.” “Müslüman’sanız şiire durmadan önce temiz olmak, niyetinizi gözden geçirmek ve kıbleye yönelmeniz gerekmektedir.” diyor. Bu düşünceye sahip bir insanın dilinden dökülenlere saygı duymak gerektiğini hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bütün resmi ideolojiler şiire karşıdır, bütün resmi ilişkiler ve resmi dairelerde selamın yeri olmadığı  gibi. Çünkü şiir sizi kendinize yaklaştırır. İnsanın kendine en yakın olduğu an ise, infilakların ve depremlerin vaktidir.” Resmi ideolojiler kendilerini sorgulayan hiçbir söze geçit vermezler, bu yüzden belki de resmi ideolojilerin resmi şairleri var oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın ikinci bölümü ise “eski izler” adını taşıyor. Bu bölümde şiire dair duyarlılıklar yazılarda görülse de şiir dışı konulara dokunuyor yazar. Ama bir şair duyarlığıyla olunca bu dokunmalar düşünce yelpazemizden iç ferahlatıcı anlatımlarla karşılaşıveriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmak kadar susmanın önemi üzerinde özellikle duruyor Hüseyin Akın bu bölümdeki yazılarında da, “konuştukça birbirimizden uzaklaşıyor ve konuştukça anlaşamama hızımız artıyor.” Birbirimizi anlamak için konuşmaktan daha çok susmaya ihtiyacımız olduğunu göstermek istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştiri, can sıkıntısı, uyku ve ölüm arasındaki yakınlık, aşk, intihar düşüncesi, işsizlik düşüncesine farklı bir bakışın yer aldığı denemeler okunmak için kitabın ikinci bölümünde sizi bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın üçüncü bölümü ise şairlere ayrılmış “Küsurat” adını taşıyan son bölümde Hüseyin Akın; Nazım Hikmet, Ziya Osman Saba, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Zarifoğlu, Hüsrev Hatemi, Arif Ay, Süleyman Çobanoğlu, İbrahim Tenekeci ve İlhami Çiçek hakkında kaleme aldığı yazılarına yer verilmiş. Şairlerin dünyaya bakışları ve şiir algıları hakkında incelemeler yapılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzzet Koçak &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-2656326673402466418?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/2656326673402466418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/deneme-yanlma-huseyin-akin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2656326673402466418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2656326673402466418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/deneme-yanlma-huseyin-akin.html' title='Deneme Yanılma - Hüseyin AKIN'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SuSZ0QlxBuI/AAAAAAAABMc/9xUU_VwUiy0/s72-c/deneme-yanilma-huseyin-akin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-1344212886168070115</id><published>2009-10-22T16:46:00.002+03:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.337+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Son Düzlük - İbrahim TENEKECİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SuBh9FZWMFI/AAAAAAAABME/J84r-y3ho4Y/s1600-h/Son+D%C3%BCzl%C3%BCk.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SuBh9FZWMFI/AAAAAAAABME/J84r-y3ho4Y/s200/Son+D%C3%BCzl%C3%BCk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Dönüp dönüp okunması gereken bir kitap Son Düzlük, Şair İbrahim Tenekeci’nin denemelerini kitaplaştırdığı eseri. Mesleği gereği değil; meselesi sebebiyle yazan bir yazarın derinliğini görüyorsunuz her denemenin içerisinde.&lt;br /&gt;“Evin tapulu, cümlenin orijinal olanı makbuldür” diyen İbrahim Tenekeci, Son Düzlük’teki yazılarını yüzlerce orijinal cümleyle taçlandırıyor. Ufuk açıyor, yön tayin ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın mekanı ile yazı arasındaki benzerlik üzerine kurduğu yazısını “Allah evimizi ve cümlemizi korusun” deyerek bitiriyor. Ev ne kadar önemliyse cümlede o kadar önemli “meselesi”olan yazar için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın sıradanlığı karşısında bir başkaldırı olarak görüyor yazar yazmak eylemini. Yazmayı yetenekli insanların fanilik karşısındaki göstermiş olduğu tepki olarak görüyor ve bu tepki ne kadar güçlü olursa insan o kadar uzun yaşıyor. Tabi zaman olarak değil, insan olarak, yazar olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Popüler kültüre karşı oldukça yerinde eleştiriler getiriyor. “O kadar hızlı yaşıyoruz ki bazılarımızın ölmeye bile vakti yok…”diye ekliyor. Popüler kültürün teşhircilik üzerine kurduğu düzeni, yetenekli, sağlıklı ve aklı başında insanları görmek ve göstermekle yok edilebileceğini savunuyor; çünkü bu tip insanların popüler kültür içerisinde yer alma imkanı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar bize sürüden ayrılmayı tavsiye ediyor, sürüden ayrılanı kurt kapar, atasözüne başka bir pencereden bakarak sürünün içinde kalmanın daha tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor. “Sürü içinde kuzu kuzu yaşayanlar zamanla kurtlanmaya başlar.” Bu da pek iyi bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok çalışmak üretimi düşürür” tezini savunuyor ve çok çalışmanın zararını şu enfes tespitiyle ortaya koyuyor: “Bir davaya en çabuk küsenler, yeni bir oluşuma ilk önce gidenler, eski adreslerinde en çok çalışanlardı. Dolayısıyla, çok çalışmanın bağlılığı azalttığını söyleyebiliriz.” Bu cümleleri okuduktan sonra, neden görev yaptığım okullardan hemen kaçmak için fırsat kolladığımı daha iyi anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok çalışmanın zararlı olduğunu savunuyor İbrahim Tenekeci ve tembellik hakkını sonuna kadar savunuyor; ama asla kolaycılığı hoş görmüyor, “Bir işin zahmetini çekmeyen kişi, onun değerini bilemez. Bir şeye kolay ulaşan, onu kolay elden çıkarır.” Onun temel eleştirisi durmadan çalışan ama bal yapamayan bir çalışma. Çok üretilen ürünün de kalitesinin düşmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Tenekeci Son Düzlük’te bizim zihin sağlığımız açısından oldukça faydalı, ironisi bol, hüznü tamam yazılar kaleme almış. Okumakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzzet Koçak &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-1344212886168070115?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/1344212886168070115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/son-duzluk-ibrahim-tenekeci.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/1344212886168070115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/1344212886168070115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/son-duzluk-ibrahim-tenekeci.html' title='Son Düzlük - İbrahim TENEKECİ'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SuBh9FZWMFI/AAAAAAAABME/J84r-y3ho4Y/s72-c/Son+D%C3%BCzl%C3%BCk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-7028514593472487860</id><published>2009-10-18T18:35:00.001+03:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.337+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>İmkânsız Öyküler - Rasim Özdenören</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/Sts1oiZEc4I/AAAAAAAABLs/26KHSqK_op8/s1600-h/%C4%B0mkans%C4%B1z+%C3%B6yk%C3%BCler.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/Sts1oiZEc4I/AAAAAAAABLs/26KHSqK_op8/s200/%C4%B0mkans%C4%B1z+%C3%B6yk%C3%BCler.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Harika bir kapak! Kitabı ilk gördüğümde düşündüğüm şey bu idi. Zaten kitabın içeriğinin beni memnun edeceğinden emindim. Kitabı okuduktan sonra da hayal kırıklığına uğramadım. Ama kapak tasarımı oldukça hoşuma gitti. Tam kitabın adına uygun bir kapak hazırlanmış. İyi kitap kapağından belli olur, demek isterdim ama nice iyi kapaklı içi boş kitaplar dolu kitapçı raflarında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra fark ettim ki İz yayınları Rasim Özdenören’in yenilediği kitaplarını da aynı kapak tasarımında sunuyor okuyucusuna.  Buna biraz içerledim. Rasim Özdenören’e ait kitaplığımdaki kitapları İz yayınlarına gönderip yeni kapak tasarımlı baskılarıyla değiştirmelerini  istemeyi düşündüm. Bu düşüncemi belki kendimde eleştirmiş olsam da böyle değişiklikleri nedense sevemedim. Hele elinizde olan kitabın yeni bir baskısına eklemeler yapıldığını görmek tamamen sinir bozucu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, İmkansız Öykülerimize geri dönelim. Rasim Özdenören Türk edebiyatının önemli bir direği onun yaptıkları da elbetteki önemli. Rasim Özdenören’in denemelerini beğeniyle okurum. Denemeleri önemli bir yeri doldurmaktadır zihin yapımda. İmkansız Öyküler’de Rasim Özdenören, öykü dili ile deneme dilini birbirine oldukça yaklaştırmış. Bazen bir öykümü yoksa denememi okuduğunuz konusunda tereddüde düşebiliyorsunuz. Bu yazım alanında yenilik olarak karşımızda duruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın içerisinde seksen tane kısa öykü yer alıyor. Öykülerin uzunlukların kitap içerisinde iki sayfayı geçmiyor. Kısa olmalarına rağmen öyküler üzerinde ince elenip sık dokunmuş. Her cümleye kelimeler Rasim Özdenören tarafından bir kuyumcu özeniyle yerleştirilmiş. Ortaya çıkan öykülerde bu emeği hemen görüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaba başladığımda ilk iki öyküyü hızla okudum. Döndüm ve tekrar yeniden okudum. Kel Satıcı ve Kör Kemancı öyküleriydi bunlar. Bana kitabın adına uygun olarak kitabın tamamında imkansızlıkların anlatılacağı hissini verdi bu öyküler. İki öyküde gerçekliği imkansızlık içerisinde bırakacak şekilde kurgulanmıştı. Ama daha sonraki öykülerde bunun değiştiğini gördüm. Rasim Özdenören, çocukluk günlerinden, ölümden, bayramlardan, hayatın içinde olan her durumu ustalıkla öykülerinin içerisine almıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güzel ve deneme diline yakınlığıyla ilginç olan öyküleri okumak gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzzet Koçak &amp;amp; Simeranya Yazıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-7028514593472487860?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/7028514593472487860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/imkansz-oykuler-rasim-ozdenoren.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7028514593472487860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7028514593472487860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/imkansz-oykuler-rasim-ozdenoren.html' title='İmkânsız Öyküler - Rasim Özdenören'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/Sts1oiZEc4I/AAAAAAAABLs/26KHSqK_op8/s72-c/%C4%B0mkans%C4%B1z+%C3%B6yk%C3%BCler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-8461682963988651367</id><published>2009-10-16T18:08:00.005+03:00</published><updated>2010-02-06T23:54:16.633+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Kıyamete Doğru Bir Koşu!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StiNuES2_EI/AAAAAAAABLk/sBamhnCz2iM/s1600-h/K%C3%B6se-3.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StiNuES2_EI/AAAAAAAABLk/sBamhnCz2iM/s200/K%C3%B6se-3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Hepimiz bir koşu bandının üzerinde durmadan ileriye doğru koştuğumuzu düşünüyoruz. Ayaklarımızın altındaki bant biz hızlandıkça hızlanıyor, hızlandıkça hızlanıyor. Oysa şöyle bir duraklamayı düşünsek bir arpa boyu yol almadığımızın farkına varacağız. Ama durursan düşersin diyen düzen, durmayı asla aklımıza getirmemize izin vermiyor. Bizi hep koşturmanın derdinde dünyanın çarpık düzeni. Oysa bu koşunun sonunda koşunun başındakinden daha çok şeye sahip olabileceğimizin garantisi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düzen nefes almamıza asla izin vermeyecek. Hep yeni hedefler koyup önümüze bizi koşturmaya devam edecek kıyamete kadar. Önümüze yeni ihtiyaçlar listesi ekleyecek, bunlar için koşmalısın, diyecek. Sen koşmazsan başkaları bunu sahibi olacak, diye nefsimizi galeyana getirip kendi düzeni için bizi harcayacak her dakika.&lt;br /&gt;Bir yıllık dünya üzerindeki tahıl üretimi tüm insanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak oranın üzerinde olmasına rağmen dünyanın birçok yerinde insanlar açlıktan ölümlerle pençeleşmekte. Neden, çünkü birileri tüketmek konusundaki yarışta birilerini çok gerilerde bırakmışta ondan. Birileri sınırsızca tüketiyorlar, başkalarının haklarını da tüketerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde yarışın içerisindeyiz, hem de her gün yarışta geri kalmamak için çırpınıyoruz. Oysa bu yarışın sonunda elde edeceğimiz hiçbir şey yok. Bir gün tüketecek bir şey kalmayacak dünya üzerinde, en son tüketmekte tükenince tükendiğimizi göreceğiz tüm insanlık olarak. Birbirimizin etlerini bile tüketmiş olacağız acımasızca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırsız tüketme arzusu yok olmak zorunda kalacak, çünkü tüketecek bir şey kalmayacak tükenmiş olan dünya üzerinde. Tüketmek üzerine kurulan düzen bir anda tükeniverecek. Bu düzenin efendileri kendi kurdukları sarayın altında kalacaklar, kendileriyle birlikte bu düzenin köleleri olan bizleri kendileriyle birlikte bir karanlığa doğru sürüklüyorlar. Çünkü manevi olan her şeyimizi elimizden alıyorlar maddi karşılıklar için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya çarpık bir düzen içerisinde kendi kaosuna doğru gidiyor. Düzenin efendileri kendilerini kurtarmanın yollarını ararken. Kaos yakın bir zamanda kendi düzenini kuracak sokaklarda. Ve geceleyin bir koşuyu bir ses orta yerinde durduruverecek. Kıyamet kopacak insanlık tüm yapıp ettikleriyle ortada kalacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı &lt;a href="http://erhaber.com/"&gt;Erhaber.com&lt;/a&gt; sitesinde yayımlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-8461682963988651367?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/8461682963988651367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/kyamete-dogru-bir-kosu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8461682963988651367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8461682963988651367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/kyamete-dogru-bir-kosu.html' title='Kıyamete Doğru Bir Koşu!'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StiNuES2_EI/AAAAAAAABLk/sBamhnCz2iM/s72-c/K%C3%B6se-3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-4440506430700689855</id><published>2009-10-11T13:32:00.002+03:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.338+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Belkıs’ın Tahtı - Murat KOÇAK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StG0O4VsJvI/AAAAAAAABK8/vWcQ1fBiV4I/s1600-h/belks%C4%B1ntaht%C4%B1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StG0O4VsJvI/AAAAAAAABK8/vWcQ1fBiV4I/s200/belks%C4%B1ntaht%C4%B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;“Bu kitap edebi bir çalışmadır” İK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kitaplar vardır ki üzerlerinde söz söylemek kolay değildir. Hele o kitabın yazarı kendi ağabeyinizse. Hele de o kitap, gerçekten üzerinde konuşulmayı, yazı yazılmayı hak ediyorsa, alışılmış kalıpları yıkıyorsa, kardeşinizde olsa birkaç kelam etmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağabeyim, deneme-anlatı türündeki “Meleksel Dokunuşlar” kitabının ardından ikinci kitabı -Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen Hz. Süleyman ile Belkıs arasındaki kıssadan esinlenerek romanlaştırdığı- “Belkıs’ın Tahtı” romanı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman temel hareket noktasıyla kıssaya yeni bir yorum ortaya koymakta. Geleneksel bakışın dışına çıkarak kıssanın zihnimizdeki çağrışımlarını yeniden gözden geçirmemize sebep oluyor. Roman içerisinde ne billurdan sarayı ne Belkıs’ın tahtını ne de mucizelerle karşılaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanda en dikkat çekici yorum, Hz. Süleyman’a atfedilen mucizelerle karşılaşmıyor oluşumuz. Bizim, mucize olarak kabul ettiğimiz bir çok olay, belli bir ilim ve bilgi ile yapabileceğimiz sıradan durumlar olarak anlatılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, Hz. Süleyman’ın rüzgarlara yön vermesi, onu istediği gibi estirebilmesi mucizesi, Hz. Süleyman’ın rüzgarlara dair bir bilgisinin sonucunda ondan faydalanması olarak anlatılıyor. Nasıl ki bizler günümüzde rüzgar gücünden bir mucize olmadan faydalanıyorsak Hz. Süleyman da o şekilde yararlanmakta idi, görüşünü ortaya koyuyor. Bu bakımdan roman okuyucusun kafasında birçok soru oluştururken zihinsel bir egzersiz de sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıssanın önemli figürlerinden biri olan Hüthüt, romanda yine karşımıza çıkıyor tabi ki bir kuş olarak değil. Hz. Süleyman’ın istihbarat teşkilatı “kuşların” kahramanı Hudayban olarak. Romanın temel akışının yanında Hudayban ve Gülnar aşkı özellikle dikkat çekiyor. Ve roman sonunda bu aşk büyük bir hüzünle sona eriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sade ve akıcı diliyle okuyucusunu yormayan  Belkıs’ın Tahtı, 176 sayfa olarak Ve Edebiyat Yayınları tarafından kitaplaştırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi okumalar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-4440506430700689855?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/4440506430700689855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/belksn-taht-murat-kocak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/4440506430700689855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/4440506430700689855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/belksn-taht-murat-kocak.html' title='Belkıs’ın Tahtı - Murat KOÇAK'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StG0O4VsJvI/AAAAAAAABK8/vWcQ1fBiV4I/s72-c/belks%C4%B1ntaht%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-2942733287093129400</id><published>2009-10-11T13:31:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.338+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Yan Değiniler – Ludwing Wittgenstein</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGz2Sre39I/AAAAAAAABK0/1sdCLQEpqwQ/s1600-h/Yan+De%C4%9Finiler.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGz2Sre39I/AAAAAAAABK0/1sdCLQEpqwQ/s200/Yan+De%C4%9Finiler.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-weight: bold;"&gt;Üzerinde Konuşulmayan Konusunda Susmalı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;     (Tractactus – Wittgenstein)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bir filozof anlaşıldığını düşündüğünde mutlu olur mu? Bilmiyorum; ama sanırım mutlu olmazdı. Muğlak dil oyunları, dilin en zorlama hallere sokularak, devrik ve düzensiz bir anlatıma sokulmasının sebebi dilin yetersiz olması mı; yoksa filozofların anlaşılır olmaktan korkmaları mı olduğunu hep düşünmüşümdür. Belki de tüm sebep o kadar okuma yapmama rağmen lise düzeyi felsefemi -yazılılarda aldığım yüzler dolayısıyla- hiç geliştirememen olabilir bunun sebebi. Ama Wittgenstein bana katılıyor, bu yüzden kendisini seviyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Felsefecilerin ortaya koydukları ürünlere karşı derin bir saygı duyuyorum. Bu saygı onları anladığım anlamına da gelmiyor. Ama onları hiç anlamıyorum da sayılmaz. Onların yapmak istedikleri şeyi anlıyorum, ama bu iş için kullandıkları dile anlamakta zorluk çekiyorum. Belki de sorun çevirilerden kaynaklanıyor olabilir. Bir dilin kuvveti -kendi içinde- başka bir dille karşılaştırılamaz. Bu yağmur ormanlarında sadece on kişinin konuştuğu bir dil olsa da. Çeviriler kelimelerin ve dil düzenin kafasını mı yarıyor bilmiyorum. Çünkü tüm kitapları çevirilerinden okuyorum; Türkçe’den başka dil bilmiyorum. Hep elma yiyen birisi ayvanın tadını bilmez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu kadar söz “Yan Değiniler” için edilmiştir. Wittgenstein’ı dil felsefesi üzerine okumalar yaptığım, ya da yapmaya çalıştığım bir dönemde tanımıştım. Türkçe’ye çevrilmiş tüm kitaplarını temin edip birkaç kez okuma çabası içerisinde oldum. Bu kitapları içerisinde en beğendiğim kitabı Yan Değiniler oldu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yan Değiniler, filozofun ölümüne dek yazdığı çeşitli yazılarında sayfa kenarlarına düşürdüğü düşüncelerinden oluşuyor. Öz deyişleri ya da aforizmaları da denebilir. Kitapta, Wittgenstein’ın 99 tane değinisine yer verilmiş. Bu değininler de birçok konuya değinilmiş, ama önemli bir kısmı yazarın kendisiyle olan hesaplaşmalarını içermekte. Filozof kendisine karşı oldukça sert bir tutum takınmış. Kendisini övmek yerine yermeyi tercih etmesi hatta kimi zaman aşağılaması oldukça dikkat çekici. Sen dünyanın en önemli filozofu ol bir de durmadan kendin aşağıla. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Değiniler Türkçe çevirilerinin yanında almanca orijinalleriyle birlikte verilmiş. Bunun Almanca bilen birisi için faydası olabilir, lakin benim gibi gözü Türkçe’den başkasını görmeyenler için bir anlam ifade etmiyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitabın ilk bölümünde değinilere yer verilmesinin ardından, ikinci bölümünde küçük bir albüme yer verilmiş. Burada filozofun hayatında önemli noktalara temas etmiş bir çok ayrıntının fotoğraflarını görebilmekteyiz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitap, Oruç Aruoba tarafından çevrilmiş ve Altıkırkbeş yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırılmış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitaptan bazı değiniler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;“Saçmalamaktan da korkma! Yalnız, saçmalamalarına kulak kabartmalısın.” s . 47&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;“Hoş olan, güzel olamaz.” s . 37&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;“Yalnızca tinle üflenmiş boş bir balon gibi ortalıkta gezinmek zorunda olmak utanç verici bir şey.” s . 17&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;“Düşüncelerde bazen olgunlaşmadan düşer ağaçtan.” s . 25&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;“Kendini aldatmamaktan daha zor bir şey yok.” s . 29&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;“Filozofların dili, sanki çok dar pabuçların biçimsizleştirdiği bir dildir.” s . 35&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-2942733287093129400?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/2942733287093129400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/yan-deginiler-ludwing-wittgenstein.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2942733287093129400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2942733287093129400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/yan-deginiler-ludwing-wittgenstein.html' title='Yan Değiniler – Ludwing Wittgenstein'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGz2Sre39I/AAAAAAAABK0/1sdCLQEpqwQ/s72-c/Yan+De%C4%9Finiler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-5275045889470079728</id><published>2009-10-11T13:28:00.003+03:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.338+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Aşk – Elif Şafak</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGzUCp_flI/AAAAAAAABKs/erDQULPw5no/s1600-h/ask-elif-safak.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGzUCp_flI/AAAAAAAABKs/erDQULPw5no/s200/ask-elif-safak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bir ay kadar önce Konya sokaklarını dolaşmayı kendime adet edinmiştim. Birkaç saatlik bu dolaşmanın ardından eve kapanıp kitap okuyordum. Genelde çok satanlar listesindeki kitaplara pek içim atmaz. Ya kitapların listeden düşmesini beklerim ya da zaman denen rüzgarın esip geçmesini. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu kez öyle olmadı, ne kadar çok satanlar listesinde kitap varsa koltuğumun altında alıp eve geldim. Hoş bir çoğunu hala okumadım. Ama içlerinden ilk okuduğum “Aşk” oldu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitabı okuma başladığımda ilk dikkatimi çeken kurguda kullanılan yöntem oldu. Elif Şafak’ın romanı farklı kahramanların gözünden aktarması çok hoşuma gitti. Romana farklı bir tat vermişti. Romanın kurgusu ilgimi çekti doğrusu ve kitaptan dişe dokunur şekilde aklında kalan kısmı bu kurgu oldu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;“Roman içinde roman” tabiri yanlış olmazsa Aşk’a oldukça uyuyor. Romanın kahramanı bize roman içinde “Aşk Şeriatı” adında ikinci bir romanı okuyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ella, romanın kadın kahramanı, evi ve kocasına kendisini adamış, ama bu adamışlığına karşın ne kocasından ne de hayattan istediklerini alamamış bir hatun kişi. Kocası tarafından aldatılır ama aldatıldığını bilmemezlikten gelmeyi erdem sayar, kocası ve çocukları için yemekler yapar. Ta ki önemli bir yayınevinde editör yardımcısının yardımcısı işini bulana kadar. İlk iş olarak kendisin adı sanı bilinmeyen bir yazarın kitabı verilir ve kendisinden kitap hakkında bir rapor hazırlaması istenir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Rapor hazırlaması için verilen kitap “romanın içindeki roman” oluyor. Aziz Zahara adındaki bir Hollandalı tarafından kaleme alınan “Aşk Şeriatı” adlı kitaptır bu. Ella bu kitap hakkında rapor hazırlamak kitabı okumaktadır. Ve 1300’lü yıllarda Konya’da Mevlana ve Şems’in hikayesiyle karşılaşıyoruz, bu okumalar sırasında. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ella romanda kendi hayatında bulamadıkları şeyleri bulmaya başlar ve bu kitabın yazarı Zahara’yı merak eder. İnternet yardımıyla onu bulur ve mailleşmeye başlarlar. Böylece aralarında platonik bir aşk başlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ella, eline her kitabı aldığında Mevlana’ya ve Şems’e giderken, kitabı bıraktığı andan itibaren Ella’ın sergüzeştiyle baş başa kalmaktayız roman içerisinde. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitabı bitirdikten sonra aslında kitap hakkında ne diyeceğimi pek bilemedim. Beğenmiş miydim? Evet beğenmiştim; ama bir o kadar da beğenmediğim taraf vardı. Kurguyu, anlatımı, olay akışını sevmiştim. Lakin Mevlana ve Şems’e biçilen vazifeyi beğenmemiştim. Şems’in yapıp ettiklerini Şems gerçekten yapar mıydı? Yaratılmaya çalışılan zihin yapısı ne kadar sağlıklıydı. Elif Şafak ne yapmak istemişti. Gerçekten tasavvuf üzerine içtenlikli bir anlatım mı ortaya koymaya çalışmıştı, yoksa etliye sütlüye dokunmayan her şeyin ikincil bir manası vardır, önemli olan kalp temizliğidir, diyen bir din vurgusu mu yapmak istemiştir. Mevlana’ya meyhaneden içki aldırtıp, Şems’i gizlice genelevlere vaaza göndermesi neyi temsil ediyordu. Medresede öğrencilerine ders veren din alimlerini kaba, iyi niyetten yoksun, bağnaz insanlar olarak göstererek nereye varmayı amaç edinmişti yazar Elif Şafak. Ben, iyi bir amaç hissettim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kitabın kaynaklar kısmında Elmalı Hamdi Yazır ile Yaşar Nuri Öztürk Meallerini görünce içime düşen kurt, Kimya ile Şems arasındaki Nisa suresi yorumunda karşıma çıkınca bir baş dönmesi de yaşadım. Çok tartışmalı bir konuda –bence tartışılacak bir mevzu değil- Şemsi bir tarafa yerleştirmek hiç yakışık almamış. Elif Şafak burada kendi düşünce yapısına Şems’i kurban etmiş. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Roman Aşk üzerine olunca insan romandaki birincil aşkın nereye gideceğini merak ediyor. Ella, Zahara’ya platonik bir aşk duyuyor. Bizim Zahara, Ella’yı ziyarete geliyor. Aşk, tüm derinlikli manalarını bir anda kaybediyor. Ella gerçek aşkı bulduğu Zahara için kocasını ve evini terk edip gidiyor. Zaten yazar, kurgu içerisinde bizim buna karşı çıkmamızı engelleyecek atmosferi tâ baştan hazırlıyor. Kocası tarafından aldatılan, aşk namına kocasından karşılık bulamamış bir kadın olarak kocasını terk etmesini, başka bir erkeğe gitmesini hoş görüveriyoruz. Lakin bahaneler bulmak kolay olurdu evi terk ettirmek için Ella’ya, niye buna Mevlana’yı bulaştırasınız ki. Kitabı çok satanlar listesine sokmak için mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yarın ben çıkıp, sokakta karşılaştığım birisine aşık olduğumu düşünerek evimi terk mi edeyim. Eğer öyle bir niyete sahip olursam dünyanın tüm bahaneleri bana hizmet eder. Ama bahane olarak Aşk’ın kullanılması, bu güzelim kelimeyi bir kez daha kirletivermiş. Böylece Elif Şafak zihin kodlarımıza masumane gibi görünen bir zehri akıtıvermiş. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Elif Şafak, Aşk’ı yazdı, benimse ağzımda beğenmiş olduğum yönlerine rağmen kekremsi bir tat kaldı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-5275045889470079728?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/5275045889470079728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/ask-elif-safak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/5275045889470079728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/5275045889470079728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/ask-elif-safak.html' title='Aşk – Elif Şafak'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGzUCp_flI/AAAAAAAABKs/erDQULPw5no/s72-c/ask-elif-safak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-2917715066453791030</id><published>2009-10-11T13:26:00.003+03:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.339+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Sur Kenti Hikayeleri – Ali Ayçil</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGy2FTtkHI/AAAAAAAABKk/_ki-dw2zwtI/s1600-h/sur-kenti-hikayeleri-ali-aycil.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGy2FTtkHI/AAAAAAAABKk/_ki-dw2zwtI/s200/sur-kenti-hikayeleri-ali-aycil.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;“Bir yol nereye gider?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bazı kitaplar vardır ki insanlar o kitaplara dair bir bağlılık duygusu geliştirirler. O kitabın uzaklarda olmasından dolayı rahatsızlık duyarlar, yakınlarında olmasını isterler. Onunla hasbıhal etmezlerse bir eksiklik hissederler hayatlarında. Onu ellerine alırlar sayfalarını karıştırırlar, içinden bir iki pasaj okurlar, dayanamaz baştan sona okuyuverirler, sanki ilk kez okuyormuş gibi bir heyecan taşırlar. Sonuna doğru bu kadim dosttan ayrılmamak için okumayı yavaşlatırlar ama -kaçıncı kez- biter sonunda kitap ve burukluk çöker okuyucusuna.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yeniden buluşmanın heyecanıyla kitaplıktaki yerine geçer kitap.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bir insanın hayatında böyle bir sevgiye sahip olan kitap sayısı ne kadardır bilmem. Ama bildiğim bir kitaba dair aynı bağlılığı yaşadığımdır. Onun okumak, sayfalarında dolaşmak bana büyük bir zevk verir. Kitapla kendime ait bir dünya kurmuşumdur. Kitabın tüm kahramanları hep yanımdadır. Onlarla sanki ezelden bir dostluğumuz var. Onların yaşadıklarını birlikte yaşamışızdır. Bir kitap ki hayat olup çıkmıştır muhayyilemizde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sur Kenti Hikayeleri’nden bahsediyorum. Bir zamanlar gerçekten böyle bir kent var mıydı, yazarın anlattığı hikayeler gerçekten yaşanmış mıydı? Yeryüzü o kenti gerçekten unutmuş muydu? Bir önemi kalmıyor kitabın sayfalarında ilerledikçe, kahramanları ve öyküleri yaşadıkça bir gerçeklik olarak capcanlı karşımıza çıkıveriyor Sur Kenti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz; Seyyah İbn Batuta, Mahinur, Sakine, Sihirbaz Seyfettin, Eşkıya Konos, Mecnun Nurettin, Seyis Behram, Dilber Makbule, Sarraf Nizamettin ve diğerleri arzı endam ediyorlar. Onlarla tanışıyoruz hikayelerine ortak oluyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yolların ruhunu satın aldığı Seyyah İbn Batuta’nın Mahinur’u terk edişine şahit oluyoruz. Nakkaş Burhanettin’in son nakşını vurduktan sonra ortadan kayboluşuna eşlik ediyoruz, bu iki erkek tarafından terk edilen Mahinur’un hüznüne ortak oluyoruz. Sihirbaz Seyfettin son sihrini yaptığında ateşler içinde onunla birlikte bizde yanıyoruz. Gördüğünü görmenin verdiği acıyla Sakine ile birlikte gözlerimize mil çekiyoruz. Sarraf Nizamettin’in gibi küçük kızının kendisine onca talipli arasında suskunluğu seçmesindeki sırrı anlamakta zorlanıyoruz. Muhyettin’in idam sehpasında sallanırken yağan yağmurda kuruyan gömleğindeki ateş bizimde yüreğimizi dağlayıverir. Seyis Behram genç çırağına unutulmaz bir ders verirken dersi olan genç çıraktan çok biz oluveriyoruz. Düşlenmiş bir kentin son görüntülerine bakarken düşlerden çıkıp ruhumuza yoldaş olur Sur Kenti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Herkesin her kitabı okuması gibi bir ihtimal yoktur, bir kitabı okumak nasip işidir. Nasibinizde Sur Kentinin Hikayeleri’nin de olmasını temenni ederim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-2917715066453791030?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/2917715066453791030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/sur-kenti-hikayeleri-ali-aycil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2917715066453791030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2917715066453791030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/sur-kenti-hikayeleri-ali-aycil.html' title='Sur Kenti Hikayeleri – Ali Ayçil'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGy2FTtkHI/AAAAAAAABKk/_ki-dw2zwtI/s72-c/sur-kenti-hikayeleri-ali-aycil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-637213415882317362</id><published>2009-10-11T13:23:00.002+03:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.339+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Leyla ve Mecnun – Fuzuli   (Günümüz Türkçesine Şiirsel Çeviri: Ahmet KOÇAK)</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGyAYPUJII/AAAAAAAABKc/9GySUQdI8s0/s1600-h/leylavemecnun.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGyAYPUJII/AAAAAAAABKc/9GySUQdI8s0/s200/leylavemecnun.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Zamanı sabitlemenin imkanı yok. Dünyadaki tüm saatleri durdursak bile zaman akmaya devam edecek. Zamanın akışı da beraberinde değişimi zorunlu hale getiriyor. İnsan ve ihtiyaçları bu değişimden etkileniyor. İnsanın ihtiyaçları arasında önemli bir yer tutan dil de bu değişimden nasibini alıyor ve kendisini güncelliyor. Dil zamana ayak uyduruyor ya da zaman dili kendisine uymaya zorluyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Dilin değişime uğradığı bu noktada eski eserleri okumada karşılaştığımız temel sorun, bu eserlerin dilinin artık günümüz dilinden çok uzaklarda olmasıdır. Günümüz insanının dili artık bu eserleri anlayacak yeterlilikten-zamandan- uzaklaşmıştır. Elbetteki gönül ister ki bu eserlerimizi orijinal dilinden okuyalım. Mesnevilerimizi, divanlarımızı, gazellerimizi orijinal metinlerinden zorluk çekmeden okuyup anlayabilelim. Bu günün koşullarında bunun mümkün olmadığı aşikar. O zaman bu eserlerle olan bağımızı nasıl sağlayacağız. Bu eserlerimiz sadece akademik alanda çalışma yapanların faydalanabilecekleri dar bir alanda mı kalmalı? Elbetteki bu eserler her eve girebilmeli ve okunabilmeli. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tanıtmaya çalışacağım eserde bu kapsamda ele alınabilecek örnek bir çalışma. Leyla ve Mecnun Mesnevisi, Yazar Ahmet KOÇAK tarafından günümüz Türkçesine Şiirsel olarak çevrilmiş. Leyla ve Mecnun mesnevisin nesir anlatımları mevcuttu; ama şiir olarak bu çeviri ilk olsa gerek. Zira nesre çevirmek, manzum olarak tekrar kaleme almaktan çok daha kolay olur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Yazar Ahmet KOÇAK, Fuzuli’nin eserini günümüzün ihtiyacına cevap verecek bir dil ile yeniden kaleme almış. Bunu yaparken de büyük bir özen gösterdiği kitabı okurken hemen göze çarpıyor. Binlerce beyit günümüz Türkçesine çevrilmiş, bu sırada şiir dilinin gereklerine ve özelliklerine sonuna kadar uyulmuş. Elbetteki hikayenin içeriğinin korunmasına da özen gösterilmiş. Şiirselliği korumak, ölçü ve uyak düşürmek için konunun özüne halel getirilmemiş. Bu kadar beytin günümüz Türkçesine çevrilmesi sırasında uyak düşürmenin zorluğu göz önüne alınırsa Yazar Ahmet KOÇAK, bu konudaki yetkinliğini de bize kanıtlamış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Leyla ve Mecnun mesnevisinin konusuna aşikar olmayanımız yoktur. Kays ve Leyla aynı okulda okurlarken birbirlerini severler. Bu sevgi dile düşünce Leyla okuldan alınır, ve sevenlerin birbirleriyle kavuşması mümkün olmaz. Kays aşkının acısıyla Mecnun olur. Leyla derdini kimseye açamamanın kavruk yüreğini taşır vücudunda. Zaman olur artık kavuşmalarına imkan sağlayacak durumları bu kez kendileri engellemeye başlarlar. Kays’ın Leyla’ya olan aşkı bir aşkınlıkla beşeri aşktan ilahi aşka yönelir. Bu kısa özetin içi elbette birbirinden güzel gazeller, ve beyitlerle süslenmiş olarak kitabın sayfalarında yer almaktadır. Roman geleneği olmayan edebiyatımızda, romanı manzum olarak yazmanın ustalığını da bu eserde görmüş olacağız. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Mesnevi artık ilköğretim öğrencilerinin dahi okuyabileceği bir sadelikle kitap haline getirilmiş. Bu da bizlere bu eseri okumamız için oldukça büyük bir kolaylık sağlıyor. Yazar yine de önemli gördüğü yerlerde iki yüz elliye yakın dipnot koyarak kapsamlı bir kaynak hüviyeti de kazandırıyor eserine. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Aşkın hallerini sadece Mecnun gözüyle değil; aynı zamanda Leyla gözüyle de görmek için bu eser okuyucusunu bekliyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-637213415882317362?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/637213415882317362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/leyla-ve-mecnun-fuzuli-gunumuz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/637213415882317362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/637213415882317362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/leyla-ve-mecnun-fuzuli-gunumuz.html' title='Leyla ve Mecnun – Fuzuli   (Günümüz Türkçesine Şiirsel Çeviri: Ahmet KOÇAK)'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGyAYPUJII/AAAAAAAABKc/9GySUQdI8s0/s72-c/leylavemecnun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-7285813687425760438</id><published>2009-10-11T13:20:00.001+03:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.339+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Alacakanlık – Stephenie Meyer</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGxX_iuRuI/AAAAAAAABKU/mTILNveoPF0/s1600-h/alacakaranlik-stephenie-meyer.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGxX_iuRuI/AAAAAAAABKU/mTILNveoPF0/s200/alacakaranlik-stephenie-meyer.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu Amerikalılar gerçekten vampirlere inanıyor olmalılar; yoksa bu kitabın çok satanlar listesinde olmasının bir anlamı yok!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Tipik amerikan aksiyon filmi havasında yazılmış bir roman. Kitap boyunca kendinizi aksiyonun içinde hissediyorsunuz, ama kitap bittiği anda sizde de bir şey kalmıyor. Hatta bu yazıyı yazarken bile bu kitap hakkında bir şeyler yazmanın gerçekten gerekli olup olmadığını düşünmüyor değilim. Ne yaparsınız ki kitabı okudum ve kitabı okuduktan sonra düşüncelerimi yazmanın bir sakıncası yok. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Roman su katılmış bir vampir hikayesi. Su katılmış kısmı bizim kan içici vampirlerimizin artık insanları parçalamaktan uzak durmaya çalışıyor olması. Ve bu uzak duruş bir insan ile bir vampirin aşkını karşımıza çıkarıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bela, annesinin yeniden evlenmesi üzerine yaşadığı güneşli büyük şehirden babasının yanına taşınır. Babası, Forks adında küçük bir kasabada polis şefliği yapmaktadır. Bella, bu gökyüzünde güneşin görünmediği, yağmurun hiç dinmediği şehri annesi gibi hiç sevmemektedir. Ama annesinin mutluluğu için kendi mutsuzluğunu bir tarafa bırakır. Burada liseye kayıt yaptırır. İlk gününde pek bir sorun yaşamaz ama Edward adındaki genç dikkatini çekmiştir. Edward ve kardeşleri okuldaki öğrencilerden uzak durmaktadır. Ve haklarında anlatılanlar oldukça ilginçtir. Bella ve Edward’ın ilk karşılaşmaları da pek iyi olmamıştır. Bir vampir olan Edward, Bella’dan uzak durmak için elinden geleni yapmaktadır. Sanki Bella’dan tiksinmektedir. Zamanla aralarında gelgitli bir ilişki başlar. Bella’nın sakarlıkları sırasında koruyucu bir melek gibi Edward ortaya çıkmaktadır. Bir kaza sırasında Bella’nın hayatını kurtarır. Bu sırada vampir olmanın sağladığı güçleri kullanır Edward. İlerleyen sayfalarda Bella, vampir sevgilisine iyice bağlanır. Tabi ki Edward’da Bella’ya. Bu ilişki iki taraf içinde oldukça tehlikelidir. Edward kızın kanına susayabilir ve ona her an zarar verebilir. Ama bu Bella’nın umurunda bile değildir. Edward’a sırılsıklam aşıktır. Kırılma noktası Edward’ın Bella’yı ailesiyle tanıştırmak için eve götürmesinden sonra başlar. Bir vampir ailesi olarak Cullenlar oldukça iyi karşılarlar kendisini. Ve akşam yıldırımlar çakarken oynayacakları beysbol maçına onu davet ederler. Tabi vampirlerin o inanılmaz güçleriyle oynanan maç insanların beysbol maçlarından oldukça farklıdır. Maç sırasında beklenmeyen bir olay olur ve gezici vampirlerden oluşan bir gurup Cullen’ların yanına gelirler. Bunlar insan kanıyla beslenmektedirler. Bella’nın kokusunu alırlar. Durumun tehlikeli bir noktaya gittiğini gören aile Bella’yı korumak için oradan uzaklaştırırlar. Ama bir avcı vampir olan James, bunu kendisine bir meydan okuma olarak kabul eder. Ve Bella’nın peşine düşer. Bunun olacağını düşünen aile bir plan yaparlar ve Bella’yı kurtarmaya çalışırlar. Oysa James’ın de kendine göre planları vardır. Bu planlar Edward ve ailesinin planlarını boşa çıkarır. Romanın sonunda elbetteki kızımız kurtarılır. Bir insan ile bir vampirinde birbirlerini sevebileceği temasıyla roman biter. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bir kitabı okuyup okumama tercihi kişinin kendisini bağlar. Daha yapacak daha önemli bir işiniz ya da okuyacak daha önemli bir kitabınız yoksa bu kitabı da okuyabilirsiniz. Okuduktan sonra bir şey kalmasa da bu tarz kitaplardan hoşlananlar için iyi bir seçenek. Eğer çok satanlar listeleri yalan söylemiyorlarsa bu tarzdan hoşlananların sayısı oldukça fazla. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İyi okumalar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;Eylül 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-7285813687425760438?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/7285813687425760438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/alacakanlk-stephenie-meyer.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7285813687425760438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7285813687425760438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/alacakanlk-stephenie-meyer.html' title='Alacakanlık – Stephenie Meyer'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGxX_iuRuI/AAAAAAAABKU/mTILNveoPF0/s72-c/alacakaranlik-stephenie-meyer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-7620877771886630710</id><published>2009-10-11T13:18:00.003+03:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.340+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Şafaktan Çok Önce – Selahattin Yusuf</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGxBi8zsiI/AAAAAAAABKM/qi7BsZFxlQw/s1600-h/%C5%9Eafaktan+%C3%A7ok+%C3%B6nce.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGxBi8zsiI/AAAAAAAABKM/qi7BsZFxlQw/s200/%C5%9Eafaktan+%C3%A7ok+%C3%B6nce.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yaşı otuzlara dayanmış olanların yaşadığı bir şeydir askerlik. Daha da uzatmayı becerebilenler varsa her gece bir karabasan gibi üzerine çöker askerlik. En iyisi yapıp kurtulmaktır. Ama buda kolay bir şey değildir elbet. Askerlik anıları oldukça hoş gelir anlatırken ama yaşanırken aynı hoşluğu kolay kolay bulamaz insan kendisinde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Askerliği Cem Yılmaz gibi yapıp, dününce bunu paraya çevirme şansı elbette kimseye nasip olmaz. Tabi bir de Selahattin Yusuf’a nasip olmuş. İkisinin yaptıklarından kendi adıma memnunum. Cem Yılmaz güldürdü, Selahattin de düşündürüyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bende askerliğini yapmış ve tüm yaşadıklarını unutmaya çalışan mutlu gruptanım. Selahattin Yusuf gibi Siirt’te değildim elbette. Ben Yalova’daydım. O uzun dönem subay olarak yapmış, ben kısa dönem er. Ortak noktamız ise ikimizin de askerde günlük tutmuş olmamız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bizden önceki kısa dönemlerden bir öğretmen arkadaşta benim yaptığımı yapmış ama onun yazdıkları başına bela olmuş. Bir şekilde günlüğü komutanların eline geçmiş. Tabi yazılanlar pek hoşlarına gitmemiş. Benimkisini de bulsalar sanırım o da hoşlarına gitmezdi. Cezadan son günleri olduğu için kurtulmuş. Lakin bizim askeriyeye teslim olduğumuz gün, bize söylenen ilk şey siz okumuşlar sakın burada olup bitenleri yazmaya kalkmayın şeklindeki uyarıydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bir aydan sonra yazmaya başladım. Ben yıllardır günlük tutan bir adamım. Yazmadan yapamam ki sonra krize girerim. Yazdım ve kimseye yakalanmadım. Kimsede ne yazdığımı önemsemedi. Ve ben askerlik dönüşü tüm diğer günlüklerime yaptığım gibi onu şifreli çantamın içerisine kilitledim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ama Selahattin Yusuf tabi ki benim yaptığımı yapmamış. Askerlik boyunca hissettiklerini, ironisini, kargaşasını edebi bir dili ön planda tutarak günlüğüne kaydetmiş ve o günlüğü askerlikten sonra kitap haline getirmiş. Kitabın adı “Şafaktan Çok Önce” şafak saymanın, günün değeri ve uzunluğu askerlikte ayrı bir anlaşılıyor. Çünkü askerlikte zaman çok yavaş akar ve askerin o zamanın geçmesini beklemesi kadar ağır bir yük yoktur omuzlarında. Selahattin Yusuf, bu yavaş zamanda kaybolmamak için yazmayı tercih etmiş gibi duruyor. Zihnini düşünceden yoksun bir ortamda kaybetmemek için kaleme başvurmuş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Günlükleri okurken Selahattin Yusuf’un edebi ve sanatsal birikimini de görüyoruz. Yaşadıklarının iç dünyasındaki yansımalarını bazen günlük yazmaktan çıkarak bir deneme gibi ortaya koymuş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Askerliğini yapmış yada yapacaklar kadar, güzel bir kitap okumak isteyecek olanların seveceği bir kitap Şafaktan Çok Önce.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-7620877771886630710?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/7620877771886630710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/safaktan-cok-once-selahattin-yusuf.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7620877771886630710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7620877771886630710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/safaktan-cok-once-selahattin-yusuf.html' title='Şafaktan Çok Önce – Selahattin Yusuf'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGxBi8zsiI/AAAAAAAABKM/qi7BsZFxlQw/s72-c/%C5%9Eafaktan+%C3%A7ok+%C3%B6nce.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-8014217283241491258</id><published>2009-10-11T13:17:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:49:34.340+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Limon Ağacı – Sandy Tolan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGwcC0J3xI/AAAAAAAABKE/z8vhitKUD-Q/s1600-h/Limon+A%C4%9Fac%C4%B1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGwcC0J3xI/AAAAAAAABKE/z8vhitKUD-Q/s200/Limon+A%C4%9Fac%C4%B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Zorlu bir tarihin tarafsız kalınarak anlatılmaya çalışılmış öyküsü Limon Ağacı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İki farklı toplumun aynı toprak parçasını vatan olarak görmeleriyle başlayan kavganın ve trajedinin ortasında yaşanan hayatlar. Zor ve çetin bir kavga, herkesin kendisini haklı gördüğü bu kavgada büyük bir dram yaşayan Filistin halkı. Avrupa’da kıyıma uğramış Musevi halkının bir umut olarak geldiği topraklarda yaşayan insanlara karşı takındığı acımasız tutum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Roman Beşir adlı bir Filistinli ile, Dalia adındaki İsrailli arasındaki ilişki üzerinden Filistin toprakları üzerinde iki toplumu derinden etkileyen ve yaralayan olayları iki bakış açısı üzerinden vermeye çalışmış. Yazar, tarafsız bir tutum takınmaya oldukça gayret sarf etmiş. Böyle her şeyin iç içe girdiği bir konuda tarafsız kalabilmek gerçekten büyük bir başarı olmuş yazar açısından. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Romanda Filistin İsrail arasında yaşanan tüm trajedinin anlatımıyla karşılaşıyoruz. Bir Filistin rüyasının Avrupalı Yahudilerce görülmeye başlamasından bölgeye ilk göçlerin yapılması. Filistinlilerin ilk gelenlere toprak satışı. Daha sonra Avrupa’dan akın akın başlayan göçler. Bu sırada gelenlere yer açmak için sürgüne tabi tutulan Filistinliler, komşu Arap devletlerinin İsrail karşısında hem politik hem de askeri olarak yaşadıkları başarısızlıklar. Filistin halkının yalnızlığı. Filistinlilerin kendi kurtuluşlarını kendi çabalarıyla sağlayacaklarını düşünerek başlattıkları mücadele. İsrail’in bu mücadeleyi nasıl zorba yöntemlerle bastırdığı. Soykırımdan kaçan Yahudiler, soykırım yapar Filistinliler üzerinde, onları duvarlar ve teller arasına hapseder. Filistin topraklarına sonradan gelen Yahudiler, artık galiptirler ve gözleri hiçbir anlaşma ve uyarıyı görmez. Batının da onları zorlamamasıyla pervasız saldırıları artar. Filistinlilerin her kendilerini savunma çabası terörizm olarak ilan edilir. Oysa İsrail’in öldürdüğü masum sayısı Filistinlilerin öldürdükleriyle karşılaştırılamayacak nispettedir. Tarihi akış içerisinde yaşanmış tüm bu olaylar iki insanın bakış açılarıyla verilmeye çalışılmıştır Romanda, tabi ben yazar kadar tarafsız bir yazı yazamıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Romanın kahramanları aslında birbirlerinin yaşadıkları ile tamamlayan kişiler. Dalia, ikinci dünya savaşı sırasında Nazilere teslim edilmekten son anda kurtulmuş bir ailenin kızı, her şeylerini Bulgaristan’da bırakarak, kendi topraklarında huzur içinde yaşayacaklarını umdukları Filistin’e gelir, ve Ramla şehrinde Beşir’in ailesine ait olan bahçesinde bir limon ağacı ekili eve yerleşirler. Dalia, bu evin Araplarca terk edildiğini sanmaktadır. Çünkü kendilerine böyle öğretilmektedir. Oysa bir gün kapı çalar ve Beşir ve kuzenleri kapıdadır. Sürüldükleri evi görmeye gelmişlerdir. Doğduğu evi ziyaretiyle Beşir ve Dalia’nın arkadaşlıkları başlar. Dalia zamanla Arapların evlerini kendi istekleriyle terk etmediklerini anlar. Barış içinde yaşamak için neler yapılabileceğini düşünür. Dalia özelinde İsrail içerisinde devlet tarafından uygulanan zulmü tasvip etmeyen kişilerin olduğu gösterilmektedir. Ama Dalia da bir çelişkinin içerisindedir. Başka topraklardan gelip başka insanları topraklarından etmişlerdir, lakin kendilerinin de gidecek bir yerleri olmadığı kanısındadır. Bir şekilde barış olmalıdır ama Musevilerin bu topraklardan ayrılması beklenemez, görüşündedir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Beşir evinden sürgün edildiğinde daha altı yaşındadır. Birkaç hafta sonra geri döneceklerini düşünerek evden ayrılmışlardır. Birkaç hafta uzadıkça uzamıştır. Bu sürgünlük hayatları boyunca oldukça zor durumda kalmışlardır. Beşir, asla kabul etmediği bir bombalama olayı dolayısıyla İsrail tarafından yıllarca hapsedilir, Durmadan gözaltıları ve baskılar ile karşı karşıyadır. Yine hapse atılır ve Ürdün’e sürgün edilir. Önce Ramla’dan ardında Ramallah’tan sürgün edilmiştir. Dalia ile birçok kez karşılaşırlar ama bu çok sık değildir, zaten iki tarafa özellikle İsrail’in işgal ettiği yerlere bir Filistinlinin girmesi hiç kolay değildir. Hele bu kişi Beşir gibi birisiyse. Beşir kayıtsız olarak ellerinden alınan toprakların kendilerine verilmesini ve Yahudilerin geldikleri yere gitmelerini istemektedir. Dalia ile ne kadar birbirlerini anlıyor olsalar da ikisinin de vazgeçmeyi düşünmediği toprak parçası Filistin topraklarıdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;400 sayfalık kitabın sonunda 20 sayfalık bir kaynak listesi aktarılmıştır. Romanda anlatılan olaylar birebir kişilerin kendi anlatımları üzerinden kurgulanmış. Yaşanan her olay kaynaklarca sabit olan belgeli anlatımlar. Yazar kendi düşüncelerini eserine aktarmamak konusunda oldukça ketum davranmış. Buda kitabın başarısını artırmış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Başarılı bir eser ve okunmayı hak ediyor. Yaşanan olayları bir bütünlük içinde görmek açısından kitabın çok yaralı olacağı kanısındayım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #ffcc00; font-family: verdana; font-size: 78%;"&gt;Bu yazı &lt;a href="http://www.kitaphaber.net/yazar/izzet/"&gt;Kitaphaber.net&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-8014217283241491258?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/8014217283241491258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/limon-agac-sandy-tolan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8014217283241491258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8014217283241491258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/limon-agac-sandy-tolan.html' title='Limon Ağacı – Sandy Tolan'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/StGwcC0J3xI/AAAAAAAABKE/z8vhitKUD-Q/s72-c/Limon+A%C4%9Fac%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-996645388732031713</id><published>2009-10-04T17:22:00.006+03:00</published><updated>2010-02-06T23:54:16.634+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Köşede Durmak!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SsiviYQ1O1I/AAAAAAAABJ0/pNkBF9ib-f0/s1600-h/K%C3%B6se-2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SsiviYQ1O1I/AAAAAAAABJ0/pNkBF9ib-f0/s200/K%C3%B6se-2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Köşe dönmenin temel amaç olduğu günümüz dünyasında köşede durmak büyük bir erdem olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Tüm insani ilişkilerin bir tarafa bırakılıp, tek amacın menfaat ilişkilerine dönmesinden dolayı en büyük kaybımızı insanlığımızda yaşıyoruz. İnsanlığı kaybettikten sonra elimizde kalanlarında, su çekildikten sonra dibinde kalan balçıktan farkı olmuyor. O balçığın içinde domuzlar gibi debelenip duruyoruz. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Bu hengamenin içerisinde ne kadar debelenirsek debelenelim çıkma ve mutlu olma şansımız olmuyor. İsteklerimiz ve ihtiyaçlarımız azalmak yerine artmaya devam ediyor. Kazancımız arttıkça ihtiyaçlarımızın ve bankadaki hesaplarımızın sayısı artmaya devam ediyor. Ama mutlak bir huzura ve mutluluğa bir türlü kavuşamıyoruz. Yaşadığımız her iyileşme onu tekrar kaybetme korkusuyla birlikte kalbimizi kemirmeye başlıyor. Elimizdeki vadiye bakıp şükretmek yerine, yeni bir vadinin peşine düşüp sürünüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Elindekilerin kıymetini bilemeyip yenilerine kavuşmak için çabalarken elindekileri de kaybedenlerin hikayeleriyle dolu defterler. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Elindekilere en çok şükredenler fakirlerdir. Bu yüzden fakir olmak bir erdemdir. Peygamberlere ilk inananlar fakirlerdir. Çünkü zenginler gibi kapları dolu kalpleri boş insanlar değillerdir. Fakirlerin kalpleri zengindir. Zenginler ellerinde olanları kaybetmenin telaşıyla vicdanlarının sesini dinlemeye fırsat bulamazlar. Fakirler ise hep vicdanlarıyla yürürler gök kubbenin altında.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;İmkansızlıklar içinde yaşamanın zor ve meşakkatli olduğu malumdur. Ben, fakirliği yüceltiyorum. Fakirliğin yüceltilmesi gerektiğine inanıyorum. Kaplarımız boşalsın ki kalplerimiz huzur bulsun. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Çünkü ölüm gelip bu dünyadan göç ettiğimiz de yanımızda taşıyabileceğimiz yüklere sahip olabilmenin tek yolu bu! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Fakirlik edebiyatı yapmadan fakir olabilmek.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı &lt;a href="http://erhaber.com/"&gt;Erhaber.com&lt;/a&gt; sitesinde yayımlanmıştır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-996645388732031713?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/996645388732031713/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/kosede-durmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/996645388732031713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/996645388732031713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/kosede-durmak.html' title='Köşede Durmak!'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SsiviYQ1O1I/AAAAAAAABJ0/pNkBF9ib-f0/s72-c/K%C3%B6se-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-7608173646264724581</id><published>2009-10-03T17:03:00.006+03:00</published><updated>2010-02-06T23:54:16.634+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Merhaba</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SsdkcdtkGXI/AAAAAAAABI8/et6ltBYhpr8/s1600-h/murat.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SsdkcdtkGXI/AAAAAAAABI8/et6ltBYhpr8/s200/murat.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İlk cümleyi kurmak ve yazıya başlamak hiç kolay olmamıştır benim için. Ama o ilk cümle kağıdın üzerine düştükten sonra kalem kendi yolunu bulup nihayetine ulaşır bir şekilde. Yazarken kurguların zihnimden kağıda başka bir form halinde dökülür. Yazan, ben değil de kalemim olur. Kalem hangi yolu açarsa zihnim o yolun yolcusu olup çıkar. Rabbimin kalemi yeminiyle şereflendirmesi de onun kudretindendir. Kalem bir yol olur, bende o yolda yürürüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalem yazmanın aracıdır. Nihayetinde yazmaya yarayan her araç bir kalemdir. Toprağın üzerinde iz bırakan bir dal, kayayı yontan bir keski, beyaz kağıda leke düşüren kuş tüyü… Kalemdir nihayetinde… Kurşun kalemler, tükenmez kalemler, dolma kalemler de. Kalem artık yeni formunda bir klavyedir. Önce daktilolarda şimdi bilgisayarlarda. Yarın hangi şekilde karşımıza çıkacak “kalem” bilemem; ama yazmak kıyamete dek varolmaya devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yazmak zor bir iştir, okumak gibi. Belki okumaktan kat be kat daha zor. Okumak için en nihayetinde iki göz yeterlidir. Ama yazmak vicdan ister. Okuduklarınız sizindir, hesabı sevabı sizindir, lakin yazmanın mesuliyeti ağırdır. Kelimelerin kağıt üzerinde açtığı çığır, bir vicdanın değil, yazıya göz düşüren tüm vicdanların mesuliyetiyle büyür. Bu yüzden yazdıklarının mesuliyetini vicdanına yükleyerek yazabilmek yürek ister. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbim yazarken yüreğimiz hep seni ansın ki okuyan herkesin yüreğine bir yol bulalım. “Kalemle yazmayı öğreten kerem sahibi rabbim” dilimize ve gönlümüze açıklık ver, meramımızı anlatmakta zorluk çekmeyelim. Gönül kırmayalım, nefret uyandırmayalım, doğru düşündüklerimizi en güzel şekliyle ifade edebilelim. Yanılgılarımızda tefekkür edelim, yanılgılarımızı kabul etmekten korkmayalım. Bilmediklerimizde susma erdemi gösterelim. Öğrenmek için gayret sahibi olalım inşallah. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra yazılarımla inşallah, sitemizi ve gazetemizi takip eden okuyucularımızla hayattan, kitaplardan, ve edebiyattan bahislerle beraber olmaya gayret göstereceğim. Umut ederim ki bir faydamız olur. Umut ederim ki herkesin yarın için umudu hep diri kalır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmek umuduyla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı &lt;a href="http://erhaber.com/"&gt;Erhaber.com&lt;/a&gt; sitesinde yayımlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-7608173646264724581?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/7608173646264724581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/merhaba.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7608173646264724581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7608173646264724581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/10/merhaba.html' title='Merhaba'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SsdkcdtkGXI/AAAAAAAABI8/et6ltBYhpr8/s72-c/murat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6339849607451724314</id><published>2009-05-12T21:43:00.005+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.860+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Karma Eğitim mi? Yoksa…</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;Zor bir konu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;Ele aldığınızda bir tarafıyla elinizde kalma olasılığı çok yüksek. Tartışma alanı eğitim olsa da tartışılmaya başlandığı andan itibaren ideolojik kalıpların içerisinde kalıveriyor. Sonra gerçekten bir faydası yada zararı olup olmadığı konuşulamıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;Ülkemizde şöyle kapsamlı olarak Karma Eğitim ve Kız ve Erkek ayrı eğitimin yararları ve zararları konusunda bir araştırma yapılmamış. Bu konuda çalışma yapılmamış olması tartışmaların bir yanıyla eksik kalmasına sebep oluyor. Zaten denek oluşturabilecek eşit düzeyde karma ve ayrı okullara sahip değiliz. Yapılan araştırmalarda yapan tarafın onayladığı yapıyı övgüsünden öteye gitmemiş ne yazık ki! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;ABD ve birçok batı ülkesinde karma eğitim yanında kız ve erkek okullarını, aynı okul içerisinde kız ve erkek sınıflarının ayrılması yöntemi uygulanıyor. Bu uygulamaların avantajlı tarafların ortaya konulmaya çalışıyor. Yaşanan birçok sıkıntıyı önlemedeki etkileri üzerinde araştırmalar yapılıyor. ABD ve Batıdaki ilköğretim ve lise düzeyindeki eğitimin yaşadığı sıkıntılara çare olabilecek bir sistem olarak bakılıyor ayrı okullarla ve teşvik ediliyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;Kız ve erkek öğrencilerin öğrenme düzeylerinden, sınıf içerisindeki motivasyonuna kadar bir çok konuda yaşanan temel farklılıklar hem kız öğrencilerin hem de erkek öğrencilerin başarıları üzerinde çeşitli etkileri olduğu ifade ediliyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;Karma eğitimi kökten kaldırıp yerine ayrı kız ve erkek okulları getirilmesinin taraftarı değilim. Kökten kaldırılmasının bir yararı olacağından da emin değilim. Ancak devlet okullarının bu tür istekleri uygulayabilecek imkanlara sahip olması gerektiğini düşünüyorum. En azından birkaç okulda uygulama imkanı oluşturulmalı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;İnsanların tercih edebilme imkanı sağlanmalıdır. Özel okullar da bu konuda desteklenebilir. Kız öğrencilerin okula gönderilmeme sebeplerinden birisi de bu sayede ortadan kaldırılmış olur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;Eğitim konusunda değerlendirilmesi gereken birçok konu var. Bu konular arasında kız ve erkek ayrı sınıflarda ve okullarda eğitimi de ele alınmalı ve buna da imkan sağlanmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;Eğitimde kalitenin artırılması asıl hedef olmalı, bunun içinde bazı zihinsel kalıpları yıkıp açılımlar yapılmalı. Hem kız hem de erkek öğrencilerimiz için hayırlı olacaksa bu durum desteklenmelidir. Ama bir durumu daha baştan yok sayarak bir noktaya varamayız. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;Kız ve erkek olarak okullar ayrıldığında başarı artırılabilirse bu bir kesimin başarısı olmayacaktır. Bu uygulanan sisteminin bir başarısı olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" &gt;Başarı hepimizin başarısı olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6339849607451724314?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6339849607451724314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/05/karma-egitim-mi-yoksa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6339849607451724314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6339849607451724314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/05/karma-egitim-mi-yoksa.html' title='Karma Eğitim mi? Yoksa…'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-38682952641542731</id><published>2009-05-10T16:43:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.860+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>SUÇLU CEHALET Mİ?</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Ülkemizde yaşanan bir çok olayda sorumluluğu cehalete atarak sorunların çözümünde bir kolaycılığa kaçma alışkanlığı var. Suçu okula yada olayın yaşandığı bölgedeki eğitim seviyesine bakarak açıklamak ne kadar doğru bir çözümleme yapmamızı sağlayabilir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Biz cahil bir toplum muyuz ki yaşanan her şeyi cehaletle açıklıyoruz? Bilge köyünde yaşanan bir olayı da, bir futbol maçı sonrasında çıkan olayları da, hızsızlıkları da, kapkaççılığı da… yani herhangi bir problem alanına dair ilk değerlendirme cahillik üzerinden yapılıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;“Cehalet nedir?” sorusunu sormak gerekiyor o zaman, cevap sözlüklerimizde, bilgiye sahip olamama, bilgisizlik, olarak veriliyor genel olarak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Bu tanıma bakarak düşündüğümüzde; Bilge köyünde katliam yapanlar, insan öldürmenin acımasız bir şey olduğunu bilmiyorlar mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Maç seyrettikten sonra kavga edenler, yaptıklarının yanlış olduğu bilgisine sahip değiller mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Çocuk yaştaki kız çocukların pazarlayanların bilgisizliği nereden geliyor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Bankaları hortumlayan sahipleri acaba hiç okul görmediler mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Ülkenin kaosu gitmesi için darbe hazırlıkları yapanlar ne kadar cahil insanlar?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Soruları uzatabiliriz. Ama maksadımız soruları uzatmak değil elbet. Sosyolojik olarak cahil bir toplum değiliz. Türkiye nüfusunun -2000 yılı verilerine göre- erkeklerde %93,86’sı, kadınla da %80,64’ü okuma yazma biliyor. Bir ülkenin gelişmişliğindeki en önemli parametrelerden birisi okuma yazma oranıdır. Bu oran yükselsin diye bir çok çalışma yapılmaktadır. Bu oranlarla biz gelişmiş ve aynı zamanda bilgili bir toplum oluyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Bir çok olayda suçu ana kaynağının cehalet olarak gösterilmesi bir yanılgı, o zaman sorunlara çözüm bulma konusunda yanlış bir adres gösteriliyor bize. Asıl sorunu göstermek istemeyenler bizi kalıplaşmış bir dille kandırmaya çalışıyorlar. Kalıp o kadar sert ki son noktada “okumuş cahil” bunlar diyor. Bir sorunun kolay bir çözümü varsa o çözüm genelde yanlıştır, diyor bir düşünür. Oysa bizim çözüm yolumuz ve suçlumuz hep aynı. Bu yüzden midir acaba bir arpa boyu yol alamayışımız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Bilgiye sahip olmak sorunları ortadan kaldırmıyor. Bilginin anlam bulacağı bir şeylerde eksikliğimiz var, acaba bu vicdan olabilir mi? Vicdanı meydana getirecek ahlak ve erdemlerden bihaber bırakıldık.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Ahlak ve erdem gibi hayatı dolduran kavramları hayatımızdan uzaklaştırdık. Bu kavramlar uzaklaştıktan sonra bilginin bir değeri de kalmıyor. Ahlakı ve erdeme yeniden dönebilmenin çabasında olmakta asıl çözüm. Yoksa yapılacak tüm çalışmalar beyhude kalmaya devam edecektir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-38682952641542731?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/38682952641542731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/05/suclu-cehalet-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/38682952641542731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/38682952641542731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/05/suclu-cehalet-mi.html' title='SUÇLU CEHALET Mİ?'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6629067920792524182</id><published>2009-05-04T16:52:00.001+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.861+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Ölümcül Bir Gelenek</title><content type='html'>Hasan Sabbah, Alamut kalesini ele geçirdikten sonra düşmanlarıyla sert bir mücadeleye girişti. Bu mücadele sırasında kullandığı yöntem o dönemle pek alışık olunan bir yöntem değildi. Alamut kalesinde eğittiği müritlerini savaş meydanına sürüp düşmanları ile çarpışmıyordu. Onunki düşmanı kalbinden hançerlemekti. Etkili ve korkutucuydu çünkü saldırının nereden ve ne şekilde geleceği kestirilemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Sabbah bir suikast, fedailer teşkilatı kurmuştu. Dini bir inanca dayanıyordu teşkilatı Batınilik. Siyasi hedefleri vardı Hasan Sabah’ın ve bunun gerçekleşmesinde iyi eğitilmiş müritlerinin işlediği cinayetler ön plana çıkıyordu. Müritler, Alamut kalesinde çeşitli tekniklerle kendilerini temsil ettiği yapıya feda edecek duruma getiriliyordu. Bir başka deyişle beyinleri yıkanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada kullanılan en önemli yöntem Hasan Sabbah’ın müritlerine cennet vaadidir. Kendisi haşhaş içirilerek uyutulan mürit, Alamut kalesi içindeki sahte cennete götürülür, oradaki geçirdiği vakitten sonra tekrar haşhaş içirilerek uyutulur ve kalede uyandırılırdı. Kendisine cenneti vadeden adam için artık yapmayacağı iş kalmayan müritler her türlü suikast eğitimini aldıktan sonra vazifelerini yerine getirmek için giderler ve cinayeti gerçekleştirseler ya da gerçekleştirmeseler de eylemden sonra kendi canlarına kıyarlardı. Böylece cennete ulaşacaklarına inanırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Sabbah bu ve benzeri yöntemlerle oluşturduğu fedailer sayesinde toplumun içerisinde kargaşa yaratacak cinayetlere imza atıyordu. Kendi oluşumuna ve düşüncelerine karşı çıkan halkın içinden birisine de bir padişaha da suikastlar yaptırabiliyordu. Böylece kendisini tartışılmaz bir konuma çekiyor. Kendisinden korkan herkes onun isteklerine buyun eğmek zorunda kalıyordu. Kendisi ile mücadele edilmesi çok zordu. Suikastçıları halkın içine öyle sızmıştı ki eylemlerini yapana kadar onları bulmak kolay olmuyordu. İyi eğitimleri sayesinde konaklara saraylara kolayca girebiliyorlardı. Alamut öyle bir yerde kurulmuştu dönemin güçlü orduları onu bir türlü ele geçiremediler. En son Moğollar kalenin üzerinde bulunduğu dağı yıkarak kaleyi ele geçirebilmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Sabbah’ın ardından artık ölümcül bir gelenek miras kalmıştır insanoğluna oda, kendi yaşamını hiçe sayarak herhangi bir düşünce için ölümü göze almaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir düşünce yaşamdan daha değerli olamaz. Bir düşünce yaşamdan daha çok ölümden besleniyorsa orada bir sakatlık olduğu gözden kaçmamalıdır. Bir düşünce, sistem yada ideoloji için ölmeyi ya da öldürmeyi normal kabul etmeye başlamışsanız tehlike her dakika daha da büyümektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz ölme ve öldürmenin kutsanmasından dolayı büyük acılar yaşamıştır. Birçok gencini, insanını bu anlayış yüzünden kaybetmiştir. Bir düşünce adına ölen kişi, o düşüncenin takipçileri tarafından kahraman ilan edilince, yeni ölümlerde kaçınılmaz olmuştur. Karşıt düşüncede öldüreni kahraman ilan etmiştir ne yazık ki. Bir düşüncenin ölümle beslenmesi ne acizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Sabbah’tan bize kalan bu mirası ortadan kaldırmanın en kolay yola, hangi düşünceye sahip olursak olalım, yaşamın daha değerli olduğunu kabul etmekten geciyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünceler tartışılmak için olsun, ölümler için değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6629067920792524182?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6629067920792524182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/05/olumcul-bir-gelenek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6629067920792524182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6629067920792524182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/05/olumcul-bir-gelenek.html' title='Ölümcül Bir Gelenek'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-958567521742128050</id><published>2009-05-01T23:39:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.861+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Yeni Kabine Üzerine Notlar</title><content type='html'>29 Mart yerel seçimleri sonrasında yapılması beklenen kabine değişikliği sonunda gerçekleşti. Geniş çaplı bir kabine revizyonun olması bekleniyordu ve beklendiği gibi de oldu. Yeni kabine listesinde gerçekten çok önemli değişiklikler olduğu göze çarpıyor. Bunlardan bence üçü oldukça önemli değişiklikler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi Milli Eğitim Bakanlığına hemşerimiz Nimet ÇUBUKÇU hanımefendinin getirilmesidir. Kendisi zaten bakanlar kurulundaki tek kadın bakandı. Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini yerine getirmekteydi. Oradan Milli Eğitim gibi bir bakanlığa getirilmiş olması başbakan tarafından kendisine ne kadar önem verildiğinin bir göstergesidir. Böylece Ak Parti içerisindeki konumunun da ne kadar kuvvetli olduğu görüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Eğitim Bakanlığı çok önemli bir konuma sahip, Türkiye bütçesinden en önemli pay bu bakanlığa ait. İcracı bir bakanlık olmasından dolayı yükü de sorunları da sorumlulukları da oldukça büyük bir bakanlık. Nimet hanımın bu yükün altından kalkacak dirayete sahip olduğunu düşünüyorum. Sorunlar karşısında daha uzlaşmacı, daha şeffaf uygulamalar ortaya koymasını bekliyorum. Tüm çevrelerin kafalarında soru işareti bırakmayacak çalışmalara imza atması temennim. Bir bakanın herkesi memnun etmesi mümkün değil kavga etmesi gerektiğinde kavga edeceğinden de eminim. Milli Eğitim camiasına ve Ereğli’mize hayırlı olmasını dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci önemli değişiklik ise Dış İşleri Bakanlığında yaşandı. Ali Babacan’ın yerine Dış İşleri Bakanlığına Prof. Ahmet DAVUTOĞLU getirildi. Ahmet Davutoğlu Ak Parti döneminde Türk dış politikasını belirleyen önemli unsurlardan birisi. Dış politikanın “gölge dış işleri bakanı” gibi çalışıyordu. 2007 genel seçimlerinde meclise girmesi ve Dış İşleri Bakanlığına oturması bekleniyordu. Ama meclise girmediği gibi siyasetten uzaklaşıp öğretim üyeliğine döneceği söylentileri çıkmıştı ki çok şükür böyle bir şey olmadı. Dış politikamızın belirlenmesinde önemli çalışmalara imza attı. Türkiye’nin itibarını artırıcı çalışmalarda yer almasını sağladı. Ak parti iktidarı döneminde başarılı olduğu alanların başında dış politika gelir ki bunda Ahmet Davutoğlu imzasını görmemek imkansızlık. Onun Dış İşleri Bakanlığına getirilmesi çok büyük bir kazanç olacaktır. Türkiye’nin dış politikada atacağı adımları Ahmet Davutoğlu’na emanet etmesi benim içimi rahatlatmaktadır. Özellikle Ortadoğu sorunlarının çözümünde önemli bir ivme kaydedebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü en önemli değişiklikte BÜLENT ARINÇ’ın Başbakan Yardımcısı olarak kabineye girmiş olmasıdır. Ak Partinin içerisindeki en önemli öznelerden birisidir. Doğru bildiğini söylemekten hiçbir zaman sakınmamıştır. Bundan sonrada sakınacak değildir. Türkiye’nin onun sesine ve yüreğine ihtiyacı olduğuna inanıyorum. En çokta buna Başbakanın ihtiyacı vardı. Sayın Başbakan, Bülent Arınç’ı bu göreve getirerek tepedeki yalnızlıktan da kurtulmuş oldu. Başbakana yapılan tek adamlık  eleştirileri de yıkılmış oldu böylece. Kendisinin bu göreve getirilmiş olmasından dolayı çok memnun oldum. İnşallah hepimiz için hayırlı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabine değişikliği özellikle ekonomi alanında olmuştur. Daha dinamik ve güçlü bir ekonomi ekibi kurulmuş gözüküyor. Bir iktidar insanlara ekonomik olarak verdikleriyle ayakta durur gerisi lafı güzaf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güçlü kabinenin ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-958567521742128050?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/958567521742128050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/05/yeni-kabine-uzerine-notlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/958567521742128050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/958567521742128050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/05/yeni-kabine-uzerine-notlar.html' title='Yeni Kabine Üzerine Notlar'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-2435969793416987230</id><published>2009-04-22T12:23:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.862+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Ve Bayram!</title><content type='html'>Bir bayram daha yaklaşıyor. Belki siz bu yazıyı okuduğunuzda bayram geçmiş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okullarda hummalı bir çalışma devam ediyor. “Yanaşık düzen” eğitimi veriliyor öğrencilere. Tören geçişlerinde yapılacaklar tekrar edilip duruluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat, İleri marş, sağa çark, bandoyla birlikte sol sol sol…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beceremeyen öğrencilere kızılıyor, bağırılıyor yürüyüşten çıkarılıyor. Birkaç hafta sürüyor bu işkence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey göstermelik tek amaç protokol sevinip bayram etsin diye, öğrencilerin ve öğretmenlerin sevinmeye ve eğlenmeye mecalleri kalmıyor çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hengame okullarda devam ederken bir haber ortalığa yayıldı. MEB, 44 yıllık bu tören geçişlerini düzenleyen yönetmeliği kaldırmıştı. Askeri okullara göre düzenlenmiş olan yönetmelik yıllardır uygulanıyordu. Birden kaldırılmıştı hem de bir bayram arifesinde. Herkes bu değişimden oldukça memnun oldu. Daha “sivil” bir yönetmeliğin çıkması çok iyi olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklentilere cevap verecek(!) bir yönetmelik yayınlandı. Eski yönetmelikle yenisi arasında kelime değişikliklerinden başka bir değişiklik yoktu. Beklentilerin çok uzağında kaldı yeni yönetmelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri çağrıştıran kelimeler değiştirilmişti. “Manga” yerine “grup”, “takım komutanı” yerine “merasim yöneticisi” gibi ifadeler getirilmiş. Düzen tertip eskisinden farklı değil. Stadyumda aynı şeyleri göreceksiniz. Eylemlerde değişen bir şey yok; değişik sadece kelimelerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramdan başka her şeye benzeyen törenlerin kimseye neşe ve mutluluk verdiği söylenemez. Hele öğrencilere, bir çoğu yapılanları işkence gibi görüyor. Etraflarında durmadan kendilerine bağırıp duran öğretmenlerinden nefret ediyorlar. Güneşin, yağmurun, rüzgarın altında saatlerce beklemekten perişan oluyorlar. Tören sırasında stadın içinde olan öğrenciler yapılan hiçbir etkinliği de seyredemiyor. Bir dahaki sefere kaçmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bunda da sonuna kadar haklılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramın anlam ve önemini anlatmaktan çok bayramdan bezdiren, sevdirmekten çok nefret ettiren bu çağ dışı uygulamalardan vazgeçilmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-2435969793416987230?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/2435969793416987230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/ve-bayram.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2435969793416987230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2435969793416987230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/ve-bayram.html' title='Ve Bayram!'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-8842092359179791914</id><published>2009-04-18T16:52:00.001+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.862+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Ve İşsizlik</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SenbKPbm6mI/AAAAAAAAA-A/k0KFWm1_sqk/s1600-h/issizlik5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326029003329825378" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 171px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SenbKPbm6mI/AAAAAAAAA-A/k0KFWm1_sqk/s200/issizlik5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu hafta içerisinde TÜİK, Türkiye’deki işsizlik oranlarını açıkladı. Rakamlar oldukça yüksek ve bu oran artış gösterme eğiliminde görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak 2008 döneminde çalışma çağındaki nüfus geçen yılın aynı dönemine göre 750 bin kişi artmış ve 49 milyon 642 bin kişiye ulaşmıştır. Türkiye genelinde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 59 bin kişi artarak 2 milyon 567 bin kişiye yükselmiştir. İşsizlik oranı %11’in üzerinde görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rakamlar büyümekte olan bir kriz ortamını yansıtmaktadır. Bahsettiğim kriz, küresel kriz değildir. Büyük işsizlik krizidir. Bu kriz ortamı ne yazık ki görmezden gelinmektedir. İktidar bu konuda derin bir sessizlik içerisinde bulunuyor. İktidara yakın olan çevrelerde ne yazık ki bu konuyu dile getirmekten uzak duruyorlar. Uzak olanların ise bu gibi hayati konulara değinmek gibi bir niyetleri yok. Değinmeleri ise yüzeysel, derinlikli bir ses ne yazık ki duyulmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefet ise işsizlik gibi önemli bir konuda ses seda etmiyor. Muhalefetin üzerinde yoğunlaştığı ve hükümeti iş yapmaya yöneltecek bir aktivitesi söz konusu değil. Bilakis muhalefet iktidarı uyarmak yerine onun uyumasından memnun. Böylece kendilerine pay kapma niyetindeler. Ama susarak nasıl bir pay alacaklar merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidarın hızla bu konu üzerinde paketler hazırlaması gerekiyor. Çalışma çağına girecek nüfusa istihdam alanları açmak zorunda. Çalışma çağında olup da işsiz kesimin evine ekmek götürmesini sağlayacak imkanları hazırlamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetişen nüfusun eline bir meslek verebilmelidir. Ne yazık ki “yeni nesil” vasıfsız elamanlar olarak kapıya dayanmaktadır. Lise çağını bitiren her dört kişiden birini işsizlik beklemektedir. Liseyi bitiren yığının yapabileceği bir işi olmadığı gibi kendilerine rahat bir yaşam sunacak kendilerini yıpratmayacak işlere hevesli oldukları görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuldaki eğitim sistemin ve toplumsal yapının giderek tembelleştirdiği bireyler olarak bu işsiz yığın Türkiye’nin önündeki en önemli sorundur. Bu konu dışındaki tüm önemli görülen konular teferruat olarak kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin aşması gereken birçok temel sorun var. Bunların gecikmeden bir sonuca ulaşması gerekiyor ama işsizlik sorunu büyüdükçe bu temel sorunlar üzerine atılacak adımlarda anlamsız kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidarıyla muhalefetiyle bir eylem planın hazırlanıp işsizlik sorunu üzerine hızla gidilmelidir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-8842092359179791914?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/8842092359179791914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/ve-issizlik_18.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8842092359179791914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8842092359179791914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/ve-issizlik_18.html' title='Ve İşsizlik'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SenbKPbm6mI/AAAAAAAAA-A/k0KFWm1_sqk/s72-c/issizlik5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6064356069140433018</id><published>2009-04-16T21:12:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.862+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Koltuk Düş(üş)leri</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SdzphD4wixI/AAAAAAAAA5Q/ph5PKgKizVI/s1600-h/kritik+(63).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322385613833407250" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SdzphD4wixI/AAAAAAAAA5Q/ph5PKgKizVI/s200/kritik+(63).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Bidayeti olan her şeyin bir nihayeti vardır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koltukların kaderidir üzerlerine birilerinin oturması. Biri oturur, sonra kalkar; boş bulunan koltuğa bir başkası kurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koltuk, iktidarı, makam ve mevkii temsil eder. Gerçek manada hangi konumda olursa olsun her koltuk amaç değil bir araçtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araç olarak görenler koltuklarını teslim ederken zorluk çekmezler. Üzülmezler, aslına bakılırsa onu araç olarak görenler, ona pek talip olmazlar. Hesabından korkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koltukların asıl sevdalıları onu amaç olarak benimseyenlerdir. Bir koltuk olsunda büyüğünden küçüğünden kurulmak için can atarlar. Bazı koltukperestler için her yol mubahtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saltanatlarda biliriz, koltuk için babasına, kardeşine düşman kesilenleri, biliriz koltuk için oğullarının, kardeşlerini boğduranları. Koltuk öyle bir şeydir ki verilmesi en zor nesnelerden birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasilerde öyle değil midir, bir koltuk için yapılmayan kalmıyor. Bir sürü karalama, hakaret, suçlama neden bir koltuğu kurulabilmek için. Koltuk adamı öyle bir kendinden geçiriyor ki dostta düşmanda koltuk oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir koltuğa oturmak diye bir şey varsa ondan kalkmak diye birşey de var. Ne yaparsanız yapın bir koltukta kalma süreniz belli. Ya bir seçimle ya bir atamayla, o da olmadı ölümle koltuktan oluveriyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır dedik yazımızın başında. Koltuk düşleri kuranların koltuklara oturduktan sonra akıllarından oradan bir gün düşeceklerini unutmamaları tavsiye ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz inanan insanlarız; koltuklarını amaç edinen insanlarında, araç edinen insanlarında sonunda hesap vereceğini biliriz. Hesabı biz gerekirse sandıkta sorarız. Mahkemelerde alırız bulursak delillerini. Buna gücümüz yetmez ise mahşer gününde hesap sorulacağını bilir. Hak, hukuk tanımayanlar için üzülürüz. Çünkü tüm hesaplar şaşar ama oranın hesabı şaşmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm koltuk sevdalılarına sevgilerle…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6064356069140433018?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6064356069140433018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/koltuk-dususleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6064356069140433018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6064356069140433018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/koltuk-dususleri.html' title='Koltuk Düş(üş)leri'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SdzphD4wixI/AAAAAAAAA5Q/ph5PKgKizVI/s72-c/kritik+(63).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-7995359113642116310</id><published>2009-04-15T23:05:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.863+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Oy Kullanmamak</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SZHsSGGTkfI/AAAAAAAAA4A/OmQW_FSZlKY/s1600-h/foto+(8).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5301278032010646002" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 155px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SZHsSGGTkfI/AAAAAAAAA4A/OmQW_FSZlKY/s200/foto+(8).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Seçmen listesinde adımın olduğunu söylediler. Bu ilk kez oluyor. Bu güne kadar seçmen olmak için hiçbir talebim olmadı/olmayacaktı da sanırım. Hepimizi evimizde fişleyen nüfusa kayıt sistemi beni yakaladı ve seçmen yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi hemen karşımızdaki yerel seçimlerde oy kullanmam bekleniyor. Oysa ben oy kullanmanın düşüncesinden bile hoşlanmıyorum. Bu benim kişisel tercihim, siz gidin gönül rahatlığıyla kullanın oyunuzu gibi kurtarma cümlelerinden de pek hazzetmiyorum. Benim gönlüm rahat değil. Oy kullanma düşüncesinde bile rahatsız oldu gönlüm. Oyunu gönül rahatlığıyla kullanıp gelen insanları da anlamakta zorluk çekiyorum. Oy kullansa bile insan içinde hafifte olsa bir sıkıntı duymalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sandığın başına varıyorsunuz. Elinizde mühür, adayı beğeniyorsunuz, çalışacağına inancınız tam, çalıp çırpmalara falanda göz yummaz diye umuyorsunuz; lakin temsil ettiği siyasi partinin düşünce yapısını, parti programını, yapıp ettiklerini asla kabul edemiyorsunuz. İyi olduğunuza kanaatiniz olan bir aday için temsil düşünceden hoşlanmadığınız siyasi bir düşünceyi nasıl oy vereceksiniz. Mührü nasıl gönül rahatlığıyla vuracaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinizde mühür, adaydan hiç hoşnut değilsiniz, seçildiğinde çalışacağından büyük kuşkularınız var, milletin hakkını, sizin hakkınızı kılıfına uydurup yutacağına dair inancınız ağır basıyor; lakin adayı olduğu siyasi partinin görüşlerini benimsiyor, yaptıkları çalışmalardan memnun oluyorsunuz. Şimdi partinin siyasi görüşünü benimsediğiniz için her haliyle içinize kuşkular düşüren adayına nasıl gönül rahatlığıyla oy vereceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem aday hem de parti içinize siniyor. Ben partimin adamıyım, partim benim için en iyisini düşünür kimi aday gösterdiğinin önemi yok diyorsanız. Parti marti anlamam adaya oy veririm. Desteklediğim aday neredeyse benim oyumda orayadır, diyorsanız. Buyrun kullanın oyunuzu elinize yapışan yok. Ama unutmamak gerekir ki aday ya da partinin yaptığı her işten sizde oy veren herkes kadar sorumlu olduğunuzu unutmayın. Oyunuzun takipçisi olun. Falan filan… Tabi oy kullanmamakta sorumluluktan kaçma kolaycılığı olmamalıdır. Oy kullanmamak körü körüne oy kullanmaktan daha çok sorumluluk gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ben oy kullanmayacağım; çünkü oy kullanma hakkı ne kadar demokratikse oy kullanmamakta o kadar demokratiktir. Beğenmiyorum arkadaşım bu sahtelik kokan oyunda yer almayı. Yer almayarak yer sahibi olduğumun farkındayım. Bir tarafta yer alacaksam doğru bildiğim tarafta olmayı tercih ederim. Doğrumun içinde yamukluk varsa ondanda uzak durma cesaretini de gösteririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, seçmen listesinde adımı görmüşler. Hayırlı olsun…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-7995359113642116310?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/7995359113642116310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/02/oy-kullanmamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7995359113642116310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7995359113642116310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/02/oy-kullanmamak.html' title='Oy Kullanmamak'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SZHsSGGTkfI/AAAAAAAAA4A/OmQW_FSZlKY/s72-c/foto+(8).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-6318693247404627523</id><published>2009-04-14T16:55:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.863+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Yalnız bir adaya düştüm</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXnffjLTyI/AAAAAAAAA8w/EwoETP_9ljs/s1600-h/zettell.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324916662666481442" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 170px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXnffjLTyI/AAAAAAAAA8w/EwoETP_9ljs/s200/zettell.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben yalnız değildim, ada yalnızdı. Ben düşünce ada yalnızlığından kurtuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimseciklerin bulunmadığı bir aday düşünce yanımızda bulunmasını arzu edeceğimiz şeyler neler olacak. Bunu yanınızda bulunmasını istediğiniz üç şey, beş şey diye kalıplaştırabiliriz, ama ben kalıplaştırılmış çok şeyden hoşlanmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adaya vardınız, gemidekiler size el sallayıp uzaklaştılar. Bir başınıza siz ve ada. Yolculuk uzun sürdüğü için kendinizi baya yorgun hissediyorsunuz. Kolay değil tâ Ereğli’den kalk, kimseciklerin olmadığı bir ada bul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahile uzanıp güneşin keyfini çıkararak bir öğle şekerlemesi yaptınız. Ve büyük bir panikle uykunuzun arasında yattığınız sıcacık kumlardan fırladınız. “olamaz” diye bir çığlık, cep telefonunuzu yanınıza almadığınızı fark ettiniz. Bu salakça bir bağırıştı, zaten oraya baz istasyonu kurulmamıştı, buda saçma, sizden önce orada kimse yoktu ki baz istasyonu olsun. Saçmalıklar sıralanıyordu daha fazla saçmalamayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyecanınız yatıştı, karnınız acıktı tabi, bir “olamaz” daha yanınıza yiyecek bir şey almadınız. Ama şükür ki kredi kartınız var. Yandaki lokantaya oturup iyice bir karnınızı doyurursunuz artık. Bir anda köşeli jeton pat diye oturuyor hazneye. Zaten ıssız bir adadasın ne lokantası, ıssız adanın sana iyi gelmediğini gittikçe fark ediyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aç karnına, gecenin karanlığı adanın üzerine çökünce, kendine gelmiş bir vaziyette lambaya uzanma gafleti göstermiyorsun. Çünkü bu adada hala elektrik yok. Çeşmeyi açınca akan su yok. Lattopunun şarjı gemide bitmişi. Çet yapamasan da biraz oyun oynaya bilirdin. Kredi kartın yanında, hoş paranda var; ama ikisi de bu adada karın doyurmuyor. Çantanı açıyorsun, beş altı pantolon, beş altı kazak, bir o kadar gömlek, ayakkabı, çorap görende podyumlarda gezecen sanacak, çıplak gezsen ne olacak karnın aç bir kere, iki dilim bir şey olsaydı, yarı çıplak kalmaya razı olacağın bir hal içindesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oda ne bir kitap, yalnız kalmayı düşüneceğiniz bir adaya giderken listede olması düşünülemeyecek yegane nesne. Sakın böyle bir girişten sonra adadan bu kitapla kurtulacağını düşünüyorsan çok hayalperestsin be dostum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık iyice anladın işi bir film kadar uzatmaya gerek yok, şu adadan çabukça kurtaralım seni, yoksa evdeki hanımın gözyaşları dinip en yakın arkadaşın tarafından teselli ediliyor olabilir Allah göstermesin. Bu ıssız ada klişesini burada kullandığım için affınıza sığınıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ada sizi açmadı anlaşılan ne yapalım ama çok kısa bir zaman içinde aynı sonucu bir adaya gerek kalmadan yaşayabilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece elektriğin kesilmesiyle günlük yaşamınızın ne kadar büyük bir sekteye uğrayacağını düşünerek. Teknoloji adı verdiğimiz yüzlerce ıvır zıvırın “hayatımızı kolaylaştırırken” bizi ne kadar kendine köle ettiğini görebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız başınıza bir adada kalmak belki her şeyinin olduğu ama onları kullanamadığın bir dünyada yaşamaktan daha güzel olabilir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-6318693247404627523?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/6318693247404627523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/yalnz-bir-adaya-dustum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6318693247404627523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/6318693247404627523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/yalnz-bir-adaya-dustum.html' title='Yalnız bir adaya düştüm'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXnffjLTyI/AAAAAAAAA8w/EwoETP_9ljs/s72-c/zettell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-1717379775754992356</id><published>2009-04-13T16:51:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.863+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>42 Numara Kaos</title><content type='html'>Ülke kaosa doğru sürükleniyordu. Taraflar arsında çatışma çıkacağı söyleniyordu. İktidar bu kaosta etkisiz bir rol oynuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereksiz bir tartışmaydı kimilerince, kimilerince sorunu bu kadar büyütüp rejim tehdidi haline getirmek rejimi savunduğunu söyleyenlerin saçmalığıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azınlık tedirgin, halk olanlara bir anlam verememenin derdindeydi. Kimin azınlık kimin halk olduğu karışmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyonlarda birinci haber olarak girip son haber olarak çıkıyordu. Haklarını isteyenler ve haklarını vermek isteyenler kapışıyordu sözde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek hak arayanları kimse kulağını açıp dinlemek istemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasalarca yasak olmayan bir durum, yasak olmadığı açıklanmak için yasaya konuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefet bunun bir yabancı üniforma olduğunu, rejimi tehlikeye soktuğunu yasağın devam etmesini savunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlüğünü savunanlar da neyi savunduklarına bir karar verememişlerdi. Uzaktan bakınca baya kambur oldukları anlaşılıyordu. Dik duracak adamlar bekleniyordu.&lt;br /&gt;Üniversiteler kurulu toplanmış, her şey ayaktan başlar. Önce bu ayaklardan kurtulalım başa sonra geliriz, diye açıklamalar yapıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okullara girerelerse notlarını kıracağını açıkladı, bir rektör.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asker ne diyecek diye merakla bekleniyordu. Genelkurmay başkanı, bizim görüşümüz malumun ilamı olur, dedi. Bu biz postaldan yanayız, demekti tüm yorumlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimin ne dediği neyin nereye gittiği beli değildi. Özgürlük sorunu tartışılıyordu. Ama insanın ayağı özgürlüğün kapsamına girmemeliydi. Rejim tehlikedeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehlikenin farkında olanlar, kapılarının önüne bomba atanlara cevap vermiyordu. Ama ayaklar daha önemliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke kaosa sürükleniyordu. Rejim siyasal bir simgenin tehdidi altındaydı, herkes 42 numara spor ayakkabısı giyiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rejim bundan büyük bir tehdit görmemişti.&lt;br /&gt;Spor ayakkabısı ayağı terletirdi, ve modernleşme yolundaki ilerleyişimizi sona erdirirdi. Çağdaş uygarlık seviyesine 42 numara spor ayakkabısıyla çıkılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca 42 numara spor ayakkabısı ayağa hiç yakışmıyor, göz zevkini bozuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42 numara spor ayakkabısı belli bir siyasi görüşü paylaşanların siyasi simgesi yasaklanmalı, eğer 42 numara spor ayakkabısı serbest bırakılırsa, spor ayakkabılılar, diğer ayakkabı giyenleri baskı altına alıp, onlara da spor ayakkabısı giydirebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha neler neler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42 numara spor ayakkabısına hayır mitingi cumartesi saat 14:00 da Ata’nın huzurumda yapılacaktır.&lt;br /&gt;Demokratik Çağdaş Modern Vesaire Kösele Severler Derneği&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-1717379775754992356?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/1717379775754992356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/42-numara-kaos.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/1717379775754992356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/1717379775754992356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/42-numara-kaos.html' title='42 Numara Kaos'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-51724149545731921</id><published>2009-04-12T16:27:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.864+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Kirlenmek Güzel Değildir!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXg7bUc7LI/AAAAAAAAA8o/rrqamJTCRqw/s1600-h/zettell.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324909445985922226" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 170px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXg7bUc7LI/AAAAAAAAA8o/rrqamJTCRqw/s200/zettell.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Televizyonla ilişkisi problemli bir adam olarak reklamlardan da gıcık kapıyorum. Kapitalizmin en okkalı silahı reklamlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Yahudilin söylediği rivayet edilen: “Sermayemin onda dokuzunu reklama yatırırım, gerisini mala” deyişi. Reklamın ne menem bir yaratık olduğunu ortaya koymaktadır. Bunu bir Yahudi söylemiş olabilir, ama onla aynı zihniyeti taşıyanların bu bakımdan ondan pekte farkı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele hele “reklamın iyisi kötüsü olmaz” veciz sözünü ortaya atan aşağılık mahlukları görünce reklamdan iğrenmek hakkımı asla saklı tutmuyorum. İğreniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendini övmesi ne kadar hoş gelmiyorsa; reklamların kendini öven havasından da o kadar gıcığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele kullanılan o dil yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz sizin için en iyisini düşündük, yaptık, denedik, test ettik… bundan iyisini yapacak sadece biziz havasıyla yapılan reklamlar. Hepimizi aptal yerine koyan ve aptal olduğumuzu yüzümüze vurarak yapar işini. Ve bizde aptal aptal bu zokayı yutarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalist bir dünyada eğer bu zokayı yemiyorsanız, Afganistan gibi başınıza kapitalist canavarlar çöreklenir ve neye uğradığınızı şaşırırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı yazmaya sebep olan gereksiz reklama gelirsek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklamımız “kirlenmek güzeldir” sloganını bulmuş ve ajitasyon içeren reklamlarla temizlik ürününü bize pazarlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirlensin sorun yok, biz temizleriz, havasındaki bu masumane yaklaşımın getireceği çağrışımlar ben de mide kramplarına sebep oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir rehabilitasyon merkezi “uyuşturucu kullanmak güzeldir.” diyebilir. Ki kendileri daha sonra bunu tedavi edebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün olumsuz davranışları bu bağlamda değerlendirip güzelleştirebiliriz. Ama bu güzelleştirme programı derinlerde büyük bir boşluk yaratacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirlenen şeyler temizlenmelidir. Ama kirlilik asla öncelenemez. Günah, bir kirliliktir, tövbe ederek temizlenir. Günah işle nasılsa tövbe edersin denilemez. Günah işlemiş olmak onaylanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu zihin algısının sonucunda kızını başka bir erkeğin yanında gören adamın hiddeti ile, oğlunu gördüğünde “erkek adam” olacak tabi, sözünü söyleme sakatlığına gitmektedir. Ne kızlarımız ne de oğullarımız bu yanlış anlayışla büyümemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklamların mesajlarını alırken daha özenli olalım ve kapatıp televizyonları kitap okuyalım. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-51724149545731921?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/51724149545731921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/kirlenmek-guzel-degildir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/51724149545731921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/51724149545731921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/kirlenmek-guzel-degildir.html' title='Kirlenmek Güzel Değildir!'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXg7bUc7LI/AAAAAAAAA8o/rrqamJTCRqw/s72-c/zettell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-8801888958739054135</id><published>2009-04-11T15:49:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.864+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>İshakpaşa Sarayına Sessiz Sedasız Bir Gezi…(!)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXX6zavcZI/AAAAAAAAA8g/aBqun0kyTcA/s1600-h/zettell.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324899539670233490" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 170px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXX6zavcZI/AAAAAAAAA8g/aBqun0kyTcA/s200/zettell.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir haftalık hazırlıklar sonunda tamamlandı. Okul olarak –birkaç eksiğimiz vardı ama- yapacağımız, içinde benim olduğum ilk geziydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün öğretmen arkadaşların adını buraya tek tek yazacaktım ama izinlerini almadığım için vazgeçtim. Yeri geldikçe araya sıkıştırırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes arabalara kurulmuş tam hareket edecektik ki en önemli şeyi unutmuştuk. Biz İshakpaşa Sarayına gidecektik, ne yazık ki mesafe yakın olsa da il dışına çıkıyorduk ve izin almamıştık. Müdür bey bunu hatırlattığında herkesin yüzünde garip bir tebessüm oluştu. Bugün cumartesi, kimden nasıl izin alınabilir, değil mi? Değil tabi. İlçe Milli eğitim müdürü ile aynı lojmanı paylaşıyorsanız bu sorun olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bunları konuşurken müdür bey yanımıza geldi. Arkadaş, hayırlı yolculuklar ve iyi eğlenceler diliyorum dedi, herkesle selamlaştıktan sonra. Yolda kendinize dikkat edin, siz bize lazımsınız dedikten sonra yanımızdan ayrıldı. Okul müdürümüzle birkaç dakika konuştuktan sonra okuldan da ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Formalite icabı bir dilekçe yazılmasını istemiş. Ne olur ne olmaz, diye Sağ olsun. Yolunuzun üzeri geçerken bırakıverin diye rica etmiş. Eee, bu kadar incelikte kırılmaz gayri. Tek bir dilekçe yazılması yeterliyken bizde her arkadaş için ayrı bir izin dilekçesi yazıp. Geçerken Sayın müdürümüze tek tek verdik. Teşekkürlerimizi de kendisine iletmenin keyfi ile yolculuğumuz başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yersen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemedi tabi bizim arkadaşlar, bal yere düşüp toprağa bulaşınca kim yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki minibüs birbirinin kovalayarak Doğubeyazıt yolarına düştük. Çaldıran’ın dev gökdelenlerle sarılı ana caddesinden yoldaki çukurlara düşmeden hızla geçtik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sıra dolmuşun içerisinde derin bir sükunet kol geziyordu. Ara sıra gereksiz esprilerle sükunetin canını sıksam da yolculuğun başında meydana gelen tatsızlık yavaş yavaş kalkıyordu üzerimizden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha! Tabi, tatsızlıktan bahsetmedim değil mi(!)?? Tatsız bir durum zaten boş verin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim hafıza baya ıslanmış… Hayaller dışında gerçeklerle bağlantı kuramaz oldum. Hayal dünyasında yaşamanın sıkıntısı bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri kontrol noktasındayız, plakamızın üzerine çamur sürmüştüm. Birileri plakamızı alıp, koltuğundaki karpuzların havasıyla, “daha karpuz kesecektik, nire gidersiniz? Esperisini yapmasın diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asker kimliklerimize bakıyormuş gibi yapıp, hadi sağdan, dandini dandini dastan,…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine yoldayız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide bulantısı, gezinin mana ve ehemmiyetinin tek belgesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlar yorumlarınızda benim kaçırdığım yerleri nakledersiniz artık. Bildiğiniz gibi benim ilgi alanım şoförün ani freni ile uyumakta olan oğlumun savrulmasına izin vermemenin nokta-i nazarındaydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolmuş yoluna devam ediyor… Yabancı müzik zangır zangır bağırmaya devam ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müziğin dili evrenselmiş, zannımca ben başka evrenden geldiğim için hiçbir şey anlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tendürek dağına tırmanıyoruz, yanımızda volkanik taşların harika bir görüntüsü var. Dolmuşun camlarını dışardan silmek gerektiği için hiç fotoğrafla falan uğraşmadım. Çeken arkadaşlar oldu tabi. Cimriliklerinden mi bilmem paylaşıma da atmadılar. Hoş paylaşım dostlarım geziye gelemediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her çıkışın bir iniş var, baya hızlı iniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide bulantısı, Off!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol boyunca notlar alırdım eskiden. Eskidi her şey ayakkabılarım gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse Doğubeyazıt’tayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirde fazla oyalanmadan saraya çıkıp, İshak paşa ile ülkenin gidişatını görüşmek gerektiğinden, marketten ufak tefek ihtiyaçlarımızı alıp, yola tekrar koyulduk. Diğer dolmuş bizden önce saraya çıkmıştı zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paşa bensiz onlara yüz vermezdi zaten. Boşuna acele ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve işte karşımızda İshak Paşa ve Sarayı, insan o kadar yukarı saray mı yapar ya hu! Zavallı atlar nasıl yoruluyordur oraya çıkana kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda işçiler çalışıyordu, sel suları yolları baya perişan etmişti. Birileri gezer, birileri ter döker işte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim önceki grup saraya bizi beklemeden dalmış. Protokol var, edep-erkan var, nıck nıck… olmaz ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarayın kapısından, adımı verip girmişler içeri. Adımızı bilmeyen mi var şu gök kubbenin altında?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Var mı?&lt;br /&gt;-Bırak o cahillerle muhatap etme beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni görünce hemen saraydan dışarı çıktılar. Saygıda kusur etmezler nede olsa(!)… Tabi nerde, mide mevzuları işte… yoksa kim takar sırma saçına tokayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğubeyazıt kalesi harabelerinin yanına güzel bir piknik alanı hazırlamışlar. Cümbür cemaat evde hazırlanan abur cuburu, hapur hupur ettik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızma, Hatice Hoca, senin adını kesinlikle vermem. Hem o kadar şeyi tek başına yiyemezsin ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer misin?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ben en çok “su böreğini” beğendim… Kim yaptıysa ellerine sağlık, hiç tanımam yapanı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi çok güzeldi, emeği geçenlerin ellerine sağlık. Ne bulduysam yedim. Ama boğazımdan da geçmedi hani hepsi, Sultan Hoca’ya bakınca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emrullah Hoca’da sağ olsun kendisi yemedi bana yedirdi. Konuşmadan anlaşabiliyorduk. Artık sofradan kalkayım diye börek yerine peçete uzatsa da gözü aç birini zor kaldırır sofradan bu reklam kokan hareketler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sofrada en teknik takılan Emin Hoca’ydı. Direk ana sofradan götürüyordu. Bu gezinin organizasyonu da ona aitti. Organizatör olmak kolay mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek faslı böylece bitmedi. O kadar çok şey yapılmıştı ki Hatice Hoca bile hepsiyle başa çıkamadı. Bizlerde elimizden geldiğince yardımlarımızı esirgemedik; ama olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemeklerin toplanmasından sonra herkes bir tarafa dağıldı. Toplayana aşk olsun. Herkes bizim gibi elden ayaktan düşmediği için kelebekler gibi gezmeye başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem yediklerimiz sindirmek hem de Yusuf beyin nazını çekmek kolay değildi. Hanım mı?&lt;br /&gt;Off! Bana yine bir sürü reklam malzemesi verdi. Ne kılıbıkmışım be J…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi canım, biz hayatın müşterek olduğunu bilip birbirimize yardımcı oluyoruz. Bulaşıkları kesinlikle yıkamam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz gezimize geri dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piknik yerinden aşağıda Ahmet’in yanına vardık. “Hani Ahmet” var ya onun yanına işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu meşhur “men ile zin” mesnevisinin şairi, tasavvuf ehli: “Ahmed-i Hani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz aşağı inene kadar ekibin gençleri türbeyi dolaşmış, Kapı önü sergisindeki cıncık boncuğa bakıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türbenin yanında olunca gereği yapıldı. Bir selam gönderdik bizden önce gidenlere ve selamımızı geri aldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İshak paşa bizi bekliyordu bizde Elif Hocayı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saraya kadar yürüyerek inme niyetindeydik. Malum mide bulantısı. Grup da tamamen dağılmış bir vaziyetteydi. Bir grup dolmuşlarla gitmişti. Bir gurup saray yolunu yarılamıştı. Ve biz en arkadan yola koyulduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda karar değiştirip Beyazıt Camisine çıkmaya başladık. Buraya bir daha mı geleceğiz. Çık babam çık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel cami, manzara ise muhteşem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkması neyse de birde inmesi var bunun. Gençlik işte benim içim korkuluklardan seke seke inilecek bir yer yapmışlar. Oğlumla hoplaya zıplaya indik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorucu bir yolculuktan sonra sarayın kapılarına ulaşmıştık. Herkes içeri girmişti. En geride biz kalmıştık. Dedik ya yaşlılık zor diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saray gerçekten çok güzeldi. Taş işçiliğinin ince örnekleri sergilenmişti. Sarayın büyük kısmı restore edilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama beni en çok manzarası büyüledi. Büyüyü bozdurmak için az uğraşmadım. Tüm ova ayaklarınızın altına serilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarayı dolaştık; ama İshak bizi beklemeden gitmiş çok bozuldum doğrusu. İşin düşer bakalım bir daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey oldukça iyi idi, halinden memnun olmayan benim dışımda kimse yoktu. Hanım ise halini düşünecek vaziyette değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saraydan ayrılmak zor tabi, saray burası başka bir şeye benzemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 kişiydik çocuklar gibi neşeliydik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saraydan ayrılırken dolmuşlarda ufak tefek yer değişiklikleri olmuştu. Ama bu değişiklik bizim araçta baya gürültülü oldu. Bir ara, aracın koridorunda halay çekecekler, diye korktum; ama Korkunun da ecele yok ki faydası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şükür Doğubeyazıt’a çabuk vardık. Yoksa kimsede kurt kalmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğubeyazıt’ın çarşıları meşhurmuş, gezip görelim… doğru mu, değil mi? Dağıldı herkes yine kaldık mı dağlar başında bir başımıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam, Emine Hanım siz hep yanımızdaydınız da biz hangi yandaydık orasını kestiremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur yağdı ve rüya bitti. Herkes dolmuşlara doldu. Yol bizi bekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif Hoca, Nedense Muradiye Şelalesini görmek istedi. Bunun Hazal ile alakası olmadığına ben yalancı şahitlik yapabilirim. Ama gezinin bekli de en güzel ve derli toplu noktası da şelalede kondu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri kalan tüm abur cubur burada bitirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oh be! Gezide sonunda bitti. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-8801888958739054135?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/8801888958739054135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/ishakpasa-sarayna-sessiz-sedasz-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8801888958739054135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8801888958739054135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/ishakpasa-sarayna-sessiz-sedasz-bir.html' title='İshakpaşa Sarayına Sessiz Sedasız Bir Gezi…(!)'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXX6zavcZI/AAAAAAAAA8g/aBqun0kyTcA/s72-c/zettell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-2101484076292010030</id><published>2009-04-10T15:40:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.864+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Enformasyon Savaşı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXV1mNB0CI/AAAAAAAAA8Y/PGvzq2BM13A/s1600-h/zettell.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324897251200454690" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 170px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXV1mNB0CI/AAAAAAAAA8Y/PGvzq2BM13A/s200/zettell.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Paronayak olmadığım izlenmediğim anlamına gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her an takip ediliyormuşum hissine kapılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni takip edenlerden biri de sen olabilirsin. Sana söylüyorum beni takip etmeyi bırak! Çünkü asıl ben seni takip ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün İbrahim Karagül bir yazı kaleme aldı. O yazıdan bir süre öncede bir yazı kaleme almıştı. Zaten kendisi yazardır mütemadiyen yazılar kaleme alır. Bizim gibi uyduruk takımından değil yazdıkları. Sevgililer gününden hiç bahsetmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yazısını ortak özelliği bir enformasyon savaşını başladığı/ya da ayak seslerinin kulaklarımıza geldiğini yönündeydi. Tabi ondan başka bunu kaç kişi duydu bilmiyorum. Ben doğuştan sağır olmasam duyardım. Ancak okumakla yetindim. Siz de bu yazıları mutlaka okuyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah kalktığınızda, her gün heyecanla açtığınız. Haberlerinden köşe yazılarına sizin için vazgeçilmez olan Ereğlimedya’ya giremeyeceksiniz. Hatta bilgisayarınız internete bağlanmayacak bile. Telefonlarınız çalışmayacak. Cep telefonunuz şebeke yok sinyali çakacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalar işlem yapamayacak, TV vericileri işlem göremeyecek. Uçaklar havalanamayacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VS…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada ülkeniz sizin haberiniz olmadan işgal edilmiş olabilir. Dünya ile bağlantınız bir anda kopabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yada komşunuzun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sıralarda birileri bunun pratik denemelerini yapıyor. Denizlerin altındaki Fiber optik kablolar esrarengiz şekilde kopuyor ve bir çok ülkenin iletişimini felce uğratıyor. Felçte ilk yedi gün çok önemlidir. Çünkü yedinci gün hala hasta ölmemişse yaşama şansı var demektir. Ama ölmüşse yaşama şansı yoktur:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba bu kablo kesme işini kim yapıyor(?) Türk Telekomcular olamaz, onların grevi sona erdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek dişi kalmış bir canavar olabilir mi acaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse zaten istihbarat teşkilatları bizi bu iletişim ağında rahatça takip ediyor. Ben saklanmaya çıkıyorum kapının önüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizde İbrahim Karagül’ün yazılarını okuyup, biraz düşünün. Tabi fazla düşünmeyin sonunu biliyorsunuz. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-2101484076292010030?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/2101484076292010030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/enformasyon-savas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2101484076292010030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/2101484076292010030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/enformasyon-savas.html' title='Enformasyon Savaşı'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXV1mNB0CI/AAAAAAAAA8Y/PGvzq2BM13A/s72-c/zettell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-8790209528561629989</id><published>2009-04-09T15:35:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.865+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Eğlence</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXUx_ITz2I/AAAAAAAAA8Q/3NtscgqdaMU/s1600-h/zettell.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324896089660444514" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 170px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXUx_ITz2I/AAAAAAAAA8Q/3NtscgqdaMU/s200/zettell.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bizim çocuklar geldi geçen gün, “Ya hu dede sen hiç eğlenmez misin? Gömülmüşsün kara kaplı kitapların içine, böyle hayat mı geçer, eğlenmek lazım değil mi?” diye tutturdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ama eğlenmekten amacınız nedir? diye sordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirlerinin yüzüne bakıp: “İçimizdeki sıkıntılardan uzaklaşıp biraz rahatlamak, neşelenmek stres atmak, falan filan…” dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu nasıl yapacağız, soruma: “Dolaşırız biraz dede, bir yere oturur bir şeyler yer içeriz, yaşın müsait değil ama istasyon caddesinde bir tur atarız. İstersen bir de…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerini kesip, “İyi o zaman”, dedim. “Ben biraz daha kitap okuyup bir bardak daha demli çay içeyim. Hem neşem yerine geliyor, hem de stres denen sıkıntıyı alıyor üzerimden. Size eyvallah.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şey iyi ise eğlenceli olmalı, değilse iyi değildir. Cümlesiyle sabitleşmiş hayatımızda eğlence arayışı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne bahane olursa olsun, eğlenmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmenler gününde, polis gününde, yaşlılar gününde falanda filanda gece düzenleyip eğlenelim, doğdu eğlenelim, öldü bir gün sonra üzüntümüzü yenelim hadi eğlenelim, maçı kazandık eğlenelim, kaybettik eğlenelim unutalım, iş, okul, hayat, sıktı hadi eğlenelim, her şey güllük gülistanlık hadi eğlenelim, bugün pazar eğlenelim, yarın pazartesi bugün daha çok eğlenelim, geldi eğlenelim, gidiyor eğlenelim, eğlenelim, eğlenelim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eğlence sarmalının içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Bunun kapitalizmin pazarlamasından kaynaklandığını aklımızın ucundan çıkarmayalım. Eğlenmeyi de onların sundukları şekilde yapacaksın; yoksa yaptığın şey seni eğlendirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin özü közü tüketmek üzerine. Ne kadar tüketirsen o kadar eğlenirsin. Tüketemiyorsan vah haline senin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerisinde tüketmek olmayan hiçbir şey artık eğlenceli değil ve sanki birileri bunları lanetliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk oturup iki sayfa kitap okumuyor. Müzik kanallarından başka kanala bakmıyor. Bahçede dolaşmak onu rahatlatmıyor, dolaşırken mutlak bir şeyler tüketmeli. Tüketim kültürünün başat öznesi oldu eğlence. Ve bu haliyle bizim ruhlarımıza huzur ve sükunet&lt;br /&gt;vermek yerine daha fazla sıkıntı aşıladığı aşikardır. Sıkıldıkça daha derinleşen bir yara büyüyor içimizde.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğlenceyi bir tüketim olmaktan çok üretmek formuna tekrar soktuğumuzda yanlış giden çok şeye darbe vurmuş olacağız. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-8790209528561629989?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/8790209528561629989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/eglence.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8790209528561629989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/8790209528561629989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/eglence.html' title='Eğlence'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXUx_ITz2I/AAAAAAAAA8Q/3NtscgqdaMU/s72-c/zettell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-7478906797673911257</id><published>2009-04-08T15:22:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.865+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Döner Sermaye</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXR9WP1dpI/AAAAAAAAA8I/o1CdOI4toQE/s1600-h/zettell.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324892986309703314" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 170px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXR9WP1dpI/AAAAAAAAA8I/o1CdOI4toQE/s200/zettell.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) 2007 yılını Mevlana Yılı ilan etmişti. Allah razı olsun, değerli mutasavvıfımızın değerini biz anlamadan anlayan “gavur”lar imana gelip bu değerli şahsiyete bir yılı hediye ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye? (mantıklı cevabı olan yazsınJ mantıksızlarda kabulümüzdür tabi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca bize aşağılamak için ellerinden gelen gayreti gösteren. “Türk” kelimesini “barbar”lıkla, “Müslüman” kelimesini “teröristlikle” eşdeğer hale getirme çabasından vazgeçmeyen batıcığa ne oldu da imana geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz onların Aziz Valentin’lerini, Noellerini kendimizinmiş gibi kutlayınca dayanamayıp kompliman yapma ihtiyacımı hissettiler. Pek düşünceliler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana onlar için ne ifade ediyordu? (hoş bizim için ne ifade ediyorsa)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün acaba Hz. Muhammed (sav) yılı ilan eder mi UNESCO.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zannetmem, bizim gibi dininden ve kitabından bi haber Müslümanlara, Mevlana’yı ne kadar sevdiklerini göstererek pazarlıyor, hatta ona bir peygamber muamelesi yapıyorlar. Biz saf akıllıların kafasındaki Mevlana imgesi peygamber imgesinden öne çıkıyor. (isterseniz kendiniz şöyle bi yoklayın)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana’yı bu kadar seven UNESCO, Hz. Muhammed (sav)’e hakaret eden karikatürleri kınamaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana, Yunus, Hacı Bektaş… cici çocuklar, sevgi, şefkat, merhamet olara, Peygamber (sav) ise terörist olarak resmedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UNESCO’muz Danimarka’da ve birlik ülkelerinde yayınlanan karikatürleri kınamış mıdır? Hayır! Onlar Mevlana’yı severler, onun dinini değil. Hele Peygamberini sevmeyi bırakın saygı bile duymazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim millette “Mevlana Yılı” ilan edildi diye bir halt olduğunu sansın dursun. Var mı Mevlana hakkında “ne olursan ol gel” sözünden fazla söyleyecek sözü olan. Sema da harika bir ibadet(!) değil mi yani! Döne döne ibadet ediyorsun… Seyirlik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarikatların bu iç ritüellerinin İslam ile alakası yok, zaten adı üzerinde ritüel, ibadet değil… Ritüel kelimesinin anlamına bakabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer semayı doğru buluyor, dini olmasa da kültürel zenginliğimizdir diyorsak. Kimse artistlik yapıp Rufailere laf söylemesin. Sema da cezbeye ulaşıyorsa insan döne döne, cezbeye ulaşan Rufailerin vücutlarına şişler ve bıçaklar sokması o kadar doğru ve kültürel bir zenginliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hint fakirleri ateşte yürüyüp şiş sokunca aaa! Rufailer yapınca bbb! Olur anam! Hani nerde kaldı bizim memleketin laikliği, Mevlana Tarikat şeyhi değil mi? Mevlevilik tarikat değil mi? Sema tarikat ritüellerinden biri değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başörtüsüne karşıyız; ama sema bizimdir, Mevlana bizimdir. Ne güzel, ne güzel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana’yı bile anlamaktan aciz bu adamlar/kadınlar, Mevlana’yı yanlış anlatmak için ölüp geberiyorlar. Kefenleri beyaz olasıcalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, maksadımız bir tasavvuf eleştirisi yapmak değil ancak, batı ve batı yanlıları mistik ve sufi düşüncelere sempati yaratmaya çalışmalarının, İslam’dan bağımsız ve uzak bir din anlayışı ortaya çıkarma çabası olduğu kanısındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam’ın asıl kaynakları anlaşılmadan diğerlerinin anlaşılabilme imkanı yoktur. Kuran okunmadan mesnevi hatmetmiş insanların varlığının ne o insanlara ne de İslam’a bir yararı olacaktır. Hoş Mevlana ile olan bağıda düğünde seyrettiği sema “gösterisi”dir en fazla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usta Neyzenlerden Selahattin ÖZÇİMİYE soruyorlar: “Nedir bu düğünde, açılışta sünnete yapılan sema gösterilerinin durumu, Mevlevilikle ne alakası var diye. Oda cevap veriyor. “Bunun Mevlevilikle falan alakası yok, tamamen DÖNER SERMAYE diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok dağıttık hissesine pay düşen alır, pay düşmeyen deftere yazar artık. Bir sonrakine alır payını inşallah…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-7478906797673911257?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/7478906797673911257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/doner-sermaye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7478906797673911257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/7478906797673911257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/doner-sermaye.html' title='Döner Sermaye'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXR9WP1dpI/AAAAAAAAA8I/o1CdOI4toQE/s72-c/zettell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-5262754128857285704</id><published>2009-04-07T15:12:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.866+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Biz Peygamber Miyiz?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXPe3zwzlI/AAAAAAAAA8A/kxu9FaZjtqw/s1600-h/zettell.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324890263719562834" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 170px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXPe3zwzlI/AAAAAAAAA8A/kxu9FaZjtqw/s200/zettell.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayatta insan, mutlu ve huzurlu olmanın yollarını arar durur. Havuz başında şezlongunuza uzanmışsınız. Yanınızda televizyondaki mankenlere taş çıkartacak hanınız. Emrinize bekleyen hizmetkarlar. Sofralarınıza kuş sütü dahil tüm mahlukatın sütü bulunuyor. Banka hesaplarınızı tutmak için bir muhasebeci yetmemiş ikincisini de görevlendirmişsiniz. Kapınızda sizin için üretilmiş birkaç değil birçok model araba. Dünyanım bilmem nerelerinde kâşaneleriz. Her kapıyı siz yorulmadan açan akrabalarınız. Vesaire veraire…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlusunuz değil mi, bunların hepsine sahip olunca. Şimdi, yok biz bunları istemeyiz diyenler çıkacaktır. Yüzünüzü görsem bir kahkaha basardım. Evinde televizyon olupta ben magazin programı seyretmem diyenle aynı kefeye korum biline.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönelim biz kendi mevzuumuza, mutlu olmak istiyoruz. Yok ağabey ben alenen mutsuz olmak için yaşıyorum. Elime hangi fırsatlar geçtiyse elimin tersiye itekledim. Mutsuz olma hakkım engellenemez, diyorsan, sus ta şurda iki kelam edelim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mutlu olmanın formülü çok basit, bir kitapçıya giriyorsunuz bir kişisel gelişim zırvası alıyorsunuz, içindeki mucizevi tarifleri bir demlikte kaynatıp sabah akşam, yarım limon katıp içiyorsunuz. Harika mutluluk ve kapitalist başarı hikayelerini okuyup gaza geliyorsunuz. Kitabın yazarı ve yayınevi müreffeh bir hale geliyor sizin hayalleriniz arasında çünkü ilerleyen sayfalarda başka kitaplardaki muskaları hayatta ulaşmak istediğiniz yerlerin bahçesine gömeniz gerektiği okuyarak. Koşturuyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koştur koşturabildiğin kadar “Çatlarsa doğuran kısrak utansın” diyelim. Ve sonuca doğru yol alamaya devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç mu?&lt;br /&gt;-Kuzum, ağabeye soğuk su ver oradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz alçak gönüllü insanlarız, bir ev, bir araba, iyi maaşlı bir iş yeter, diyorsanız hala mutlu olmadığınızı itiraf edemeyen azınlıktansınız. Mutsuzsun da haberin yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımızı, bizi mutlu edecek kapital değerlerin peşinde koşarak devam ettiriyoruz. Elde ettikçe diğer vadideki altınlarında bizim olması gerektiğini düşünerek mutsuzluğumuz zenginliğimiz kadar büyümeye devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlarsınız Mekkeli müşfikler, ki onlar soyları ve ataları yüzünden kendilerini şerefli kabul ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Muhammed (sav) - ki parantez içini ben diyorum müşrikler bunu dese iş o zaman biterdi. –&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel şu davandan vazgeç, seni kral yapalım, Mekke’nin tüm zenginliklerini önüne serelim. Diyorlar. Yani Peygambere birinci paragrafta anlattıklarım sunuyorlar ve Peygamber efendimiz bunları elinin tersiyle itiyor. Peygamber (sav), bunları itmişse demek ki hayatta mutlu olmanın yolu bunlardan geçmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisine ikna etmeye gelen Utbe’ye Fussilat suresinden bir bölüm okuyor ve surenin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Gece, gündüz, güneş ve ay Allah'ın kudretinin delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer sadece Allah'a kulluk yapmak istiyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin.”ayetini okuyarak peygamber efendimiz secdeye kapanıyor.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;(bu bir secde ayetidir lütfen secde yapınız)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl mutluluk malda mülkte değil, Allah’a secde etmekte. Allah’a secde edenler sonsuz mutluluğa erecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eee, tabi biz bunları yüzlerce kez okuduk ve dinledik bir şey değişmedi değil mi. Hala mutlu olmanın yolunun birinci paragraftan geçtiğini düşünüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve tabi bahanemiz hazır, O bir peygamberdi bunları elinin tersiyle itebilir. Biz ise &lt;strong&gt;Peygamber miyiz&lt;/strong&gt; ki bunu yapabilelim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-5262754128857285704?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/5262754128857285704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/biz-peygamber-miyiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/5262754128857285704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/5262754128857285704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/biz-peygamber-miyiz.html' title='Biz Peygamber Miyiz?'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXPe3zwzlI/AAAAAAAAA8A/kxu9FaZjtqw/s72-c/zettell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3387747049001755054.post-1322620382373303290</id><published>2009-04-06T15:03:00.000+03:00</published><updated>2010-02-06T23:53:15.866+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Köşe Yazıları'/><title type='text'>Beni Meydanbaşı’na Gömün</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXNeGLFeDI/AAAAAAAAA74/xMJEK2v4pEE/s1600-h/zettell.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324888051372357682" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 170px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXNeGLFeDI/AAAAAAAAA74/xMJEK2v4pEE/s200/zettell.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Hayat denen bu hengâme, yaşlı vücudumu oldukça yordu. Ruhum bedenimi terk edip gittiğinde zavallı bedenim kendisini tanıdıkların arasında bulmalı ki rahat etsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondandır ki vasiyetim beni Meydanbaşı’na gömün. Tabi gömmekle kalmayıp ardımdan hakkınızı helal de ederseniz pek makbule geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen emniyete gidişte sağ taraftaki bölümde olsun yerim. İkindi gölgesi düşsün kavakların üzerime. Yoksa çok sıcak olur yaz günleri çekilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezar taşımın o kadar şatafatlı olmasını istemem. Sadelikten yanayım her zaman. Sadece üzerine bir LCD ekran yerleştirip, hayat hikayemi slayt gösterisi yaparsanız memnun olurum. Bu işi “Burak” halleder zannedersem. Kısa metrajdan uzuna çalan bir belgeselde yapılabilir hakkımda. Hiç sorun değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgesel filmde beni oynayacak kişiyi Metah Çakko seçsin. Lütfen, Hollywood eskisi bir artist bozmasına bu işi yaptırmayın. Senaryoyu da Metah yazabilir. Kendisinin bu konuda başarılı olacağına inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezarım mermer olmasın rica ederim. Soğuk oluyor. Kitaplarımı okuduğum rahlenin önünde serili postu kış için kullanabilirsiniz. Yazın serin tutacak bir keçe serebilirsiniz. Bak işte yine geri kafalılığım depreşti. Ne postu ne keçesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim güzel Ereğli’mde doğal fısss! Her yere gelmedi mi? Mezarıma kombi bağlanmasını istirham edeceğim. Mezarımın üzerine küçük bir sera yapıp, lale ekmenizde hiçbir mahsur görmüyorum. Bana çok yakışır. Tabi ki damlama yapacaksınız. Su sıkıntısı var. Ne o öyle tenekeyi doldurup boca etmek. Yakışmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse siz şimdiden hazırlıklara başlayın. Bu dünyaya gelişinden hiç heri olmayan bu ihtiyarın ne zaman gideceğinden de haberi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pat diye bi sabah Ulucami’den selâmı duyabilirsiniz. Hazırlıksız yakalanmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar boş durmayın kitap okuyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kaosa Mütevazı Bir Katkı”&lt;br /&gt;Şule Yayınları&lt;br /&gt;Murat Menteş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir web sitesi kurup mezarımdan tüm dünyaya 24 saat canlı yayın verin ki insanlar her an komşum olacaklarını hatırlasınlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3387747049001755054-1322620382373303290?l=izdusunce.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://izdusunce.blogspot.com/feeds/1322620382373303290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/beni-meydanbasna-gomun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/1322620382373303290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3387747049001755054/posts/default/1322620382373303290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://izdusunce.blogspot.com/2009/04/beni-meydanbasna-gomun.html' title='Beni Meydanbaşı’na Gömün'/><author><name>izzet koçak</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://3.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/TLDYjy5JkfI/AAAAAAAABlQ/aS0KBfYeRlo/S220/3751577970.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSopzeukgcE/SeXNeGLFeDI/AAAAAAAAA74/xMJEK2v4pEE/s72-c/zettell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
